2hulyaduman
Hülya Duman

ŞAFAKTA VERİLMİŞ SÖZÜM VARDI

 

Gerçek adı Roman Kacew olan Romain Gary’nin 1960 yılında basılan, müthiş anlatımı ile masallaştırdığı otobiyografisidir “Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı” kitabı. Altmışaltı yıla sığdırılmış, sıra dışı, büyülü bir yaşam…

 

Kacew, 1914 yılında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ da doğar. Hem Rus, hem Tatar, hem Yahudi, hem Polonyalı, hem Katolik, hem de Fransız olan yazarın hayatı oldukça ilginçtir. Ortalamanın altında yeteneğe sahip bir tiyatro oyuncusu olan, Mina Owczynska’nın o çok sevgili oğludur Kacew. “Gerçeküstücülük”e uyan, mucizevi, fırtınalı, tutkulu ve efsanelerle çevrelenmiş bir yaşam hikâyeleri vardır ana oğulun. Kuşkusuz ki Mina, enerjisi büyük, dirayetli, yaratıcı, becerikli, inanılmaz bir kahramandır. Ve daha da ilginç olanı, yalnız büyüttüğü oğlunun bir dahi olduğuna ve onun bir gün çok ünlü olacağına olan tam ve sarsılmaz inancıdır. Öyle böyle de değildir bu inanç; konu komşu, herkeslere hayranı olduğu oğlunu anlatır.
“Benim oğluma iyi bakın, o bir gün çok ünlü bir insan olacak. Benim oğlum ünlü bir sanatçı ve Fransız Büyükelçisi olacak” cümleleri ile ortalarda sükse yapıp gezerken herkes arkasından güler ve kimseler inanmaz, meczup gözü ile bakarlar ona.
Aman ne de gam! İşin doğrusu oğlunun hangi alanda yeteneği olduğunu henüz kendisi de bilmemektedir. Ondaki dehayı ortaya çıkartmak için, o yoksul hali ile ne yapar ne eder sayısız şan dersi aldırır. Ta ki hocasının “üzgünüm ama oğlunuzun yeteneği yok” hükmüne kadar.
Ne ki, bu hummalı dâhilik arayışı her alanda denenir ve ne yazık ki başarısızlıkla nihayet bulur. Az buçuk resme yeteneği var gibidir onu da annesi engeller. Çünkü ona göre, ressamlar sefillik ve buhran içindedirler. Oysaki onun oğlu çok ünlü bir insan olacaktır.  Bundan emindir ve bunun için de oğlunun oturuşu, duruşu, giyinişi kısacası tüm adabı muaşeret kurallarını öğrenmesi şarttır ve hal böyle iken de onun sayısız ders alması gerekmektedir. Nasılsa ilerde asil bir beyefendi olacaktır bizim Kacew.

Şu matrak bölümü de anlatmadan geçemeyeceğim; beni hem güldüren, hem de düşündüren bu sevimli ayrıntıdan sonra Polonya’ ya geçeceğiz. Her yerde ” benim oğlum çok ünlü biri olacak” diye gezinen anneye komşuları olan yaşlı bir bey dışında kimse inanmaz. Bir tek o yaşlı adam, küçük Kacew’e özel davranır ona lokumlar, şekerler alarak der ki:
“Bir gün annenin dediği insana dönüşürsen, çok önemli biri olursan, karşına çıkan büyük insanlara şöyle diyeceksin: Wilno’da, Büyük Pohulanka Sokağı, 16 numarada Bay Piekielny yaşardı.”
Sizce ne yapmıştır Kacew? Elbette ki sözünü bir ahde vefa gibi tutmuştur. Hem de bakın nerede? Savaş sonrasında kendisine ödül veren İngiltere Kraliçesinin karşısında, kim ne der, ne düşünür hiç umursamadan, sebepsiz yere bu cümleyi söyler:
“Wilno’da, Büyük Pohulanka Sokağı, 16 numarada Bay Piekielny yaşardı.”
Evet, bu birbirine hayran ana oğul, Litvanya’dan Polonya’ya göç etmek zorunda kalırlar ama burası da bir geçiş yeridir. Annenin büyük hayallerinin içinde hayran olduğu Fransa’ya yerleşmek ve oranın vatandaşlığına geçerek oğlunu bir gün Fransız Büyükelçisi olarak görmek düşü vardır artık. Olamaz mı diyorsunuz? Yok yok hiç öyle demeyin lütfen, siz bu çılgın anneyi ve deligöz oğlanı hiç tanımıyorsunuz, hem de hiç.
Hiçbir alanda yeteneği olmayan Kacew önce hukuk okumak ister. Bu arada o 14 yaşındayken Fransa’da Nice’e kapak atmışlardır gerçekten de. Sonrası savaş, kan revan, ateş ve kül… İkinci Dünya Savaşı patlak verir. Anne durur mu hiç sizce? Bu sefer de oğlunun asker olup gidip Hitler’i öldürmesini isteyecektir. Kacew’in aldığı pilotluk dersleri vardır ve bu da annesinin idealini gerçekleştirmesi için büyük fırsattır. Neticede pilot olur. Hiçbir alanda yeteneği olmayan çocuğun tek derdi annesini mutlu etmektir. Nihayet bir öyküsü basılır ve onu annesine armağan ederek savaşa katılır.
Annesi için artık o, Hitler ile savaşmış bir asker, ünlü bir yazardır ve başarıları nedeni ile de Fransız Büyükelçiliği’ne namzettir. Onca ölümden, badireden insanüstü bir çabayla çıkmış, yaralanmasına rağmen, annesine verdiği sözleri tutabilmek için hayatta kalmayı başarmıştır. Savaşın bitiminde, üzerinde üniforması ile başarıları bir asker olarak annesine koşarken, aradan üç buçuk yıl geçmiştir. Anneyi bıraktığı yerde bulamaz Kacew. Onu kaybetmiştir. Bu koca, uzun, kıyamet zamanlarında, cephede onun gönderdiği mektuplara tutunarak yaşama gücü bulmuştur. Hatta Afrika’da neredeyse tabutu hazırlanmış, defin töreni yapılacakken, annesinin hayali ve mektupları ile ağır hastalıktan kurtulmuş, gözlerini tekrar yaşama açmıştır. Fakat gözü pek, yaratıcı anne, o çılgın kadın, ölümün dahi aralarına girmesine izin vermemiş, şefkatli koruyucu elini Kacew’in üzerinden hiç çekmemiştir. Bu gerçekten inanılmazdır. Öleceğini anladığında, oğlunun hayata tutunabilmesi için yaklaşık 250 mektup yazmış ve bir arkadaşına her ay düzenli olarak oğluna göndermesini tembihlemiştir.

Gelelim adı bile roman olan, bizim Romain’imize. Savaşa da katılır, pilot da olur, diplomat da hukukçu da. Büyükelçilik de yapar, senarist de olur, yönetmen de. Ve en sonunda can havliyle ile yazmaya başlar. 1945’te ilk romanı yayımlanır ve Fransız Edebiyat dünyasının en prestijli ödülünü kazanır. Hak eden yazara, ömrü boyunca sadece bir kez verilme kuralı olan Concourt Ödülü’nü, 1956’ da “Cennetin Kökleri” kitabı ile alır. Adı da Romain Gary olmuştur. Ardından pek çok kitap daha gelir. Romanlarında muhteşem dili, samimiyeti ve yaşamının olağanüstülüğünden aldığı esin ile başarıyı yakalamıştır.
Yıllar sonra Fransız entelektüel çevrelerinde “Romain Gary artık üretemiyor. Yazdıkları kendini tekrara döndü” gibi düşünceler yayılmaya başlayıp gözden düşerken, başka bir kitap ile başka bir yazar da onun düşüşünün aksine birden ünlenmeye başlar. Emile Ajar’ın ismi ve kitapları konuşulmaktadır, hem de her yerde. 1975’te “Onca Yoksulluk Varken” isimli kitabı ile Concourt Ödülü’nün yeni ve geleceği parlak sahibidir artık. Romain Gary, yeni moda tanımlama ile “out” Emile Ajar ise ” in” olmuştur. Bazı entelektüeller, iki yazarın kitaplarındaki üslup benzerliğini fark etseler de kuzen olduklarını iddia etmişler, daha öteye geçememişlerdir.
Romain ise hiç de istifini bozmadan izler, entelektüel çevreyi, olan biteni. “Mutlu olmak, yaşamın kıçını yalayacak kadar zavallı değildirdiyerek içten içe herkesle alay edercesine oyunlar oynamış, adeta büyük bir şaka gibi yaşamına devam etmiştir. Annesi de büyük oyuncu değil miydi ki zaten?
17 yıllık evliliğini bitirmiş, bir yıldıza âşık olmuştur. Jean Seberg, asi, kısa saçlarıyla kadın özgürlüğünü simgeleyen, oldukça sade ve çok güzel bir oyuncudur. Bizim Kacew’den 24 yaş küçüktür. İkinci karısı Seberg’e, kendi yönettiği “Peru’daki Kuşlar” ve “Öldür” adlı filmlerin çekimlerinde tutulmuştur. İkilinin evliliklerinden bir de oğulları olur. Bu ilişki hayatına damga vurmuştur Romain’in. Seberg haksızlığa ve ayrımcılığa karşı olan yaşam tarzı ve “kendinden olmayanı da kendin gibi sev” sloganıyla siyahilere destek verir ve adı, solcu “Kara Panterler” örgütünün lideri ile aşk dedikodusuna karışır. Bu açık destekle Seberg, FBI’ın da radarına girmiş olur. Öte yandan Meksikalı yazar Fuentes ile kısa süreli, tutkulu ilişkisi de evliliğini bitirecektir. Üstelik o sıralar hamiledir. Bebeğin siyahi doğacağı haberleri ile linç edilmeye de adaydır.

Romain, “Ne değiştirebildiğin, ne yardım edebildiğin, ne de terk edebildiğin bir kadını sevmenin ne demek olduğunu bilemezsiniz” diyerek, Seberg’in yanında olur. Cinsiyeti kız olan bebeği sahiplenir. Bebeğin ismini Mina koyacaktır. Sürekli takipler ve yaşanan gerilim sonucunda prematüre doğan bebek, sadece iki gün yaşayabilir. Bebeğin Romain’den olup olmadığı da şüphelidir. Erken doğan bebeğin ölümü ve devam eden izlenmelerin baskısıyla Seberg, bunalıma girer ve sık sık intihar girişiminde bulunur. Ta ki bir gün Paris’te, bir arabada, mavi battaniyesinin içinde, Romain ile evliliğinden olan oğlu Diego’ ya yazdığı bir intihar mektubuyla ölü bulunana kadar. Şüpheli bir ölüm olduğu üzerinde durulur ama intihar mı yoksa FBI mı bir türlü netleşmez.
Seberg’n trajik hayatı ve ölümü üzerine dayanamayan Romain Gary, bir yıl sonra ardında “Çok eğlendim, hoşça kalın, teşekkürler” cümlesini bırakarak, alnına dayadığı bir silah ile intihar eder. İlaveten “Emile Ajar benim” ifşasıyla tüm kitaplarını mahlas kullanarak yazdığını da itiraf etmiştir. Ardında bıraktığı not, 20. yüzyılın sansasyonel haberi olarak gündeme bomba etkisi ile düşmüştür. Onu son zamanlarında sık sık eleştiren, Paris entelektüel çevreleri için iki ünlü, ödüllü yazarın aynı kişi olması ve bunu fark edemeyişleri büyük bir hezimettir. Üstelik Romain öyle oyunlar oynamış ve herkese öyle büyük ipuçları bırakmıştır ki buna rağmen kimse işin aslını anlayamamıştır. Nasıl mı? Örneğin, Emile Ajar adı ile yazdığı ünlü romanı “Yalan Dünya”, (Pseudo) Pseudonym kelimesinden türemiştir ve Fransızca’da takma ad anlamına denk gelmektedir. Eh, Mina da yaşamı boyunca oğlunun bir deha olduğunu tüm dünyaya, hem de hiç bıkmadan, vazgeçmeden haykırmamış mıydı?

hulya.duman@deu.edu.tr

Yazarın diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazımızı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Related Posts

29 thoughts on “ŞAFAKTA VERİLMİŞ SÖZÜM VARDI – ROMAIN GARY / Hülya Duman

  1. Birsen Karaloglu dedi ki:

    Ah! O benim favori yazarım. Seksenli yıllarda arka arkaya Türkçe’de her iki adıyla da yayınlanan kitaplarını tutkuyla okumuştum. Yıllardır tek bir satırını bile okumadım.
    Hatırlattığınız için sağolun.
    Yaşam öyküsünün bu renkli detaylarını ise hiç bilmiyordum. O zamanlar google hazretleri yoktu. Bir tıkla merak ettiğim binbir bilgiye erişimin mümkün olmadığı hatta hayal bile edilmediği o naif günlerde bana anlattığı öyküler öyle sahici, samimi, farklı ve renkliydi ki..
    Ne iyi ettiniz de bu samimi yüreği yeniden gündeme taşıdınz.

    1. Hülya dedi ki:

      Teşekkür ederim Birsen Hanım. Mutlu oldum.

      1. Rifat Pala dedi ki:

        Hülya hanım, kaleminizden damlayan her kelime bizleri heyecanlandırıyor. Her yazınız gibi harika bir yazı. Teşekkürler

  2. Nercivan Anar dedi ki:

    kaleminize sağlık tranvayda tek solukta okudum.Akıcı devamını bekliyorum

    1. Hulya dedi ki:

      Teşekkür ederim Nercivan

  3. Alev Turanlı dedi ki:

    Oğlunun motivasyonu bozulmasın diye ikiyüz elli mektup bırakan muhteşem bir annenin çocuğu ne olacaktı. Emil Ajar ve Romain Grey aynı insanlar olması olayına bayılmıştım bana anlattığında, anlatımın çok güzel ancak ben yazılarına bayılıyorum Hülya’cığım. Ben senin için söylüyorum. Bir gün çok tanınacaksın harikasın! Sevgilerimle

    1. Hülya dedi ki:

      Alev Turanli canım benim… Nadir Sarıbacak ödül töreni konuşmasında ” bizi muhabbet kurtaracak” demisti
      Ben de buna ” bizi yazmak hafifletecek” cümlesini ekleyeyim. Çok teşekkür ederim. Sen daima destekle ve yureklendir beni.
      Iyi ki varsın. Biz birbirimizi daima yukarı taşıdık ve en kıymetli şey benim için.

  4. Meral Avcı dedi ki:

    Çok güzel bir yazı olmuş. Kalemine, yüreğine sağlık arkadaşım.

    1. Hülya dedi ki:

      Canım benim sana enerji verdiyse bu kadar uzaktan da olsa çok mutluluk benim için

  5. Hetem KANBER dedi ki:

    Bir çırpıda bazı cümleleri tekrar tekrar okudum ve bitirdiğimde yazıyı Hülya hep yazmalı dedim

    1. Hülya dedi ki:

      Sıkı okuyan, çok bilen, cok yönlü iyi bir edebiyat öğretmeni bana bunları yazmış ise daha ne isterim. Çok ama çok teşekkür ederim, Hetem hoca, koca yürekli dost

  6. Hülya dedi ki:

    Alev Turanli canım benim… Nadir Sarıbacak ödül töreni konuşmasında ” bizi muhabbet kurtaracak” demisti
    Ben de buna ” bizi yazmak hafifletecek” cümlesini ekleyeyim. Çok teşekkür ederim. Sen daima destekle ve yureklendir beni.
    Iyi ki varsın. Biz birbirimizi daima yukarı taşıdık ve en kıymetli şey benim için.

  7. sevil dedi ki:

    gözlerim yazıları karıştırsa bile okumaya devam ettim çünkü çok merak ettim.(yazı karakteri biraz silik mi?)
    olağan dışı bir yaşam ve psikolojik olarak alınacak çok dersler var.
    bu yazının yazılması ve benim tekrar tekrar okumam tesadüf olamaz. yazarımızın eline sağlık.

    1. Hülya dedi ki:

      Sevil kıymetli yorumların ıçin çok teşekkür ederim. Çok sevgimle

  8. Hülya dedi ki:

    Sevil kıymetli yorumların ıçin çok teşekkür ederim. Çok sevgimle

  9. ŞADAN dedi ki:

    Vayyy be yüreğine sağlık emeğin değer bulsun Hülyacigim
    “Mutlu olmak, yaşamın kıçını yalayacak kadar zavallı değildir” diyerek içten içe herkesle alay edercesine oyunlar oynamış, adeta büyük bir şaka gibi yaşamına devam etmiştir. Annesi de büyük oyuncu değil miydi ki zaten?
    Seberg haksızlığa ve” ayrımcılığa karşı olan yaşam tarzı ve “kendinden olmayanı da kendin gibi sev” sloganıyla siyahilere destek verir ve adı,

    1. Hulya dedi ki:

      Canım çok teşekkür ederim

  10. Ülker Gülümset dedi ki:

    Elinize emeğinize sağlık Hülya Hanım. Çok güzeldi bir çırpıda zevkle okudum. Sıradışı bir yaşam öyküsü. Filmi çekilmeli bence.

    1. Hulya dedi ki:

      Çok teşekkür ederim

  11. Meral Seferoğlu dedi ki:

    Yine bizi alıp götürdün uzaklara,özellikle mahlas ve 250 mektup ayrıntısı bir başka etkiledi beni. Kaleminin ucundan damlayan o nefis anlatımına çokça teşekkürler ve elbette kocaman sevgiler…

  12. Kubilay Oransay dedi ki:

    Canım ablam . İnandığın şey için asla pes etmemenin, başarmanın, bu başarıdan haz almanın, fedakarlığın çok güzel yoğrulduğu bir içerik ve senin anlatımınla nefis birkaç dakika su gibi aktı geçti. Eline, kalemine yüreğine sağlık.

    1. Hulya dedi ki:

      Sayın Seferoğlu asıl ben çok teşekkürler ederim kıymetli yorumunuz içın. Sevgiler

    2. Hulya dedi ki:

      Cok tesekkur ederim canım benim.Dergi ortaği gunlerimizden kalan hevesle …

  13. Gülce Duman dedi ki:

    çok güzel bir yazı olmuş, okurken çok keyif aldım

    1. Hulya dedi ki:

      Sevgili doktorum çok teşekkür ederim

  14. Necla dedi ki:

    Müthişti, teşekkürler

    1. Hulya dedi ki:

      begenmenize sevindim Necla

  15. Rifat Pala dedi ki:

    Kaleminden dökülen inciler, yaşamıma ışık oluyor. Teşekkürler

    1. Hulya dedi ki:

      Ah ne onur benim için çok teşekkürler ederim. Rıfat Bey

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir