3-19-2013 23-17-49_042oyk
Aysu Sevtekin

AŞKIMIN GÜNEYİNDE

Ilık bir ilkbahar sabahıydı. Her zaman güne umutla başlamaya çabalayan Irmak o gün içi sıkışarak uyanmıştı. Kahvaltısını yapar yapmaz en sevdiği yerlerden birine koştu. Denize karşı yemyeşil bir bahçesi olan, eski, romantik şarkılar çalan Kadıköy’deki bu küçük, sevimli kafe Irmak’ın sığınaklarındandı. Bazen keyifli olduğunda giderdi kitabını alıp bazen de böyle yolunu kaybettiğini düşündüğünde. Çalışanlarının güler yüzü, havadaki taze kahve kokusu, çalan müzikler ona hep huzur verirdi. Burası kendini iyileştirmeye çalıştığı yerlerdendi.

Güney ile en son konuşmalarının üzerinden uzun zaman geçmişti. Başta çok iyi arkadaş, dosttular. İlişkileri zaman içerisinde birbirlerine itiraf edemedikleri derin bir aşka dönüşmüştü. Aralarında sessiz bir anlaşmanın olduğu, çoğu zaman asıl söylemek istediklerini söyleyemeden birbirlerini anladıkları, büyülü bir etkileşim, kendilerine özgü bir dil vardı. Yüz yüze görüştüklerinde de yazıştıklarında da sohbet su gibi akar, zamanın nasıl geçtiğini anlamazlardı. Her konudan konuşabilirlerdi saatlerce. Çok fazla ortak zevkleri vardı. Çoğu zaman birinin söyleyip yarım bıraktığını diğeri tamamlardı. Eksik olan yanım, benim tamamlayan tarafım, ruhumun, kalbimin diğer yarısı derdi içinden Irmak. Adeta önceden tanışıyordu ruhlar; öylesine büyük bir sevgi ve güven duyuyordu. Uzun bir süre bu içsel anlaşmaya sımsıkı sarıldı. Emindi çünkü bir gün aşkla sarılacaklarına ve birbirlerinin elini sımsıkı tutacaklarına.
Aylar geçtikçe kalbinden, ruhundan taşanları ifade edemeyip inancını daha da sağlam ayakta tutacak güçlü adımı bir türlü atamayınca, yüreğinin derininden hissettiklerini yaşayamayıp duymaya ihtiyacı olduğu şeyleri duyamadıkça bir hüzün kaplamaya başladı içini. Küçük ışıklar, saman alevleri nefes aldırıyordu oysa ona. Araya mesafe girdikçe kalbi üşüyordu. Su gibi akan konuşmaları, bir şeyler paylaşırken gülüp eğlendikleri anları hatırladıkça özlemi büyüyor, içi sızlamaya başlıyordu.
Güney sorunları kendi içinde çözmeye çalışan, genelde her şey olup bittikten sonra anlatan, dertlerini olabildiğince yansıtmamaya çalışan bir karaktere sahipti. Onu hem çok seviyor, hem de çok saygı duyuyordu Irmak. Beklerim diyordu, beklemek de sevdaya dair. Ama bu kadar geçen zamandan sonra neyi beklediğimi bilsem artık. Kaygısı her ne ise anlatsa, paylaşsa. Bir anlatsa belki birlikte aşarız, gerçek sevginin aşamayacağı hiçbir şey yok diyeceğim. Bunu bilmiyor mu? Her türlü mücadeleye çıkılır benimle, sevdiğim adamı yarı yolda bırakmam. Yoksa beni tanıyamadı mı?
Düşüncelere dalmış, denize, yelkenlilere gözleri dolu dolu bakan Irmak garsonun “Bugün canınız çok sıkkın gibi. Kahvenizi içtiniz, bir de bitki çayı hazırlayıp getirelim, size iyi gelir” sözleriyle kendine geldi. “Teşekkürler, iyi olurum, geçer” diyebildi sesi titreyerek. Bitki çayının yanına keyifli olduğu zamanlarda severek yediği kakaolu kurabiyeden de koymuşlardı. O kadar kolay ki beni mutlu etmek dedi kendi kendine. Hiçbir bağımın olmadığı insanların şu hüznümü fark edip inceliklerle beni mutlu etmeye çalışması bile hüngür hüngür ağlamamak, gözyaşlarımın akmasına engel olmak için bir sebep olabiliyor. Küçücük bir şefkatle denizin koyu karanlık mavisinden, gökyüzünün parlak mavisine kafamı kaldırıveriyorum.
Çayını yudumlarken kulakları müziğe, gözleri mavinin büyüsüne, burnu kahve kokusuna, ruhu aşkına teslim olmuştu. Tüm duyularıyla veriyordu kendini hayata. Çünkü yaşamak sadece nefes almak değildi; her güzelliğin, duygunun içinden geçerek, hakkını vererek, özden duyumsayarak ilerlediğimiz, ödülü sevgi, mutluluk, huzur olan bir yolculuktu. Yolculukta inişler, çıkışlar, zorluklar da vardı elbet. Ama gerçekten anlayan, seven bir yaşam yoldaşıyla hepsi aşılırdı. Mutluluklar da hakkını vererek iliklere kadar yaşanırdı, ömür uzardı o zaman ve yaşam anlamlı hale gelirdi. Maneviyatı ruhunda ve hayatının her anında hissedenler için her türlü maddesel sorun aşılırdı.
Bunları düşünerek yakın zamanda birlikte yaşayacaklarını derinden hissettiği mutlulukların hayaline çok güçlü bir inançla sarılmaya çalıştı. Süre henüz bu kadar uzamamışken bu yöntem tamamen rahatlatırdı onu. Ancak şimdiki derin özlemi ve Araf duygusu artık yalnızlığına yoğun şekilde eşlik ettiği için hüznünü yok edemiyordu. Bu bekleyişte geçen zamana katlanmak için andan olabildiğince keyif almaya, kendine küçük mutluluklar yaratmaya çalışıyordu ailesi, dostları ve kedisiyle. O gün ne yapsa da özlemle sızlayan kalbine derman olamıyordu.
Gözü mekândaki akvaryuma takıldı bir anda. Kocaman akvaryumda biri çok küçük diğeri orta boylu iki balık vardı. Küçük olan balık çok geniş bir alan olmasına rağmen dar bir köşeye sıkışmış bir yukarı bir aşağı gidip geliyordu.
Sen de mi benim gibi sıkışıp kaldın? Kocaman alanın var gidecek, gitmiyorsun. Belki de kaybolmuş hissediyorsun benim gibi. Bugün öyle bir gün biliyor musun? Yolumu kaybettiğimi hissediyorum. Gidecek bir yerim yok, aslında ait olduğum bir yer var ama gidemiyorum, nereye gitsem ne yapsam da sığamıyorum. Evim onun kalbi. O kalbin derinlerinde bir yerdeyim biliyorum ama kapısı kapalı. Çalamıyorum. Yapabileceğim her şeyi yaptım biliyor musun? Çaresiz hissediyorum. Bu içsel anlaşma ve mevcut şartlar içinde ne olabilecekse, hepsini de içimden gelerek, çok isteyerek yaptım. Artık o kapının açılmasını beklemek hakkım değil mi? Yine yaparım hepsini.
Koşulsuz seviyorum ben. Sadece o olduğu için. Ne gücü, ne toplumdaki yeri, ne unvanı, ne sağlayacağı şartlar, ne de başka şeyler; sadece Güney olduğu için seviyorum onu. Ruhumun eksik ve tamamlayan yanı olduğu için. Sustuklarımı duyan adam olduğu ve sustuklarını bir şey söylemeden duyduğum adam olduğu için seviyorum. Her anında sonsuz desteğim ben ona, o izin verdikçe. En zorlu zamanlarımda varlığı, güven veren sözleri nefes aldırıyor bana. Gözlerini, sesini, gülüşünü, ruhunun inceliğini, kalp güzelliğini, kokusunu çok seviyorum. Anlattığım şeye şaşırmasını, verdiği her tepkiyi, bana duyduğu saygıyı, özenerek söylediği sözlerini, seveceğimi düşündüğü tavsiyelerini, vicdanını, adaletini, merhametini, netliğini, kararlılığını, cesaretini çok seviyorum.
Yanında kendimim, özgürüm, hiç yargılanmadığımı bildiğim, hep desteklendiğimi hissettiğim yer onun yanı. Sıkıştığım anlarda birkaç cümlesiyle içime akıttığı sıcaklığı çok seviyorum. Hiç kimselere benzemeyişini, verdiği güveni, değerleri için konfor alanından çıkma mücadelelerini, duruşunu, yürüyüşünü çok seviyorum. İçinde fırtınalar kopsa da belli etmemek için çabasını, anlatsın diye debelendiğim yerde beni anlamasını çok seviyorum. Dünyanın en yakışıklı ve karizmatik adamı bana göre. Çünkü gerçek aşk ve sevgi böyle bir şey; ruhların gerçekten bu kadar birbirine çekildiği, kalplerin birbirini hissettiği.
Öyle özledim ki onu, öyle görmek istiyorum ki. Artık bu kadar zaman sonra ondan bekliyorum “hadi” demesini. Hiçbir yere gitmedim, derin sevgimle, aşkımla buradayım. Sadece kırılan yerlerimin bir “hadi”nin ifade ettikleriyle onarılmasını bekliyorum. Sitem de etmem. Onu gördüğüm ve gözlerine baktığım anda, o konuşmaya başlayıp kendini ifade ettiğinde kırıldığım her yer sarmalanacak zaten. Söz veriyorum. Ona kıyamam, üzemem ki hiç. Ben elimden geleni yaptım o da kendine göre yaptı; mücadelesini hissedebiliyorum. Sadece artık kanlı canlı görmeye, duymaya, bilmeye, yaşamaya ihtiyacım var. Aramızda fiziksel mesafelerin çok uzadığı dönemlerde de ruhlarımız sarılıyor bizim. Ruhumun yorulan yerlerinin sevgiyle sarmalanması lazım artık.
Çok mu şey istiyorum? Ben de derim görüşelim diye, daha önce de çok dedim, yine derim. Sadece artık gelinen süreçte ona alan tanımak, onu rahat bırakmak için de bekliyorum bir yandan.  İçimde, çok büyük bir hikâye var ama bir türlü anlatamıyor, gibi bir his. Bazen elimle dokunsam tenini hissedeceğim kadar yakın bazen yıldızlar kadar uzak. Onu her gün görenler ne kadar şanslı.
Ne tuhaf değil mi? Senin dünyan olan bu suyun içinden kafanı çıkarıp sıçradığın anda nefessizlikten ölürsün balık. Ben ise hayatın şu sıkıştığım yerinden onun bir “hadi” demesiyle sıçrayıp nefes alacağım. Hayat benzerliklerin kimine yaşam kimine ölüm vermesiyle anlamlı belki de. Önemli olan gerçekten nefes alıp yaşadığımızı hissettiğimiz yerlerde gezinmek aslında.  
Küçük balık aynı çemberi çizerek gidip geldiği dar alandan çıktı, akvaryumu boydan boya dolaşmaya başladı. Gözlerinden ılık ılık yaşlar süzülmeye başladı Irmak’ın.
Ne dersin? Aşkla sarmaladı artık tamamen, öyle mi? Geliyor bütün sevgisiyle değil mi? Güney duy beni, hisset sevgilim. Seni çok seviyorum. Birbirimize çok ihtiyacımız var, birbirimizi çok özledik biliyorum. Birlikte aşamayacağımız hiçbir şey yok, daha fazla ertelemeyelim hayatı, yaşayacağımız güzellikleri. Aşkla sımsıkı sarıldığında iyileşecek kırılan her yerimiz, çünkü biz biriz. Buradayım, bekliyorum. Balığın hareketlenmesi, rüzgârın esintisi, denizin mavisinin başka parlaması, şöminenin ateşinin çıtırdamaya başlaması, yelkenlilerin ardı ardına geçmesi, şakıyan kuş sesleri fısıldadı kalbime müjdeyi, bu yaz aşkla bambaşka bir yaz olacak. En azından ifade edemediklerimizin kalpten dile dökülüp artık birbirimize aktığı, kulaklarımızın onları duyduğu, gözlerimizin gördüğü, sevginin gücünü en derinlerde hissedeceğimiz bir yaz. Geri kalan o tüm dağ gibi görünen engebeler aşılır. Sadece inan, gel ve bu özlem bitsin. Varlığına binlerce şükür; iyi ki varsın.
 

Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

 

Related Posts

2 thoughts on “AŞKIMIN GÜNEYİNDE / Aysu Sevtekin

  1. Cavidan Birsen Dereli dedi ki:

    Aşkımın Güneyinde
    Aysu Sevtekin’in okuduğum ikici öyküsü.Beğendim,etkilendim çünkü içinde bulunduğumuz zamanın dışında bir duygusallık var.Ayrıca gene yalın bir dil.Kutlarım.

  2. Müjgan Gökahmetoğlu dedi ki:

    Çok duygulu ve zarif bir anlatım. Çok etkilendim

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir