??????????
Aylin Sökmen

EDEBİYAT DÜNYASINA PANZEHİR SORULAR 2022

Öykü kitabı Salt Okunur ve Kendinde Değil Gibisin adlı romanıyla adından söz ettiren yazar Aylin Sökmen “Edebiyat Dünyasına Panzehir Sorular 2022” dosyamızın sorularını yanıtladı.

2022’de yeteri kadar ses getirmediğini düşündüğünüz ama sizi çok şaşırtan ve heyecanlandıran kitaplar oldu mu? 2023 yılında yeni bir şey yazsa da okuyayım dediğiniz yazarlar kimler?

Bu sene okuduğum kitaplara göz gezdirince çoğunun daha evvelki yıllarda yayınlamış olduğunu fark ettim. 2022 yılında basılan kitaplar arasında en beğendiğim Douglas Stewart’ın Shuggie Bain romanı oldu. Tove Ditlevsen’in Çocukluk-Gençlik-Bağımlılık üçlemesini ve Samanta Schweblin’den Yedi Boş Ev’i de severek okudum. Ses getirmediklerini söyleyemem ama daha çok eleştiri yazısı okumak isterdim. Çağnam Erkmen’in son romanı Sana Kim Sarılacak?. Tuğba Çelik’ten Yolda Ansızın ve Deniz Eldam’dan Bunu Kimseye Anlatma öykü kitapları önerilerim arasında. Kurmaca dışı olarak Nilüfer E. Güngörmüş’ün Sanatçının Kendine Yolculuğu psikanalitik denemelerden oluşan ve ilgiyle okuduğum bir kitap oldu. Yeni çıkan kitapları takip etmekle beraber hepsini okuma fırsatım olmuyor, o yüzden başka nitelikli kitapları atlamış olabilirim. Şu sıralar yeni bir şey yazsa da okusam dediğim yazarlar arasında Ian Mc Ewan, Ottessa Moshfegh, Leila Slimani ve Elena Ferrante var.
Sizce 2022’de edebiyat gündemine damgasını vuran olaylar ve tartışmalar nelerdi?
Ekonomik kriz ve döviz kuru artışı yayınevlerini artık iyice zorlamaya başladı. Kâğıt fiyatları yüzünden zar zor basılan kitapları yayınlatmak için uğraşmak özellikle yeni yazarlar için daha da eziyet haline geldi. Bu gerçekten moral bozucu ve ne yazık ki yazmaya devam etme motivasyonunu düşürüyor. Yine maddi sebeplerden ötürü kapanan dergiler oldu.
Yeni kurulan atölyeler, verilen eğitimler, kitap kulüplerinin yaygınlaşması ise olumlu gelişmeler. Edebiyatın konuşulduğu, paylaşıldığı ortamlar ne kadar çok olursa o kadar iyi. İBB’nin açmaya devam ettiği yeni nesil kütüphaneler ve düzenlenen etkinlikleri de çok değerli buluyorum.
Geçmişin edebiyat dergilerinin, fanzinlerinin yerini e-dergilerin aldığını görüyoruz. E-dergileri takip ediyor musunuz, sizce edebiyata katkıları ne?
Uzun yıllar altzine’de editörlük yaptım, artık yayını sonlanmış olmasına rağmen bana hem okur hem yazar olarak çok katkısı oldu. Mümkün olduğunca e-dergileri takip ediyorum fakat maalesef  bu yıl da yayını sonlananlar oldu, Trendeki Yabancı gibi. 7/24 akıllı telefonların ve dijital cihazların kullanıldığı bir dönemde yaşıyoruz. İnsanlar sürekli bir koşuşturma içinde ve vakit sınırlı, dikkat çabuk dağılıyor. Böyle bir ortamda e-dergilerin en büyük avantajı ulaşılabilirliği. Maliyetlerin nispeten daha düşük olması, dağıtım kolaylığı ve okurun eski sayılara erişebilmesi de çok önemli. Bazı mecralarda basılı yayınların aksine etkileşim çok kolay, yorum yapılabiliyor veya internet üzerinden anında başkalarıyla paylaşılabiliyor.
Şu an var olan edebiyat ve yayıncılık dünyasında neleri değiştirmek isterdiniz? Hayalinizde nasıl bir edebiyat ortamı var?
Ben ilk başlarda içinde bulunduğumuz edebiyat dünyasında yalnız hissedenin sadece kendim olduğunu düşünüyordum fakat sonra gördüm ki aslında birçok yazar bu durumdan şikâyetçi. Yazarlık zaten doğası gereği yalnız yapılan bir aktivite. Gruplaşmaların olduğundan, ahbap çavuş ilişkilerinden bahsediliyor. Gerçi bir merkez olduğundan emin değilim, daha çok adalardan oluşan bir ortam ve buralarda da belli bir ağırlığı olan insanlar görüyorum. Düzenledikleri etkinliklere sadece arasının iyi olduğu insanları davet edenler olabiliyor. Dışarıda kalmış olma hissi uzun vadede insanın üretkenliğini olumsuz etkileyen bir şey. Sanırım hayalimdeki edebiyat ortamı diye bir şey yok artık, hayatın her alanında sorunların ve haksızlıkların olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Edebiyatın tartışıldığı ortamlarda bulunmakta, karşılıklı güvenin ve samimiyetin olduğu arkadaşlıklara devam etmekte fayda var.
Eleştiri yokluğu veya azlığı yıllardır dile getirilen bir mesele. Kitap tanıtım yazılarına gelirsek, günün sonunda o da yazarlara kalmaya başladı. Sosyal medyada girişken olan, kendini iyi pazarlayan, gerektiğinde menfaat ilişkileri kurabilenler ön plana çıkıyor ama bu edebiyata özgü bir durum değil. Hayatın her alanında ve her sektörde böyle. Hâlbuki bir yazarın yapacağı (veya yapmak zorunda kalacağı diyelim çünkü artık sistem böyle işlediği için hak da veriyorum) en son şey bu olmalı bence. Diğer taraftan, yine sosyal medyada etkin olan kitap kulüpleri, bookstragram’lar, tik-tok’çular edebiyatın yaygınlaşması adına olumlu olmakla beraber nitelikli kitaplara ulaşımı kolaylaştırdığından emin değilim.
Daha fazla Panzehir Söyleşiye  buradan ulaşabilirsiniz.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir