Man sending text message and sms with smartphone. Guy texting and using mobile phone late at night in dark. Communication or sexting concept. Finger typing with cellphone keyboard. Light from screen.
Deniz Köker

ONUN HİKÂYESİ

Edebiyat fakültesini bitireli üç yıl oldu. Henüz tam bir baltaya sap olduğum söylenemez. Bir iki geçici editörlük işi, reklam ajansında yazarlık stajı, evde boş boş oturmayayım diye başladığım hiç ilerlemeyen romanın buhranı… Edebiyat mezunu olunca er geç kitap yazacağım diye bekleniyor ya, galiba başlarken yazayım da kurtulayım dedim, şimdi de içinde kayboldum gittim.

 

Ne zaman bir şey yazılacak, bana geliyorlar; insan sevgilisine doğum günü notunu bile başkasına yazdırır mı yahu? Ben iyi becerirmişim, döktürürmüşüm, bi el atar mıymışım.
Tek tek evlenip gidenler hiç düşünmezler ne yaparım tüm gün, hafta sonları boyunca. Arayıp sormazlar ama düğünlerinde alıp takıverirler yakalarına zar zor aldığım çeyreği. Çeyrek kaç lira oldu biliyor musun sen? Bu kız ne yer ne içer, anasından babasından borç mu aldı, düşünen yok.
Hep tuhaf buldular beni, çok da zorlamadılar hayatın akışında normalleştirmek için. Buldukları adamlara kulp takmama alıştılar, benim bulduklarıma da onlar çalım attılar. Beni kaldıracak adam zormuş zaten. Aman boş vereyimmiş. Çok kafamı takıyormuşum, oturup mavi kuştan haber okumaktan vazgeçmeliymişim, sinirimi bozuyormuş haberler.
Biraz hafife mi alsaymışım. Belki o zaman daha rahat anlaşabileceğim biriyle tanışırmışım. İlk buluşmada politik konulara girilir miymiş? Sansür gelsin diyen adamı bir deneyecekmişim. Bak bak. Tabii canım, dünya öküzün boynuzunda diyen adama âşık olayım oldu olacak.
Selin aradığında bu işe hiç girmeyeceğimi söyleseydim keşke. Kocasının attığı hikâyelerden şüphelenmeye başlamış. Tuhafmış halleri. Kendini birine beğendirmeye çalışır gibi. Arada göndermeler yapıp mesaj veriyormuş sanki. Önce dizi dinler gibi dinliyordum da, birden söylediğiyle ayıldım.
“Yazsana ona.”
“Ne diyorsun sen Selin, üşüttün mü? Ne yazayım?”
“Yaz bişeyler işte. Bulursun sen bir şeyler. Hesabı açık herkese. Sahte bir hesap al, iltifat et, alev falan at.”
“Selin sen kafayı mı yedin? Adam anlarsa ben olduğumu? Sonra nasıl toplayacağız durumu?”
“Bak, Melih selfie falan çekmezdi, var bir enayilik. Mesela bugün arabada şarkı söylerken video koymuş. Arabasını mı gösteriyor bu öküz?”
“Öküz mü, öküzse bırak gitsin ne uğraşıyorsun?”
“Öküz dediğime bakma ya, uyumadım bütün gece. Seviyorum be. Bak bak mesela de ki, bu şarkıyı ben de çok severim falan de. Yaaa sen güzel edebiyat yaparsın. Lütfen be yap şunu.”
Hah. Geldi. Edebiyat mezunu denince milletin anladığı bu. Güzel edebiyat yapmak…
Ben, radyo televizyon bitirdin diye, sen iyi reyting yaparsın diyor muyum? Ah benim hayır diyemeyen yanım ah. Allah sonumuzu hayretsin. Bir kahve koydum, kahvesiz yazamayan edebiyatçı kontenjanından olduğumdan. Bu adam şimdi cevap yazsa bir türlü, yazmasa ben kötü edebiyatçı.
“Merhaba, araba kullanırken şarkı söylemeyi ben de çok severim.”
Yazıyor
“Sende mi? Nasıl rahatlatıcı bir şey değilmi?” (Ahaaa öküzmüş gerçekten, -de’yi beraber mi yazıyormuş bu herif? Ve –mi’yi? Yazmadan kimse gerçekten tanınmıyormuş.)
“Bu şarkı bana üniversite yıllarımı hatırlatıyor. Konserlerine gitmiştim. Bir derdin mi var?”
Yazıyor…
“Nsıl?” (Bir saat düşünüp bunu yazmış. Bir de harf eksik. Üstelik leb demeden leblebiyi de anlamıyor.)
“Dinlediğin şarkıyı diyorum, Mor ve Ötesi’ni çok severim.”
Yazıyor…
“Haaaaaa! Onu diyorsun. Evt severim. Kağan’ın sesi çok iyi.” (Haaa mı, öküz! Kağan Duman’ın solisti üstelik. Bu evliler dünyadan kopuyorlar mı ne?)
“Bir derdin mi var demiştim?” (Çok mu zorladım ne?)
Yazıyor…
“Keyfimi yerine getirmeye çalışıyordum. Sabah perforje kapı bozulmuş, çıkamıyordum otoparktan az kalsın. Sonra bir şarkı açıp dağıtayım dedim.” (Perforje değil, ayı. Ferforje)
“Aaaa çok geçmiş olsun. Ne iş yapıyorsun?”
Yazıyor…
“Serbest meslek.” (Ne diyeceğini bilemeyenlerin mesleği)
“Ne kadar serbestsin? Gülme emojisi.” (Abov abarttım mı acaba? Güzel edebiyat yapıyorum işte, lafı gediğine koydum.)
Yazıyor… Siliyor… Yazıyor… Siliyor…
Yazıyor…
“Yalnız kelaynak… İsmin bu mu?” (Haaaa, bu! Annem nüfus müdürlüğüne gitmiş, göbek adı yalnız, adı kelaynak demiş.)
“İsmim değil hissim…” (Açıldım valla.)
Yazıyor…
“Gerçek ismini söylesen? Fotoğraftaki sen misin?” (Özür dilerim Natalie Portman, seni kullandım birazcık ama ne bileyim bu adamın bu kadar süzme salak olduğunu.)
“Biraz filtreli ama evet.” (Bence geliyor gelmekte olan.)
Yazıyor…
“Yanlız olmana üzüldüm.” (Yalnız ve yanlışı doğru yazamayan büyük çoğunluğa hoş geldin.)
“Üzülme. Hepimiz biraz yalnız değil miyiz?”
Yazıyor…
“Doğru söylüyorsun. Bir ben var, ben de benden içeri.” (Al bakalım, ayıracak yerde ayırmaz, ayrılmayacak yerde ayırır. Bende bitişik bitişik!)
“İşin varsa ben sonra yazayım?”
Yazıyor…
“Yanlız kalabilecek misin? Hahahaha.” (Asıl sen yalnız kalabilecek misin kartoloz?)
“Telefonunu verirsen arada kendimi hatırlatırım?”
Yazıyor…
“Şöyle yapalım kelaynak, ben buradan yazarım sana müsait olunca? Varmısın?” (Var mısın?)
“Alev emojisi, kalp emojisi, oldu bil emojisi.”
Yazıyor…
Onun hikâyesinden açılan mesaj penceresini küt diye kapattım. Yazıyor yazarken kaldı öylece. Evet Selin Hanımcığım, bu güzel edebiyatla al ne yaparsan yap bakalım şimdi. Romanı bunun üstüne mi kursam ne yapsam?
Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir