GURNAH KAPAK (1)
Lokman Baybars

ABDULRAZAK GURNAH ÜZERİNE POSTKOLONYAL OKUMA

W. Benjamin Moskova Günlüğü’nde şöyle yazar:

 “Bir meydanın mimari yapısını kavrayabilmek için, o meydana dört farklı yoldan gidilmeli ve hatta meydan dört ayrı yol ile dört kez terk edilmeli. Anlamlı varış ve terk edişler…”

 
Benjamin’in bu kavrama tekniği zahmetli olsa da akla en yatkın bir kavrama geometrisidir.
Edebi bir yazar hakkında rota çizebilmek ve eserlerinin karmaşıklığı içinde kaybolmamak için o yazara hangi yönlerden yaklaşmak ve söz konusu olan yazardan hangi yöne doğru uzaklaşmak gerektiğinin bilincinde olmak gerekir. Öncelikli olarak, tercüme yoluyla tanıştığımız yazarı hakkıyla kavramak için yazarın yanındaki mütercimi de tanımak zorunda olduğumuzu bilmemiz gerekir. Mütercim, çevirdiği eseri kendi dilinde yeniden üretir. Yazara ulaşmamızın ilk yolu mütercimini tanımaktan geçer. Dil sorunu, okur için bir bilinç sorunudur. Bu problemi aşmak için yazarın en az üç kitabını okumak zorundaysak, yazarı dilimize çeviren mütercimin de en az üç çevirisini -varsa mütercimin kendi eserlerini- okumalıyız. Bu, söz konusu olan yazarı kavramının en akıllıca yoludur. Kavramanın içeriğinin konusu da, okuyucunun ilm-î isnâdına kalmıştır.
 

Koyu Tenli Edebi Metinler

Coğrafya, yazarların zihin haritasıdır. Afrika ve Karaipler’in çağdaş edebiyatı, kültürel ve politik bir çatışma sathında doğmuştur. Bu coğrafyalar kendi imgelerini tarihsel birikimin içinden çıkarmak için uzunca bir süre sessizce beklemiştir. Bu bekleyiş, pasifçe değildir. Olgun edebi imgeler, Aime Cesaire gibi belirli şairlerin şuuraltında olgunlaşmıştır. Bu olgun bekleyişten şimdi koyu tenli edebi metinlerin zamanına geçiyoruz.
Fanon’dan sonra tekil ötekilerin ötesine geçen Gurnah, eserlerinin genelinde -özellikle Memory of Departure’da- evrenselleşmiş bir ötekinin zihin çözümlemelerini yapmaktadır. Öteki, bir insanlık durumudur ve evrensel bir trajedidir. Öteki birey somut, tarihsel ve kültürel koşulların bir üretimidir, aşılması gereken bir insanlık problemidir. Tarih bir ezme-ezilme diyalektiğidir. Bir kısım coğrafyanın insanları -ötekiler- bu diyalektiğin mağdurudur. Gurnah bu mağduriyetin ilk çözümlemesini, ilk romanı Ayrılışın Hatırası’nda (1987) yapar.
Gurnah introspektif bir yazardır. Kendine bakarak ve kendinde gördüklerinden yola çıkarak bir başka ‘ötekileri’ betimler. Ayrılışın Hatırası yazarın otobiyografik bir çalışmasıdır. Ardından gelen bütün eserler bu ilk eserin çizdiği rotayı takip eder. Kendisinin nasıl bir öteki olduğunu, diğer ötekilerle hangi paydalarda kesiştiğini içgörü ile keşfettiğinde daha derinlemesine analizler yapar; özellikle Sessizliğe Hayranlık’ta bu derinliği çok açık görülür. Kendiyle yüzleşme cesareti Sessizliğe Hayranlık’ta daha belirgindir. Bu yüzleşme, okuyucuyu kendiyle baş başa bırakır. Okuyucunun zihin haritasının nasıl kolonileştirildiğini ortaya koyar.
Bu sadece bir ötekileşmiş siyahi bilincin kendiyle yüzleşmesi değil Batılı bir bireyin de kendisine siyah bir ayna tutması olarak da okunmalı. Tıpkı Jean Paul Sartre’ın Yeryüzünün Lanetlileri’ne yazdığı ön sözde, bir Avrupalının aslında kendisini kendileriyle nasıl sömürgeleştirildiğinden bahsetmesi gibi.
 
 

Beyazlaştıkça Öteki Olmaktan Kurtulmak

Gurnah bütün eserlerinde postkolonyal ötekilerden bahsetmesine rağmen hiç bir öteki bunu üzerine alınmaz. Çünkü öteki, hep beyaz şarkılar dinler ve söyler, beyaz kitaplar okur, beyaz filmler izler. Bu beyazlık, ötekinin rengini kendinden tiksindirecek kadar koyulaştırır. Batı dışlığının coğrafyasında yetişmiş her öteki birey, kendini Batı’nın kolektif bilinçaltının ürettiği arketiplerden beslediği için kendinden ve kültüründen tiksinir. Kendine yönelttiği negrofibiyi sürekli besler fakat asla bir Negritude bilinci geliştirmeyi düşünmez. Çünkü kendini ve kendi kültürünü “bizden adam olmaz” çizgisine indirmiştir bile. Geçmişini silmek için, rengini (kültürel birikimini) ovalamaya çoktan başlamıştır. Beyazlaştıkça öteki olmaktan kurtulacağına inanır. Bu aşağılık kompleksi eğitimli ötekilerde kendini açık açık gösterir. Gurnah diğer bir kitabı olan Pilgrim’s Way’de (Hac Yolu) kolonyal zihnin kendini Davut üzerinden dramatik bir biçimde anlatır. Davut Tanzanya’daki geçmişini tamamen silmek için türlü yollar arar. Davut karşısındakileri tanıdıkça kendini unutmak için elinden gelini yapar.

Ötekileşmiş Zihnin Psikopatolojisi

Hegel’in efendi – köle diyalektiği A. Kojeve, Lacan, Fanon’u etkilediği kadar Gurnah’ı da etkilemiştir. Sadece efendinin tanındığı, kölenin görünmez olduğu bir dünyanın eleştirisini yapan Gurnah eserlerinin genel temasında bu karşılıksızlığın psikopatolojik çözümlemelerini yapar.
Gurnah diğer bir eseri olan Dottie’de (1990) Fatma Balfour’un melez kimliği, ırk ve etnisite problemleri üzerinden, yukarıda bahsi geçen ötekileşmiş zihnin psikopatolojisini çözümler. Bu eseri, Fanon’un Siyah Deri Beyaz Maske adındaki eserinin roman öyküsüne dönüştürülmüş versiyonudur.
Özetle, Gurnah’ın dört eseri üzerinden “Öteki İnsan”a dört ayrı yoldan yaklaşarak, öteki birey betimlemeleri yapılmıştır. Gurnah’ın bütün eserlerinde; ulusalcılığın yol açtığı distopik şiddet ve dışlayıcı siyaset, duygunun yerinden edilmişliği, kendi zihin ülkemizden (hayal dünyamızdan) başkalarının ülkelerine kaçışların tipik yansıması,  bir başka devletin albenili yaşamlarına kaçışların yarattığı krizler, terk edilen ülkelerin nasıl her anlamda çoraklaşması gibi satır arası konular işleniyor. Yazarın eserleri kolonileştirme veya postkolonyal psikopatolojisi üzerinden okunmalı.

Diğer analiz yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.