YÜKSEK EDEBİYAT GÜNLERİNDE VI

Belleği yağmalayıp karıştım kalabalığa.

BATHOS

Sevinç imi olsun ölüler odasına salınan. Söyleniyordum, zamanı süsleyen ve küçük bir acıyla birlikte yaşayan bir ‘yaratma hayali’yle. Bir ağaç yürüyordu gökyüzüne.

İşte ürküden sonra gece imbiği ve yorumlar menekşesidir bu kripto duyarlılık. Burada bu uzak cennette defter kitap açıktır, anlamlara. Burada rutini parçalayan lirik bir doğurganlıktır açığa çıkan yaratıcı yalnız içtenlik.

Burada, şiirsel varlık, ayrık bir bilinç kazanır, düşüncenin yatağında. Kendi tutumunu, davranışını, dilini oluşturmuş bir dokunuştur bu şiirsel disimilasyon.

İşte bocalayan sevdalısını arşive indiren yorumcu şiirsel öznenin, orijinal şiir kafasını ortak bilinçle yoğurarak, estetik etik ve entelektüel bir çıkışla okurun yüzüne sıktığı şiir gazıdır bu incelik. Kolay değil im delisi bir yıkımdan bir doğal afetten bahsediyorum.

JAYUS

Dedim ki: Belki inanmayacaksınız ama kalemine yakışan her övgü eleştirisinde, sevgi ve saygıyla konuk edilen her şair:

Anla katmanı edebi estetikle yıkanmış lirik bir dil kurmuştur, yeni imkânlar sunan. Orada, imgesel bütünlük kırık prozodik olgunluğun ana damarını oluşturur, bir katharsis’in kollarında.

Orada, her şair, kuşaksal inceliğe sahip parçalanmış benliklerin gezginidir. Ağırlığını kalple tartan modern bir kalabalığı hak eder. Ve sayfa üzerinde minik öyküsüyle şık duran imzasının sevecen bir kuyruğu vardır: Evet, kıskandıran.

Orada, kalıcı ve saldırgan tetikleyici bir söyleyiş güzelliğiyle dizelerin yarattığı çağrışım okuru sarstıkça sarsar. Gerilimiyle sancılar, bunalımlar, korkular ve aşk ve hüzün dargındır yerleşik yaşama, isyan edendir, yüzünü çevirir ilksel bir sonsuzluğa.

Orada, mürekkepten damlayan her şair, yaşamı şiirle dönüştürür. Bir disiplinler bilgisi ile değerler dizgesi oluşturur ve yalnızlık oturur bir simit bar-cafeye öğleden sonra ve susam kokar sözcükler. Ah, kasvetli yoğunlaşma farkındalığını elekten geçirmiş bir hayatın habercisidir.

İşte, kalemine yakışan her korkunç eleştiride, acı çeken anlamsal boyutun şiire yapıştığı yerde, sallanırken büyülü ‘rocking chair’ inde bir duygu bütünlüğünün samurayıdır şair, yazıya çekilen şaşırtıcı bir içtenlikle haz pişirir algılı okura.

Evet, orada, okuruna esin perisi yeni ve taze imgeleriyle her şair, kurak dünyamızı yeşerten bir bahar yağmurudur. Ve niteliğin öncüsü ve özgün ve çağdaş ve yalındır. Ve vefalı bir şiirsel bir ilişki için modern okurun koluna girer ve yürür yan yana.

Fonda amor callado…

STIGMATA

Akşam yemeğinde, şiirde eleştiride yorumda Kabakulak Kuşağı var mı, diye sordu. Korkunç kuşkulandım. Bütün sıkıntı, şiir ve estetik yorum için insan ilişkilerini yönetme beceresine sahip bir iletişim uzmanı, psikiyatrist, psikolog, sosyolog, sosyal antropolog, sosyal her şey belki de bir simyacı belki de yerine göre bir berber ötesinde sadece hasta, hep yolcu ve müşteri, vb. daha başka alanlar ve meslekler erbabı olmamdan kaynaklanıyor.

Bu durumu doktora anlatsam şeytanın eline koz vermiş olurum. O insan ruhunun derinliklerine inmeye çalışan küçük aklı sıra anlamı kopya ederek kaleme aldığı ucu açık yaşamsal soruların belki de kışkırtmasıyla kendinden geçerek beni ele geçirip betimleyen şiirsel olguların altında yatan uçkun duyguların kararması için elinden geleni yapıp monad bir yalnızlığı ele geçirmeye çalışıyor.

Ben bu estetik saf orijinaliteyi, tarifine yürüyen zorluklarla inşa ettim. Zaman ve mekânlar toplamıdır bu dilsel öz niteliğini okşayan diorama.  Bu gnomik yüksek kötülüğün test kafalı biçimlendirilmiş kimliklerin,  kötücül avlusunda başkaldırının dışlanmış sözcükleriyle anlam boyutunun dağılmasını sağlayarak özü yıpratıcı fırtınalar doğurmasına müsaade etmeyeceğim.

İşin doğrusu o da anladığı kadarıyla haklı ya neyse. Ayrıca benim sayemde şiire ve eleştiriye bulaşmasından korkuyorum. Belki de kavramlarla sınırlı bir algının içinde kaybolduğu varoluşsal gürültü yarası üzerinden gerçeği ve düşü biçimlendirmeye çalışmasına sinir olmalıyım. Bu durumu düşüneyim.

Ah, geçmiş, kırılgan bir taslaktır. “Sen ey şeytan bu uzun sefaletime acı.”

De ki: İp arıyor kuklalar bağlanmak için.

PATLAMIŞ MISIR EŞLİĞİNDE

Şiirsel bir iyilik olsun. Bakıyorum da hiç kimse biz ailecek şairiz demiyor, diyemiyor. Korkuyorlar mı bilemiyorum. Çekinmeye gerek yok. Olan söylesin, faydası var. Zaten günümüzde bir aileye bir şair az geliyor. Her evden en az iki üç şair çıkmalı. Ve siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik ortam da buna müsait.

Ne yalan söyleyeyim bakın biz ailecek şairiz! Mesela, ben şiire 12 yıl önce başladım. Şükür ilerliyorum. Sevgilim ise 15 yıl önce başlamış. Onu, yaşamın ince işçiliği sessiz odaların saf tutkusu, olarak betimliyorum. O benden iyi.

Oğlan, galiba şair olacak! Işığı yanıp sönüyor. Her gün beş dakika gökyüzünü seyrettikten sonra karşıt anlamlar içinde gezinen müthiş dizeler kuruyor. Geçen gün, akşamüzeri bir sokak kedisini şiirsel nesneye dönüştürdüm, dedi. İlginç yani! Bu çocuk rutini alaşağı edecek.

Kız, oğlandan iki yaş küçük. Ama kızda iş yok! Haylaz ve hayta bir yapısı var! Kafayı maltızda tütsülemiş gibi. Gelgitlerle yaşıyor. Kuşkuyla keski arasında dolanıp duruyor. Bir kırtasiyeci olacağım, diyor, bir make-up artist…

İki gün önce oğlanın da katıldığı şiirsel toplantımızı nasıl olduysa ses çıkarmadan izledikten sonra eleştirmen olacağım, diye tutturdu. Öznelliğinizi param parça edeceğim diyor. Yani besle kargayı… Bakalım hayırlısı!

Neyse ya demem o ki: Aklı sıcak tutan bu tür aileye has nitel inceliklerin faydası var. Evet, dergilere şiir gönderirken bu backgroundlar işe yarayabilir. Küçük bir empatiyle şiirinizin yayımlanma şansını artırabilir. Editörler sever bu tür zenginlikleri.

Sonra verin sevinç duyumunun müziğini, kulak kulak gezdiren sihirli o denizi. Yılmak yok. Algıları, alışkanlıkları gerçekleri değiştireceğiz. Zaten yılmaya zaman da yok. Hadi bakalım, ne olacaksa olsun!

YANDAN ÇARKLI ŞİİR MASASINDAN

Unutmuş olabilirsiniz, hatırlatayım: Bireysel ve toplumsal içerik kazanmış bir karşı duruş biçimi olarak aykırı şiirsel etkinlikler, önemli artı ürün şenliklerindendir. Bu etkinlikler için her şaire bir gitarist atanmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Şiir okumalarının lirik estetik bir yapıda icrası ve şiirin sürekliliğini sağlamak gerekiyor.

Şimdi çok önemli şiirsel bir düşüncemi açıklamak istiyorum: Şiirde 1+1 hiçbir zaman 2 etmez.  2’den 1 çıkmaz. Ama 1’den 2 çıkar. 3 ise sadece şarkı sözüdür.

Burada şiirsel marifete sahip çıkmaktan, bir cevheri ideolojik ve teknolojik olarak sahiplenmenin imgesel yapılanmasından söz ediyorum. Umarım bu geleceğe göz kırpan kıymetli düşüncelerim sevgili okuyucuyu fazla yormaz.

İlaveten, şiir paylaşımları ve okumaları için mekân sınırlamasını da dikkate alınması gereken ruhani bir başkalaşma olarak görüyorum.

Bay Z diyor ki: “Şiir Eleştirmeni” olmak isteyenler ile “vallahi ben şiir eleştirmeniyim” diyenler için edebi yeterlik yazılı ve sözlü sınavı yapılabilir. 98 ve üzeri puan alanlara sertifika verilebilir. Bu konuda mühim yani!..

Şirin bir gündü! Üzerine çok sayıda mıknatıslı süs yapıştırılmış buzdolabı gibi yalıngan köşesinde bekleyen bir özneyle sohbet ettim, buzlarını kıramayan.

Olacak böyle şeyler! İmge fotoğrafçısı öncü şairleriyle bir pohpoha mazhar olan bu hayat güzel! Belki de gölge için artık ışığa gerek yok.

Kedi paragrafı bir bıçak gibi kesti ve sordu: Robot Sophia şiir de yazıyor mu? Yazmaz olur mu, dedim. Geçelim. Ayrıca ‘80 Kuşağı’ bazı şairlerin kuşaktan istifa edip ‘90 Kuşağı’na geçmeleri de beklenebilir bir farkındalıktır.

Evet, şirin bir gündü ki kusursuz oy çokluğuyla bir salgın cezasını bitiren!

Ah, hayranlığa kazınmış bir gözyaşı hikâyesi yazsınlar büyücülüğüme. İşlenmiş kimlikle kavrulsun adanmış yolculuklar. Ben yaşamın şeytan ressamı, böyle konuşurum böyle renk seçerim arzunun ve arayışın çarkına.

DAR GEÇİT

Şiirsel avluda, şeyler uydurup, şeyleri bellek pışpışlayan duvara çivilemeye yatkınım. Abartıyı küçük bir düşün içine çekip anlam dünyasında sonsuzluğun eteğini de çekiştirip duruyorum. Kendime dönüklüğünü pekiştiriyorum.

İşlenmiş bir dayanışma ile kafamın içini, yakınımda bulup buluşturduğum tüketime gönderilecek bilgisi şiirsel bir dinginlikten süzülmüş lütuflarla dolduruyorum.

Tutkuya ayraç özlü sözleri olgulara yönelmiş takıntılar olarak kaydediyorum. Tatmin edici alkışlarla bulamaç yaklaşımları emiyor ve onları karşılıksız sevgiye çeviriyorum, çatlaksız.

İmgeye yakalanmış şiirsel sonuçların içine girip olanı biteni dile ve kaleme çekiyorum, hızla mürekkebi kurutmadan. Şiirsel bir dinginlikle özneyi ve nesneyi biçimlendiren zaman ve mekânı yorumluyorum.

Tutumlardan, davranışlardan hırçın ve kaba etkileşimlerden, insan-insan ve insan-doğa çelişkisine, ürküsüne yürüyorum. Bir aklın sentezinde zihinsel faaliyetlerle şiire yapışık yaratıcılığı koruma altına alıyorum.

Evet yazdım: Şiir ideolojiktir, çünkü insan ideolojiktir.

Oresay Özgür DOĞAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir