KAPAK (67)
Filiz Sever

MEHMET RAUF’UN ‘EYLÜL’Ü ÜZERİNE

 

İstanbul’a kalemini ve sanatını nakşeden, doğma-büyüme İstanbullu yazarlarımızın kitaplarından bu şehri okumak ve anlamak başka bir zevk veriyor. Hele 1900’lü yılların Boğaziçi ve Beyoğlu’nda geçen bir yasak aşkı anlatan roman olunca, zamanda akıp gidiyorsunuz.

Yaza veda, kışa merhaba ayıdır eylül. Yaprakların sararıp solması, düşüp toprağa karışarak çürümesiyle hüznü çağrıştırır çağrıştırmasına ama aynı ağaçların canlanarak yeniden yeşil yapraklarına kavuşacağının müjdesini de verir insana. Aslında tüm canlıların tazelenmesi, yenilenmesi için kökten değişimin ayıdır eylül. Benim için bu ay, yeniden doğuştur her anlamda. Belki eylül ayında dünyaya gelişimden kaynaklı olarak bakıyorumdur ama doğadaki tüm canlılar için her daim yenilenme esastır.
Şimdi 1900’lü yılların İstanbul’unda Boğaziçi’nde bir yalıda, yaz aylarında geçen bir roman düşünelim.
Suat Hanım ile Necip Bey’in yasak aşkını konu ediyor. İstanbulluların yaz aylarını Boğaziçi’nde geçirdikleri, kışın ise İstanbul’a döndükleri yıllar. Ben de o devrin insanlarının deyimiyle tarihi yarımadaya İstanbul deyiverdim.
Mehmet Rauf’un ölümsüz klasiklerinden biri olan bu roman, Servet-i Fûnun’da tefrika edilmiş o yıllar.
1871-1931 yılları arasında yaşamış yazarımız Mehmet Rauf İstanbul doğumludur. 1908’de bahriyeden ayrılarak pek çok dergiye tefrika yazarak hayatını sürdürür. İstanbul’da doğup büyüyen bir yazarın, özellikle bahriyeli bir yazarın romanında haliyle deniz ve şehir bolca kendini gösterir.
1900’lü yılların yasak aşkı…
Suat Süreyya ile evlidir. Maaile oturdukları evlerinden çok sıkılır Süreyya ve Boğaz’da bir ev kiralamak ister ancak babası sıcak bakmaz ve para bulamaz bir türlü. Karısı Suat da aynı arzuyu taşımakla beraber kocasıyla birlikte yaşayacakları için mevcut parayı babasından ister ve yalıya taşınırlar. Kocasının arkadaşı Necip ile araları çok iyidir ve o da yardım eder onlara. Yalıya taşınır taşınmaz yeni bir hayata başlarlar. Ve onları ziyarete gelen ise Necip olur sadece. Necip de Tarabya’daki Summer Palas otelde geçirir yaz aylarını.
Romanın adının Eylül olması da ‘hazan, hüzün, yaprak dökümü’ gibi şeyleri çağrıştırdığı için bu kitaba uymuş.
Aslında Suat ile Necip’in aşkları Boğaziçi’ndeki yalıda yaz mevsimi alevleniyor. Süreyya ile Suat’ın o güzel yalısına sık sık konuk olan ve hatta onlarda yatıya kalan Necip, Boğaz’daki bu evde aşkı tadar. Sonra yaz bitip sonbahar geldiğinde, evli çiftin aile evine geçtiklerinde, Suat’ın korkusundan aşkları son buluyor. Yani eylül ayında tıpkı dökülen yapraklar gibi ilişkileri dökülüyor. Ama Necip Suat’ı görmek için kışlık köşke gelmeye devam ediyor ve köşkteki görümce Hacer ile sohbeti koyulaştırıyor fakat bu durum Suat’ı rahatsız ediyor, onları kıskanıyor. Aslında Necip’in tek amacı var; Suat’ı nasıl olursa olsun görebilmek! Suat ise o kadar rahatsız oluyor ki hiç yüz vermiyor Necip’e. Sonraları köşke gelmez oluyor ve Beyoğlu’nun gece hayatında, kendisini alkole vererek unutmaya çalışıyor bu aşkı ama başaramıyor bir türlü.
Hissiyat, duygu, düşüncelerin farklı ve ayrı ayrı içsel yaşandığı, kopuk ve zararlı bir yasak aşk bu.
Her iki tarafı da yıpratan hastalıklı bir ilişkiyi anlatıyor. Üstelik bir de konu evli bir kadının kocasının arkadaşına olan gizli aşkı olunca, durum çok vahim oluyor.
Evet, romanlarda dönemsellik çok önemli.
1900’lü yıllardaki ahlâk anlayışı, ihanet, sevgi, saygı, ilişkiler… Bütün bunlar göz önüne alınıp analiz edildiğinde, o yıllarda İstanbul’daki aile kavramı, karı-koca hayatı vs. hepsini derinlemesine hissettiren, psikolojik derinliği çok iyi veren ilginç bir roman. Bu nedenle çok iyi bir psikolojik roman da denilebilir.
“Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim…”
Uzun uzun eylül ayından bahseden sayfaları okudukça, aklıma hep Cemal Süreya geldi. Pek çok ressamın tuvallerinde, birçok şairin mısralarında yer alır bu mevsim. Kim sevmez ki sonbaharı. Bu romanda hep hüzünle bahsediyor Eylül’den tabii. Her şeye rağmen sanatı çağrıştırdığına göre aşkı da çağrıştırmalıdır bence.
Sonbaharın ilk ayıdır eylül. Romanda bu aydan bakınız Suat’ın kocası Süreyya nasıl bahsediyor:
“Ey sonbahar bu… Artık bu kadar hoşluk ve sıcaklık verdikten sonra! Eylülden daha ne beklenir? Eylül malum ya, hüzün ve yas ayıdır.”

Diğer analiz yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

 

Related Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir