seyhan aslan hanotte
Seyhan Aslan Hanotte

1850 SONRASI EDEBİYAT ANSİKLOPEDİSİ 1

Yeni yazı dizimizle,1855-1970 yılları arası, dünya edebiyatında iz bırakan yazarlara ve eserlere yakından bakacağız.

Arada Jack Kerouac ve Ralph Ellison gibi yazarların olduğu,  Emile Zola’dan Harper Lee’ye uzanan 1855 ile 1970 yılları arasındaki kesitte, olağanüstü vizyona sahip, devrim yaratan yazarlar,  absürt şairler, edebiyat dâhileri yaşadıkları çağlara damgalarını vurmuşlardır. İşte bu yazı dizisinde 1855-1970 yılları arasında ortaya konulmuş ve 19. ve 20. yüzyılın en büyük eserleri olarak yer almış kitaplar ele alınacak.
Bu kitaplardaki metinlerin doğduğu koşulları ve temellerini daha iyi anlayabilmeyi sağlamak için hangi kontekstlerde doğduklarını inceleyerek  – biyografi, analiz ve kronoloji yöntemlerini harmanlama yoluyla-  bu önemli eserlerin izini süreceğiz.
Saint Exupery’in ünlü Küçük Prens adlı eserinin satırlarının arasına serpiştirilmiş Nazizm tehdidine dair metaforları nasıl okuyabiliriz? Sherlock Holmes’un doğuşu, polisiye romanlarda nasıl yeni bir detektif-marjinal dahi figürünün ortaya çıkmasına neden olmuştur? Gibi soruları analiz yoluyla cevaplamaya çalışacağız.
Evet, eğer hazırsanız Edebiyatın Büyük Eserleri Gemisi’ne hep birlikte binip bu eserlerin bize bıraktıkları kıymetli miraslarına yakından bakalım. Yazı serimizin konusu olan 1855-1970 yılları arasındaki dönemi üç ayrı kısımda ele alacağız:
1-1855-1900 Yılları arasındaki dönem: Gerçeğin tasviri
2-1900-1945 yılları arasındaki dönem: Gelenekçi anlayıştan kopma
3-1945-1970 yılları arasındaki dönem: Savaştan sonra yazı

 

flaubert

                                                                                                                                                                                        Gustav Flaubert

1855-1900 yılları arasındaki dönem: GERÇEĞİN TASVİRİ

 

Devre damgasını vuran, dönüm noktası sayılan olayların kronolojik özeti: 
1845 
Sosyalist teorisyen büyük Friedrich Engels İngiltere’deki İşçi Sınıfının Durumu adlı eserinde, proletaryanın oluşumunu analiz eder.
1859
Charles Darwin’in Doğal Seleksiyonla Türlerin Kökeni eseri ses getirir ve tartışma yaratır. Okuyucular doğa bilimlerine merak sarar.
1865
Lewis Carrol büyük bir başarıya ulaşan çocuk kitabı, Alice Harikalar Diyarında’yı yayımlar.
1856
Gustav Flaubert’in Madam Bovary’si, küçük burjuvazinin taşradaki dar ve sıkıcı yaşantısını betimler.
1862
Victor Hugo Sefiller adlı romanıyla, toplumsal eşitsizliği ortaya serer ve 1832 başkaldırısına neden olan olayları anlatır.
1866
Suç ve Ceza’da Dostoyevski bir katilin işlediği cinayeti, tasarlamasından gerçekleştirmesine uzanan süreçteki ruh durumunu ortaya koyar.
1869
Lév Tolstoy Napolyon’un 1812’de yaptığı Rus seferi esnasında geçen Savaş ve Barış adlı tarihsel romanını bitirir.
1880’li Yıllar
Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında, Afrika’da koloni kurmak adına yaptıkları pay kapma kavgaları yaşanır.
1884
Mark Twain Huckleberry Finn’in Maceraları’nda, Güney Amerika’daki ciddi seviyedeki ırkçılığı ortaya koyar.
1871-1872
Nary Ann Evans George Eliot sahte adıyla yazdığı eseri Middlemarch’da, bir kasabanın şaşırtıcı portresini çizer.
1881
Bir Kadının Portresi adlı romanında Henry James eski ve yenidünyanın değerlerini birbirleriyle çatıştırır.
1885
  1. yüzyıl sonunda, Kuzey Fransa’da bir madenci köyünde geçen Germinal adlı romanın finalinde Emile Zola insanlık için daha iyi bir gelecek umudunu okuyucuya sezdirir.
1888                   
Jack L’Eventreur Londra’da Whitechapel’in tekinsiz mahallelerinde birçok hayat kadınını acımasızca öldürür. Birçok gotik romancı, bu cinayetlerden esinlenerek eserler üretirler.
1891
Oscar Wilde Dorian Gray’in Portresi’ni yayımlar. Romanında, marazi ve yüzeysel güzellik tutkusunun, haz arayışının, roman karakterini nasıl alçalmaya, yozlaşmaya ve yıkıma sürüklediğini anlatır.
1899
Karanlığın Yüreği’nde Joseph Conrad modern hayatın geleneksel İngiliz değerleri üzerine olan yıkıcı etkilerini irdeler.

 

Dönemin Özeti

  1. yüzyıla doğru roman ana edebiyat türü olarak baskın hale gelir ve gittikçe daha çok okuyucuyu kendine çeker. Bu arada okur profili de değişmiştir.  Artık kitap okuyan kesim sadece elitlerden ibaret değildir. Bunların yanı sıra yeniliğe susamış okuyucu daha çok kendilerinin tecrübelerini ve içinde yaşadıkları dünyanın konularını ele alan bu dönem eserlerine gereken önemi vermekte tereddüt etmezler.
Gerçekçilik akımının dünyayı fethi:
Modern İngiliz romanının öncüsü Daniel Defoe Robinson Crusoé’da, okurların kendilerini tanımlayabilecekleri bir atmosfer yaratır. Bunun yanında dilin sade kullanımı, halkın, yazarın betimlediği evreni ve olayları daha çabuk kavramasına,  anlamasına izin verir. Yüz sene sonra bile bu otantiklik arayışı devam etmektedir; roman yazarları için sıradan insanların hayatlarını betimlemek hâlâ çok önemlidir.
Fransa da bir grup yazar, olayların idealize ve dramatize edilmesine dayalı, romantizmin değerlerini yavaş yavaş reddetmeye başlarlar. Tam tersine günlük sahneleri ve saygın insanları tam bir doğruluk ve gerçeklikle betimlerler.
Honoré de Balzac gerçeğin bu yeni tarzla tasvirinin temsilcisidir. Eseri İnsanlık Komedyası (La Comédie Humaine) ile  “toplumun doğal, gerçekte olduğu gibi hikâyesini “ ortaya koymaya ve kendinden önceki yazarlar tarafından çok az işlenmiş temaları eserlerinde kullanmaya kararlı olduğunu gösterir. Bu yeni vizyon anlayışı, Gustave Flaubert gibi diğer başka Fransız romancılara da ilham verir ve sonrasında batıdaki diğer ülkelere de gittikçe yayılır.
  1. yüzyılın bitiminde ise artık realizmin temelleri atılmıştır. Bu akım, özellikle insana dair zayıflıkları, yaşamın tasalarını betimlemeye dayalıdır. Her yazar realizmin akımını, eserlerinde kendi tarzında yansıtır.  Bir kısmı romanlarında kodlamayı tercih eder; yaşadıkları devri eleştirmek için kurguyu kullanırlar. Diğer bir kısmı ise protagonistlerin duyguları ve düşüncelerini, davranışlarını açığa vurmaya izin veren, her şeyi bilen bir anlatıcıya başvururlar. Tolstoy ve Dostoyevski gibi Rus yazarların eserlerinde kullandıkları,  Psikolojik Realizm alt türünde ise karakterlerin özelliklerinin iyice ortaya çıkarıldığı kişilik, ruh hali analizleri dikkati çeker
Toplumsal sefaletin ortaya dökülmesi:
Toplumun uğradığı değişimleri anlatma kaygısı güden çok sayıda yazar, işçilere ve küçük memurlara eserlerinde yer vermeye başlar. Küçük burjuvazinin işe yaramazlığının (Madam Bovary’de olduğu gibi) betimlendiği eserlerin tersine, Victor Hugo ve Charles Dickens gibi yazarlar, köylü ve proleterlerin içinde yaşadığı hayatı, pis, iğrenç sefalet koşullarını göz önüne sererler. Emile Zola gibi natüralizm taraftarı olan bir diğer grup yazar ise, sosyal ortamın ve aile çevresinin insanın yazgısı üzerinde oynadığı önemli rolü irdeler.
Gotik romanların olağanüstü dünyası:
Gotik kitapların çoğunda,  karakterlerin evirildiği yerler olan şehirler,  tekinsiz bir âlem olarak gösterilir. Şehir hayatı, endişe verici olayların geliştiği yerlerdir.  Klasik Gotik Kent Roman tarzı bu saptamadan doğar ve Bram Stoker’in Dracula’sı, Robert Louis Stevenson’un Doktor Jekylle Ve Mister Hyde’ı ile doruk noktaya ulaşır.
Daha sonraki yıllarda bilimdeki gelişmeler sayesinde sonu gelecek olan -özellikle mikrop taşıyıcısı olan bit, pire gibi haşaratın neden olduğu- hastalıkların, ölümlerin baskın olduğu bu zor zamanlarda, Jules Verne ve Arthur Conan Doyle gibi yazarlar insanlara umudu aşılarlar.  Onların Bilimsel Romanları, giderek halkı etkisi altına alır. Bu bilimkurgunun öncülleri, kurgularının içinde bilimsel buluşlara ve teknolojik gelişmelere büyük çapta yer verirler.
Fanteziye duyulan bu ilgi, çocuk edebiyatında da yerini bulunur. Lewis Caroll’un absürtlüğün eşlik ettiği fantezi tarzında yazdığı, Alice Harikalar Diyarında için duyulan büyük beğeni buna bir örnektir.  Bu tuhaf ve cesur eser, çocuk edebiyatında altın çağın açılışını yapar ve Rudyard Kipling’in Orman Kitabı ile daha realist bir tarzda yazılmış olan Mark Twain’in Huckleberry Finn’in Maceraları gibi diğer eserlere başarı yolunun açar.
Sembolist dışavurumculuk:
Bununla birlikte bazı yazarlar için sanat, estetiği ifade etmelidir ve insanda acıdan ziyade şehvete dair duygular uyandırmalıdır. Bu estetik hareketin savunucuları, Charles Baudelaire ve Stéphane Mallarmé‘dan dolaylı olarak ilham alınan bir stil kullanırlar. Sembolistler gerçekçilerin yavan, düz tasvirlerinden uzaktırlar ve daha çok metaforların, çağrışım yapan imgelerin kullanımına öncelik verirler. Bu yeni tarzdaki dışavurum daha sonra diğer sanatçılara da ilham verecektir.
Bu dönemin geniş özetinden sonraki gelecek yazılarda, 1855 ve 1900 yılları arasında Gerçekliliğin Betimlenmesine dair önemli basamakları oluşturan eserler tek tek incelenecektir.
Serinin bir sonraki bölümünde “Madam Bovary’nin Analizi” ile devam edeceğiz.

* Les Trésors de la Culture adlı edebiyat tarihi dergisinin “1850 yılından itibaren dünya edebiyat ansiklopedisi” adlı özel sayısından çevrilmiştir.

Yazarımızın diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazımızı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Related Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir