derya erkenci yazar
Editör Derya Erkenci

EDEBİYAT AŞKINA…

Tolstoy Anna Karenina’da kahramanına şu sözleri söyletir:

“Saygıyı, sevginin olması gereken ama boş kalmış yeri gizlemek için uydurmuşlardır.”

 

Kendisine saygıdan bahseden genç âşığı Vronski’yle tartışırken yapar bu tespiti Anna. Aşkı çoktan biten, sevginin yüceliğinden de pek anlamayan hayta Vronski, ufaktan uzama arzusundadır ve nihayet saygı görmediğinden yakınmaktadır. Anna hisleri kuvvetli, akıllı bir kadındır. Kederle anlar durumu. Bin sayfalık romanın artık sonuna yaklaşmışızdır. Yasak aşktaki yoğun duygular hızla azalmaya, ayrılık rüzgârları esmeye başlamıştır. Elbette ki tutkulu bir aşk yerine kupkuru bir saygıyla yetinmeyecektir Anna. Yaşadığı melankoli trajediye dönüşecek ve bu durum güzel kadının mahvına sebep olacaktır.
Hiç şüphesiz ki hayatı bize Anna’nın gözleriyle göstermek isteyen Tolstoy’un kendi düşünceleridir bunlar. Saf, insani duygulardır söz konusu olan. Bu herkes için böyledir. Aşk mı yoksa saygı mı, diye sorulduğunda hemen hepimiz tercihimizi aşktan yana kullanırız. Kimse sevilmeden saygı görmek istemez. Romanlardaki, şiirlerdeki o sarsıcı aşkları biz de yaşamak isteriz. Hatta bazen onu bir ömür boyu bekleriz. Ama ne yazık ki o aşklar herkese nasip olmaz. Bir şekilde yaşansa bile sondaki hüsranı her bünye kaldıramaz.
Bana sorarsanız, iyi bir okur olmak, hayat boyu imkânsız bir aşkı beklemekten ya da geçmiş aşkların kırık hatıralarıyla yaşamaktan çok daha keyiflidir, derim. Edebiyata gönül vermiş zeki okurlar, ustaca kurgulanmış binlerce aşk hikâyesinin kütüphane raflarında kendilerini beklediğinin farkındadırlar. Kitap belki de en sadık sevgilidir. Vericidir; siz ona emek verdikçe paha biçilmez, benzersiz bir karşılık alırsınız.
Biz kitap kurtları dillere destan aşkların şahidiyizdir. Gatsby’le Daisy’nin, Bihter’le Behlül’ün, Emma Bovary’le Leon’un, Mümtaz’la Nuran’ın ya da Kemal’le Füsun’un aşkları varoluşumuza sinmiştir. O büyük aşklarla birlikte anlatılan insanlık halleri, sanki kendi hatıralarımız gibidir.
Biz de Panzehir Dergi’de, edebiyat aşığı bir ekiple bir aradayız.  Hani derler ya, bazı işler sevmeden, adanmadan yapılmaz, diye. İşte tam da öyle; son derece ihtiraslı ve inatçı âşıklarız. Genel yayın yönetmenimiz Aysel Karaca, tasarım ve web sorumlumuz Ceyda Kafadar, sosyal medyacımız Sedef Ergürbüz ve ben editörünüz Derya Erkenci daima yepyeni bir Panzehir Dergi hedefiyle çalışmaya devam ediyoruz.
Öyküler, denemeler, şiirler, söyleşiler, yazar ve kitap tanıtımları, fikir ve eleştiri yazılarıyla, her ay yeni bir temayla sizlere dopdolu bir Panzehir Dergi sunmak derdindeyiz. Her hafta güncellediğimiz yeni yazılarla dinamik bir yapı yaratarak, değiştiren, dönüştüren yepyeni metinlere kucak açıyoruz. Burada en çok siz okurlarımıza güveniyoruz. Panzehir Dergi katkılarınızla zenginleşiyor. Sizlerden gelen, duygusu güçlü, iyi yazılmış bir öyküyü, damakta tat bırakan güzel bir metni yayımlarken tarifsiz keyif alıyoruz.
Eylemlerimiz Panzehir Dergi’yle de sınırlı kalmıyor. Sevgili dostumuz Melis Yılmaz yönetimindeki Göztepe Oda Tiyatrosu’nda yazar söyleşileri ve imza günleri gerçekleştiriyoruz. Panzehir Akademi bünyesinde yazarlık, derin okuma, mitoloji, oyunculuk ve resim atölyeleri düzenliyoruz. Hayata geçirilmeyi bekleyen daha bir sürü fikrimiz, hayalimiz var.
Şubat ayı artık iyiden iyiye aşkla özdeşleşti. Şubat ayı, Sevgililer Günü ayı; kaçamıyoruz ondan. Bu durum 1990’lardan beri artarak, yoğun bir şekilde devam ediyor. Reklamlarla pompalanan, içi boşaltılıp vıcık vıcık yeniden sunulan aşk kavramı, bize satmaya çalıştıkları plastik kalplere, vazoya koyar koymaz boynu bükülen hormonlu çiçeklere benziyor. Oysa doğal akması gereken, içten duygular bunlar. Sevgiliye en şaşırtıcı hediyeyi alma dayatmasının altında ezilip sıkılıyoruz. Çoğu zaman, aslında beğenmediğimiz hediyeler alıyoruz birbirimize. Ama rahatlıyoruz; 14 Şubat kâbusunu bir yıl daha atlatmış oluyoruz böylece.
Neyse ki biz edebiyat tutkunları, sevgiliye verilecek en güzel hediyenin romanlar, şiirler, öykü kitapları olduğunun farkındayız. Kolay kolay tongaya basmayız. Sevdiklerimize aşk dolu satırları armağan etmekte ustayızdır.
Örneğin Marquez’in Kolera Günlerinde Aşk’ını, Jane Austen’in Aşk ve Gurur’unu, Murakami’nin İmkânsızın Şarkısı’nı, Fitzgerald’ın Sevecendir Gece’sini,  Dostoyevski’nin Budala’sını, Halid Ziya’nın Aşk-ı Memnu’sunu, Fuentes’in Diana’sını, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ni, Edip Cansever’in Yerçekimli Karanfil’ini ya da Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ını hediye edebiliriz sevdiklerimize. Hepsi de aşkla örülen, aşkı anlatırken hayata, insana ve varoluşa ilişkin derin duyguların içinden geçen şaheserler. Seçeneklerimiz o kadar çok ki.
Ya da Panzehir Dergi’den, arşivimizden güzel bir öykü, deneme ya da şiir seçebiliriz sevgiliye sevgimizi göstermek için. Aşkımızı, okuma aşkıyla çoğaltabiliriz. Tutkuyla yazılan her metin, hayata verilmiş bir armağandır.
Edebiyat aşkıyla, sevgiyle kalın.

Related Posts

2 thoughts on “EDEBİYAT AŞKINA / Derya Erkenci

  1. Birsen Karaloğlu dedi ki:

    Edebiyat aşkında buluşanlara selam olsun. Yeni hedeflere taşımak üzere Panzehir’i kucaklayan yeni ekibe teşekkür ederiz. Aşla başladığınız bu serüvende edebiyat aşıklarına ulaşmanızı diliyorum.

    1. Derya Erkenci dedi ki:

      Teşekkürler Birsen. Sizin yeni yazılarınızı da merakla bekliyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.