oresaykedi
Oresay Özgür Doğan

ŞİİRİN CİNLİ KEDİSİ IV

Sonra bir ara farkına vardım ki: Çoğunluk şairi, yazarı, eleştirmeni ve okuyucusu, temiz didaktik şiirsel ortamda benden akıllı insanlar var. İlginç geldi. Şaşırdım. Bu durum üzerine düşüneceğim. Hafta sonu için bireysel bakış açısı ölçülemeyen, fotojenik bir özlü söz yazıp paylaşıp seyre dalayım, dedim ama yazamadım. Yine kendime mahcup oldum.

 

Yalnızlığı ve sıkıntısı birebir tarifle biçimlendirilmiş, Kedi’nin deyişiyle, bu oluşum bilinçli bir patidir, önde gelen şairlerle arkada kalan şairler arasındaki mesafenin şiirsel uzunluğu kaç imgedir, sorusunu not aldım.
Günde 1500 kere, bir değerli şair dosta, bir üstada edilen sonsuz teşekkürler avlusunda, en safından şiirsel sağlığa iyi gelen ahşap pano üzerinde ışıldayan algı krizini atlatmış tertemiz bir köy havası tadı var.
Oysa sabah ve sokak gülümsüyordu: Kestane şekeri sevgilime telefon ettim. Çok sayıda çılgın serçe var, dallarda. Rica etsem balkona çıkabilir misiniz, dedim.
Kedi, vallahi çok romantiksiniz, dedi.
Şair eleştirmen yazar kimliğimin oluşmasında lise edebiyat derslerinin faydası çoktur. Edebiyat öğretmenimiz bi defasında bizi sinemaya götürmüştü. Filmin içinden şiirler geçiyordu. Belgesel tadında korkunç yönlendirici bilgi bankası dört dörtlük edebiyat günleriydi, lise yıllarım, dedi.
Aklın pek güzel pişmiş, maşallah, belli oluyor, dedim.
Canım şairim, nedir bu anlamsız seçmeler yarışmalar tartışmalar ya!..
Yaşayan en büyük şair sizsiniz işte! Bi tık altı da ben.
Valla gerekirse yüksek bi mahkemeye filan gideriz, yani.
Neyse sinirlenme şimdi. Biraz bekleyelim, bakalım, dedim.
Günlerin ekonomik sosyal siyasal kültürel filan hiç tadı yok!
Sıkıldık, vallahi! Google’da yine kendimizi aradık.
Aslının aynısıyız.
Kedi, ey yaşamaya çalışan en büyük şairim yine şiirle mi direneceğiz, diye sordu.
Galiba, dedim ki şiir kalbimizde.
Arkadaşlarla, sanatsal inceliğimizi zenginleştirmek için eklektik bir blue tangonun çıplak teninde halkın dudaklarına tırmanmanın estetik yanını tartışıyorduk, vallahi, ağacın kabuğunu soymaya çalışan romantik alışkanlıklar pınarı bu yazınız sürpriz oldu.
Yarın, derin düşünmeye tutkulu şiir kuşağı aktivistleri olarak patates soğan dağıtım etkinliğinde şiir okuyacağız, arzu ederseniz bu şahane yazınızdan da bir paragraf okuyabiliriz, dedi.
Dikkat edin de bu eylemli yaratım zamanın ve mekânın bünyesine dokunmasın, dedim.
Hava hep güzel!
Bakın sıkı şairlerin çoğu, karanlıklardan şiirle geçmişler ve kuşaklar doğurmuşlar, imgelerle görüneni aşan.
Biz de biraz romantik, biraz serseri, biraz kırılgan ve alabildiğine çılgın bir hikâye yazalım, ayrışık bir düş resmedelim kendimize. Ondan bundan şundan biraz küçük yaşantılar katalım kalabalıktan arındırdığımız yalnızlığımıza.
Çekilip kuytusuna benliğin keyfini çıkaralım rollerimizin. İşlenelim nesneye algılanmak için ve çoğalalım acıya. Sahip çıkalım tutkularımıza bizi anılara bağlayan. Yalnızca kendimizi taklit edelim. Yalnızca kendimizin eleştirmeni olalım, dedi.
Ne okuyor bu ya, dedim. Neyse devam edelim.
Ey yakın ve uzak zamanın büyücüsü sevgili şairim, kaliteli olmak ayrıcalıktır. Akşam, siz düşlerinize çekildikten sonra bir öz değerlendirme çalışması yaptım. Bakın biz de şiirde mükemmelliği yakalayabiliriz. Okuru bilinçlendirebiliriz, memnuniyetini yükseltebiliriz. Biz de şiirsel etkinliklerin aroması olabiliriz. Bizim de övgü makinesi hayranlarımız olur fena mı yani. İnat etmeyin, gelin gidelim, üstümüze başımıza bi şeyler alalım, fulara, gözlüğe ve yeleğe ihtiyacım var, dedi.
Yahu cin dediysem de bu elmalı kurabiye cin olmadan beni çarpmaya çalışıyor, galiba. Dün de şairim, şiirin, vasat şairlere de ihtiyacı var, yoksa bu parafinli mühürlenmiş üst seviye cakadan boğulacağız valla, diyordu.
Ey yalnızca kendine şiirsel abi canım şairim, eliniz değmişken, sevincimi de süslemek için Dünya Şiir Günü vesilesiyle bana rol çılgını şiirsel bir kimlik oluşturacak düzeyde şöyle gül suyuyla yıkanmış nar taneli başıma defne tacı şiirsel bir referans mektubu yazabilir misiniz ya, dedi.
Ne demek yahu elbette yazarım, okuduğunda seni de şaşırtacak içtenlik için biraz ayrıntı verebilir misin, dedim.
Verdi: Yaşamla göbek bağı kesilmemiş şiirsel öz ve irademin şiirsel enerjimle bütünleşerek estetik bir çatı oluşturduğunu, bulaşıcı duyarlılığımın etik ve duru akışla imge örgüsü üzerinden etkili ve zarif ve hayran oluşturucu bir biçimde açığa çıktığını,
Şiirlerimdeki, uzman avcılığımın sertifikası çırak eğitim programı dersi gerilim yüklü çağrışım zenginliğinin ironik ıslıklarla seslenen miyav new bir şiirsel sentezin müjdecisi olduğunu,
Yaşanacak iyilikler için incelikler örerek şiirsel dil sevinçlerine tatlı su kaynağı us koruyucu eleştirilerimin şiir kanallarının en görkemli gondollarından biri olduğunu,
Bilincinin bilincinde alegorik nüanslarla, tarzımın, zamanın ruhunu da sorgulayan, özgün modernist ilkelerini yazdığını filan dikkate alırsanız iyi olur, dedi.
Anladım, bu iş bende, dedim. Çalışıyoruz işte! Şiir, boş duranı sevmez!
Ah, gülüyor kınında tutkuya nefer varlıktan bileylenmiş bıçak…
İlginç alkışlanacak bir şiirsel yorumumu okuduktan sonra dedi ki: Nefis oldu şairim, tereyağında yumurta gibi. Yanında da çeri domates ve salatalık mis valla. Üstelik hepsi de organik bilimsel. Boş zamanı değerlendirme etkinliği olarak yani. Sonra laf söylemedi demesinler. Bi de sıkıntı deyip geçmeyeceksiniz yani bakın böylesine de yapıcı bir yönü var.
Bu sevimli şebelek işini bilen bir analiz dehası!
Sonra da esas lafı yapıştırdı: Ah şairim ben de okurunu bulamamışlardanım.
Aman düşündüğün ve muhakkak üzüldüğün şeye bak, yakında o da olur inşallah, dedim.
Âmin, dedi. Bir süre birbirimizi süzdük!
En iyisi sen camları sil ben de gururla mekânı işgal eden eşyalarımızın tozunu alayım. Bir leke suikastına uğramamak için zamanın üzerimizdeki baskısını bir nebze olsun hafifletelim, dedim.
Sus pus oldu. Yükseldikçe yükseliyor ömürlük işler ve güçler. Oldu olacak akşamın serinliğinde de şiirsel CV’mi güncelleyeyim, aklımdan kılgısal şahane şiirsel şeyler geçiyor.
Bazen olduğunda, sıkılıyormuş: Bildiği hâllerin yorumu takdir belgeli bazı ünlü vasat öznelerin şiirsel laga lugalarından, birbirlerinin divanına cila çeken sempati ve duygudaşlığından.
Aha da film başlıyor. Ama şiirsel hoş zamanların şiirsel laf kalabalığını da seviyormuş, en az 10 söyleşisi olan 10 yıllık şair gibi hissediyormuş kendini, kalkınca o şiirsel halaya.
Hep düşsel güzelliklere seslenen şiirsel gerilimlerin yarattığı sıcağı da seviyormuş, şiirsel şekerlemeler için huzurla uzanacağı. Böyle şeyler kendisi için bunalmış şiirsel çelişkilerinden süzülen, edebi yaratıcı sessizliğe düğüm atacak orijinal can sıkıntıları doğuruyormuş.
Aşısız ilk şiirlerini yırtıp atmış. Şair dediğin, ateşe vermek istediğinde aksak dilin o cennetini, acımasız olacakmış.
Şiirsel ilişkiler yönetimi konusunda yüz yüze yaratıcı kurslar düzenlenirse kesinlikle kaçırmayacakmış.
Bir de eğer yıkılmasaymış, Gençlik Parkı İçkisiz Sahil Aile Gazinosu, orada bir imza günü düzenlemeyi düşünüyormuş.
Sonra müfredatın çamur banyosunda güneşlenen ağzının tadıyla eskiden yenieskiye uçan düş kırıcılar gibi olmak istemiyormuş.
Şiirsel kavrayışının aşırı duyarlı gölgesiz içselleştirme ustası olarak anlamının görkemine erişmek istiyormuş.
Covid 19 aşısı 3. dozu çevrimiçi bir törenle haftaya sağlık ocağında yapılacakmış. Törende 3 yeni şiirini kendi sesinden okuyacakmış.
Vay maşallah, dedim.
Yahu, bu kestane şekeri yavru sadece 1 kadeh cin tonik yaladı.
Geldiğimiz noktaya bak!
Ey günleri çok yoğun geçen canım şairim, umarım kedisel şeylerle sizi sıkmadım, dedi.
Yok yahu, sohbet ediyoruz işte şurada, dedim.
Bir kadeh daha alabilir miymiş? Anlaşıldı sözcükleri biraz daha güzelce kavuracağız.
Dün akşamdı böyle oldu.
Yaratıcılığı bilinçaltımın cehennemi, canım şairim, beni başkalarının kedileriyle kıyaslamayın. Onlar, ev kedisi. Ekmek elden su gölden, yan gel yat. Öyle olsam ben de kalın kitap okurum. Ben, size, incelikli tutumlarla yoğrularak yaşama karışan bi şair ve eleştirmen olmanın değerinin bilgisine yürüyorum, diyorum, siz bana kalın kitaplardan bahsediyorsunuz. Artık bunlar aşıldı ya! Edebi birikim özetler üzerinden süslenip yükseliyor.
Valla etkinlik konusu şiirsel yaratıcı sessizliğime, çekmen havama akıldan 2 doz yakalananlar ilk imgeleri içinde yüzmeye başlıyor. Kedinizim diye söylemiyorum: Şimdi bi şiir imza günü yapsam, olay yerine çok sayıda hayran okuyucu sevk ederler. Biraz kıymet bilin ya! Ah, biz şairlerin kaderidir: Ağır sevgiler neden günahlarımıza dönüşür ki! dedi.
(Burada sıfatlı bir boşluk vardır ve bu boşluk susmanın acapella’sıdır.)
Şiirli Öz Çekim Fotoğraflarıyla Geleceğe Yürümek, konulu bir şiir fotoğraf sergisi açmayı düşündüğünü de söylemiş miydim?
Bu arada, “Okuduklarım üzerine düşünmeyi öğretip sevdirdiniz” demiş edebiyat okuyan öğrenci. “Kalemine sağlık sivri düşüncelerin zarif yazarı.” demiş, edebiyatsever okur. Koy sepete, kedileşsin.
En iyisi, sosyal medyadan 3-5 dakika uzak kalma temrinleri ile alışmaya çalışayım kendime, diyorum. Arınık şairliğime faydası olacak muhakkak! Neyse devam edelim. Bay Z nerede acaba?
Ey sivri akılların yontucusu, canım şairim, bazı şairlerdeki şiirsel cinlik bende olsaydı yeminle sanatsal inceliğim burada zevkle üretilen her edebi düşüncenin martısına simit olurdu.
Diyorum ki, elbette yüksek müsaadenizle, korkuluğunu giydirmiş şiirsel bir yaklaşımla, Bay Z’yi aşırmanın dayanılmaz ağırlığı üzerine olayı araştıran bi makale yazayım.
Kendime güveniyorum. Valla, makalem ki isterseniz hakem bile bulurum,  normlar ve standartlarla şiirsel hiyerarşiyi pekiştiren bin bir emekle şişirilmiş anlam balonuna iğne olur, ne dersiniz, dedi.
Dedim ki: Ey şiirsel kısmeti adaletiyle üleştiren flâneur, (Hitap güzel! Kedi ağladı, ağlayacak.) Sen de ki: Anadan doğma vizyonuyla yetenek, başarı, sorumluluk işte!
Ben diyeyim ki: Sendeki bu uluslararası şiir maratonuna katılmış deneyimli atletik şiirsel zekâ, gül kabından taşan bu şiirsel bilgi, dalgasını yakalamış bu mükemmelleşme arzusu, canlı yayınlara, en güzel etkinliklere layık damağa pamuk şekeri olgunlaşmış bu espri gücü olduktan sonra hangi köprü hangi bent dayanır bu sele.
Hadi dedim, hadi bir adım ötesi saksıda çiçeğiyle şiir bekleyen pencere önü kahve keyfi. Sarıldık birbirimize.
Nerde kaldın ya, merak ettim?
Arkadaşlarla uzman avcılık dönemi şiirinin ateşli huylu yapılanmasının yerleşik kuşak dönemi şiirinin ateşli huysuz yapılanması üzerindeki eskatolojik etkilerini tartışıyorduk. Ah, şair yazar eleştirmen dediğin arsız zamanı aklından uzaklaştırmaya görsün, canım şairim. Bu arada sizin de ilginizi çekebilecek ürkünç şiirsel manalı sonuçlara ulaştık.
Maşallah, kendine yakışıyorsun!
Okuyucunun algısına layık olmaya çalışıyoruz.
Uyduruyor ya! Şiirsel hava atacak ya, hep ondan bu büfelik şeyler.
İki gün önce de evcil kıvrılıp, bana ‘Algı ve Okur Pasaportu’ çıkartabilir misiniz? diyordu.
(Ne olduğunu anlamaya, çözmeye çalışıyorum.)
Sonra,  kendine yeni bir şiirsel slogan bulmuş: “‘Hızlanarak Romantik Biçimlen!’’’
Bundan böyle çok yazıp az söyleyecekmiş.
Şiirsel yaratıcılıkları iç içe geçmiş eprimiş batarya fleksi gibi özneler şairler okurlar seyirciler varmış. Öznelikleri ellerinden alınmalıymış. Bugün 3 kere onur duymuş. (Aşısız bu ya!)
Maneviyat edebiyatına geçiş yapmayı düşünüyormuş.
Etkili yol gösteren şiirsel ilişkiler kurabilmek için de bir incelikli alanlar sosyolojisi ve psikolojisi araştırmasına başlamışmış.
Daha bir sürü şey!
Neyse, en azından hâlinden memnun!
Usulca yürüyoruz yaramıza, mavi bir kül ormanından geçerek…

 

Yazarımızın diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Paylaşmak için sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanabilirsiniz.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.