orasay özgür doğan
Oresay Özgür Doğan

YÜKSEK EDEBİYAT GÜNLERİNDE VII

Hışır

Şiirsel bir niyetin kışkırtmasıyla, mekân kültürüne de alan verisi olarak yazılması için ve hatta imgesel anlatımıyla yarı entelektüel katılım gerçekleşsin diye bugün bir ara zaman zaman bilinç bulanıklığı tutanakla kayıt altına alınmış, çevik acı ve üzüntüyle donanımlı, yapılı bir paragrafa sığacak kadar duygusal olgunluğunu geliştirmiş kıvrak kurak bir cilve için
sanrılarla biçimlenmiş mevsimler koridorundan rahleye çıkarak gülümseyen öznel meseleler toplamı bir kader yazmaya niyetlendiysem de sonradan karşıda ardı ardına yaman bir huzursuzluğun eşlik edeceği şiirsel anlamlar üretecek bu dâhiyane düşüncemden vazgeçtim.
Evin içi rüzgârla dolu.

Suyu Aşınca

İşte anlamı manada tartıp ayrıştırarak, işte yol gösteren bilgiden, akıcı özgün fit dilinle, aşılayıp sezgiyle kadim umudu, mekândan mekâna, zımparalanmış işte taptaze bir havayla, her türlü otoriteyi alaşağı ederek yürüyorsun has şiire.
Yürü aferin!
Ah, yine aklını eksik tartmayan tutkuyla kavrularak alışkanlıkların ve arzuların ötesine ulaşmaya çabalamanın alkışıyla açtın pencereyi. Değişiyor dünya mimik tazeleyen ruh hâlleriyle.
İşte geldin, şiir üstü bir yaramazlıkla.
Geldin şafağın içinden geçerek, yüzünde bir lincin yorgunluğu.
Ver bir egosantrik paslaşmalar gülücüğü, hoşluk katıyorsun algının ötesine antika ağır şiirsel lekeli zamana. Evet, payına düşeni alacak sanrıdan gerçeği çekip çıkaran bu morning sun.
Sonra, aşk için, en yaşamsal noktada, şiirsel şifa kaynağı o kasırgaya teslim et kalbini, bilincin uzamından taşan. Serpiştir kusurları boşluğa.
De ki kendine: “Bırak, gelsin, gelsin ne varsa tutkulardan ve körü körüne, ne varsa uğruna yanıp tutuştuğumuz.”

 

Yaklaşınca Karanlığa

“Kimdi o, yüreğinin içine bakmaya cesaret edemeyen?”
Sonra şair dediğin, insanı ve şiiri, meydanı boş bulmuş kuşaklı edebiyat memurlarınca kurnaz modern cıbıl bir algıyla ilmeklenen bir sürü zırvanın içinden çekip çıkaracak. İşte şair dediğin şiiri ve insanı, insan-insan ve insan-doğa çelişkisinden soyutlayan tavırla bir “tutkular retorikası”na hapseden kalabalıktan kurtaracak.
Neyse! Akşam taslaklarını seviyorum: Yeni bir şiire başladım. Yaşamsal pürüzler ay ışığına çıktı. Bu arada şiirsel özün biçime acemiliğini vurgulayan alışkanlıkları yok etmek için müstesna yaratıcılığımı bir iki kur ilerletmek istiyorum. Akıl yardımıyla ses vermeye başladı yüzey nesneleri.
Ünümü unvanımı yaratıcılığımı hiçe saydım ve bugün yer altı trenini kullandım. Artık, liberal şiirsel bir cesaretle dışa dönük bireysel acılar betimlemek istiyorum.
Artık, ideolojik olmayan kuşak sahibi “Zamanın Ruhunu Taşıyan Şiirler” yazmak ve güzelim şiirlerimin hayranlarım tarafından edebiyat akşamlarında okunmasını istiyorum.
Artık, arabesk soslu kırılgan özlü sözlerle estetik uzamına konuşlanan bir şair olarak hayranlarımla kuşak albümünde yerini alacak fotoğraflar çektirmek istiyorum.
Artık, şiirsel avluda muhteşem şiirsel bir tespit yapıp ortalığı toza dumana boğmak istiyorum.

 

Kırtıpil Kışa Pudra Şekeri

Epriyerek esriten bazı modern oluşlar, ona şeyler diyorum, beni oldukça üzmeye başladı. Sanatçıyım, ince ruhluyum, entelektüel bir kişiliğim var demeyeceksin. Bu ortamda neyle karşılaşacağın ne olacağın belli olmuyor. An geliyor hâlden hâle tepeden inme başat yaklaşımların oyuncağı oluyorsun. En küçük bir dikkatsizlikte okuyucunun elinden paralı poşeti delinmiş soğan gibi yuvarlanırsın da toplayan olmaz. Bak varlıktan hiçliğe.
Kendime fısıldasam inanmazdım ama şairlik yazarlık unvanlarım ve unvanlarımın sorumlulukları da beni yıpratmaya başladı. Galiba şairin yazarın kendiyle övünmesinin de bir mesafesi var! Üzerime yalım ve basit bir ağırlık çöktü. Ki en dayanılmaz olanı da bölünmez bir yalnızlıkla bu alımlı edebiyat ortamına ağırlaştırılmış müebbet ile bağlanmam…
Bu düşüncelerimi dün akşam münasebetsiz bir saatte hem de çat kapı misafirliğe gelen iki alt kat komşumla da paylaştım. Şaşkın şaşkın yüzüme baktı, limonlu kek Mahinur’un yaşamsal konkordato ilan etmiş o şebelek kocası. Angut herif bir ara bana Ulus’taki Eke pavyon kapandı mı ki, dedi. Sinirlenip soruya bile benzemeyen bu edalı çıvmış şeyi bir Hattori Hanzō kılıcı gibi ortadan ikiye böldüm. Mahinur gülümsedi. Diyalektik bir yüzü var bu kadının.
Ama ben, her zaman zorlukların içinden akıllıca sıyrılmayı çok iyi bilen ben, yine nüfuzlu çözümü buldum. Sıkıntının içinde kaldığında hemen teslim olmayacaksın, gürültüye. Ki hemen kendime barkod numarası alınmış bir çeki düzen ayarladım.
İçimin kışı da yaklaştı. Günleri, iki unvanımın arasında paylaştırdım. Pazartesi, salı akşamları şairlik; perşembe, cuma akşamları ise yazarlık sorumluluklarımı yerine getireceğim. Çarşamba gününü güzel sanatlara, cumartesiyi ise takdir edilecek metamodern yorumlara, pazarı da ideolojisi alınmış normal insan olmaya ayırdım.
Ayrıca haftanın canımın istediği üç günü 1 saat ayna karşısında beden dili ve poz çalışması yapacağım. Sözcüklerin gözünün içine bakmak istiyorum. Tutkularımın içeriğini besleyerek el âleme karşı daha üretken olmalıyım.
Şimdi bu yazının şarkısını dinlemeliyim.

 

Zarafetin Sırrından

Berrak ve derin şiirsel farkındalığın ortasındayım: Post-it korkuluğu bir aynanın önünde. Her gün yeni baştan yaratıyorum kendimi, pozitif enerjisini yakalamış şiirsel tümcelerle.
Her gün yeni baştan estetik ve dinamik bir oluş için yakalamaya çalışıyorum yenilikçi fırsatları, bütünleşip şiirsel zamanın ağır cafcaflı ruhuyla. Belirleyip öncelikleri, artırıyorum şiirsel verimliliğimi.
Huylarımı gözden geçiriyorum, içsel diyaloglarla hazırlanıyorum şiirsel tartışmalara. Şiirsel karmaşık olayların içinden geçmek için kırılgan bir hevesle büyütüyorum duygusal dengemi.
Düşünme becerilerimi besleyen şiirsel ilgileri de karşılıksız bırakmadan şiirsel gerçeği üleştiriyorum önemli şairlere, eşit dağıtıyorum övgüyü.
Yenilgilere barikatlar örüyorum. İmgeleri içime işleyen yapıcı düşlerle besliyorum iç görümü. Gerçeği düşle birlikte çekiyorum ateş anlama. Özümseyip şairliğimi yaratıcı iç sesimle açıyorum yaşanmış travmalar defterimi, besleyip dilli iyiliklerle şiirsel inceliği vasatlığı rayından çıkaran sessizliği, itiyorum elimin tersiyle vaktini boşa harcayan şiirsel gürültüyü.
Hava öyle güzel ki! Açıyorum pencereyi, hep uyum içinde paylaşmak, güzeldir diyorum. En sevdiğim şiiri ezberliyorum.

 

Bir İmgeye Dönüşünce Alıngan Yürek

Şiirsel özne, lirik oluşumların koruyuculuğunda, ortak değerlerle değişmez eğilimlerle, küçük şiirsel çıkarlarla, imgeleri ışıyan apolitik nedenlerle arınmış güvenli avlularda güvence altına alınmış şiirsel haklarla yaşayıp, şiirini ve eleştirel övgüsünü yazıp ödülünü almak istiyor.
Böylesi de şiirsel güzel: Akan suyu durduran.
Şiirsel kuşaklar arası şiirsel ilişkiler, akıllı olgunlaşmış eleştirel yorumcular tarafından düzenlenirse, ortaya çıkacak olan şiirsel yapı, çelişkileri yumuşatıp şiirsel barışı sağlayarak, az sözcükle mana çoğaltan şair öznenin yeniden doğuşunu müjdeleyebilir.
Bu da güzel! Ufkuna açık şiirsel tavsiyeler yazıp dolduralım nar sepetine.
Şiir yarışmalarına hazırlanan adaylar için yardımcı bir kitap yazmayı düşünüyorum.
Bazı yazgılı fotoğraflar, bu muhteşem azınlığın bir şiir savunması olarak dolaylı ama alçak gönüllü bir biçimde çok alçak gönüllü bir tavırla “Ben de kötü bir şairim.” diyebilme cesaretini doğuştan kazandığını gösterebilir.
Sonra çelişkileri paramparça ediveren, hayatın içine düşmeden önce büyük çaylaklığını pohpohlayan bir hoşnutluğu pekiştirmek için, her akşam, ama bir kez, ara sıra da süslenippüslenip, aynaya bakıp, “tebrikler” diyor, bakmaya doyamadığı pek yakışıklı görüntüsüne. Sonra “Sağ olun, teşekkür ederim.” diye karşılık veriyor şık sözcükleri Baştankara kendini baştan çıkaran kendine. Dışarıda kum fırtınası var!

 

Ne Gündü Ama

Bildiğimi okuyorum. Kanatlarını temizledim, anlaşılamayanı seyreden prestijli sevimsel algıların. Kararınca hava, uçtu bir acıdan diğer bir acıya göz kamaştıran ezgilerle, benzerine benzeyen. Ve eğleşti var olmayı öğrenememiş tebrikler ve kutlamalar arasında, süsleyip yanılgılarla mucizeler boşluğunu.
Şiiri bekleyen bir ölümlüyü ilgilendiren kaskatı kesilecek bir durum için eski defterleri karıştırırken bulunmayan lirik şeyler için kurutulmuş gül ve karanfil çizdim. Bazen nerede bekliyorum, nereye varmanın heyecanı için.
İlginç: Bugün, ben de çok sevindim, tebrikler, diye yorum yazacağım bir güzelliğe rastlamadım.
Ama şiirsel neşem yerindeydi. Umarım kıyımlardan aynı gölgeyle sırlanan bu şiirsel hassasiyetimin, şiirimin yayımlanacağı ülkeler şiirine bir faydası dokunur, dedim.
Şiirlerimi iki sürüm halinde yazmaya başladım. Son şiirimin 2. versiyonu daha güzel oldu sanki. Bay Z de onayladı. Ki her şiirsel şeyyaratıyı onaylıyor.
Saçma sapan şeylerin ortasında beklediğimi hissettim. Bazı insanlar var, terk etmek istediğim.
Meydanı Boş Bulan Şairler Kuşağı şairlerinin yaratıcılığını kutlayıp, hayranlarıyla birlikte sağlıklı güzel şiirsellikler diledim.
Birine, şimdi siz fazla şiirsel akıllısınız ve bu durum beni sarsabilir, dedim.
Hem öyle hem böyle şeylerden uzak durmak gerekiyor.
Konuyla nasıl bir bağlantı kurdum, kendimi o yazının neresinde yakaladım da gelip böyle bir yorum yaptım, bilemedim.
Bu arada, Paul Valery aktarmışmış. Mallerme’nın desenci Degas’a söylediğiymiş: “Şiir, sözcüklerle yapılır, düşüncelerle değil.”  Burada pilav. Ama Degas’a da hak vermek gerekiyor.
Birkaç kişiye küfür ettim.
İlginç bir toplumda yaşıyoruz ya.
“Popo” burada bir ölçü birimi olarak da kullanılıyor, dedi, Kedi.
Şiirsel aportta bekleyenler var.

 

İşler Karışık

İnsan dediğin, Sırtlan’dır burada. Bu noktada elitist bir şair olarak yeni yılda şair tutulmasıyla saygınlık kazanmakta olan şiirsel rötuşun şiirsel gerçeğin içindeki incelik payı üzerine alkışlanacak üstü çıplak boş bir sayfayı okumanın anlamını yakalamış yazılar yazmak istiyorum.
Şiirsel bir kaderden ayrıntıya farkındalık kapısı açarak süzülen beğeninin ve yorumun bezgin, hüzün ilmekli, anlam katmanı oluşturmuş güzel söz üzerinden betimlediği düşkünlüğün dünyalar arası yolculuk yapan ve her fırsatta hayatı ve şiiri konuşan yerli flâneur şairde doğuracağı dramatic lirik sevinçlere de pencere açacağım.
Valla bir şey anlamadım ama yaz sen becerirsin. En azından çalıp çırpmıyorsun, dedim.
Ve hatta bir ara, farklı kaynaklardan beslenen şiire dolma taşı şairler ve falcı eleştirmenler tarafından düzenlenen gelişmekte olan insanlık hâllerinin meyvesi şiirsel incelikli kuşak güncelleme etkinliklerine etkili bir paydaş olarak katılabilmek için esin kaynağı bir dağ yamacında düzenlenen yaratıcı şair atölyesine teslim olmayı da düşünüyormuş.
Düşünsün! Bakacağız. Arzu çatlatan şiirsel planı olan edebi heveslileri hep ilginç bulmuşumdur.
Ne diyeyim ki şimdi. Yürü dedim, yürü, yol alttan ısıtmalı.
Sonra,  kimse kımıldamasın dedi, Corona avcısı şiir polisi.
Kimliğini çıkar, dedi, bir başkası.
Sen şimdi şu soruyu sorabilirsin:
Bu evde, bu ideolojik ve teknolojik yapılanmanın gölgesinde, bu gelinen noktaların noktasında, temaların teması, kalabalıkların oyuncağı, ruhu didikleyen hiçliğin kaba ve nazik sözcüğü içe kapanışın düşle gerçek arasında sıkışan umutsuzluğun büyük öznesi hassas bireyin, ilkel bir çatışmanın ortasında kıvranan, zamanı yüzünde kırışmış, hassas yalnızlığı da olmasaydı şiir ne yapardı, acaba?
Veya ek olarak: Kırılgan şiirsel kuşak şairinin, değerli antolojiler zamanı küçük yakınlıklar içine sıkışan nasihat erbabı eleştirmeninin eski uzak dalgalı denizlerden çekip aldığı birkaç kavram üzerinden şiire yapıtaşı yontarak ölçülü vurgularla yaratığı kaçak monad övgünün şiire meşakkatle yapıştırdığı muhteşem taklit spleene ihtiyacı var mı, diye, sormalı mıyız?

 

Şiir İçin Dipnot Süsü

Bundan böyle, yazdığım ve hemen duygubireysel ısınmak için kendini sabırlı ateşe hazırlayan ve birbirinden elektrik alan okuyucu tarafından alkışlanan garantili her şahane şiirimi aşağıda bir örneği yazılı dipnotlarla süsleyeceğim.
“Şiirsel belleğe armağan ettiğim bu güzelim şiirimi yazmadan önce nefis lirik püf noktalar için 3 ay kuşaklı şairlerin, 2 ay da yerel eleştirmenlerin arasında yaşadım.
Bu dönemde düzenlenen mevsime özel şiir okumalı ödül dağıtımlı ulusal ve uluslararası her şiirsel etkinliğe katıldım.
Unutmadan yazayım, nesneye can vermek için 20 gün süreyle de şiir kitabı tanıtım yazıları ile söyleşilere serpiştirilmiş onca dizeyi okudum ve 5 tane çok konuşulan konulu film seyrettim.
Ve anlam çoğaldıkça çoğalsın, yaratıcısının çarpıcı yalnızlığını paylaşsın diye pek çok düş doğurgan sayfayı süslemiş Munch’un çakıl taşı o imgesini uzamında parlatan çığlık tablosunu saatlerce seyrettim.”
Böyle iyi olacak! Böyle iyi olsun!

Yazarımızın diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Paylaşmak için sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanabilirsiniz.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir