ONA LAYIK BİR AŞK / Gülden Akyıldız
ONA LAYIK BİR AŞK
Martin de korkmuştu; dengi dengine olamayacaklar diyeydi ki, değillerdi de. Yalnızca bariz şekilde göründüğü gibi değildi. Bu ilişkide ağır basan taraf Ruth değildi. Fazla gelen o değildi. Fazla olan; kendini, tüm varlığını, benliğini hatta daha da fazlasını veren, vermeye hazır olan Martin’di.
Ruth’un sınırları vardı. Korkuları, çekinceleri vardı. Martin’in ise yalnızca sevgisi.
Martin bu sevginin yolunun açık olmadığını bilmiyor muydu? Martin cesurdu. Çünkü kaybedecek hiçbir şeyi yoktu. Sahip olduğu tek şey sevgisiydi ve hissettiklerine o kadar güveniyordu ki, utanıp sıkılsa da ezilip büzülse de en değerlisinin karşısında vazgeçmedi. Geri adım atmadı ve sonuna kadar çabaladı. Elinden gelenden çok daha fazlasını yaptı. Varını yoğunu verdi. Seviye farkını vurgulayan herkese, her şeye karşı durdu. Umursamadı. Aksine, bunlar onu daha da güçlendirdi. Herkese, birbirlerine ait ve denk olabileceklerini göstermeyi kendine amaç edindi.
Aslında kendisini kabul etmesini istediği tek kişi biriciğiydi. O ise sınırlarını aşamadı. Yakınlarının ve şu yaşına kadar etrafını çizen o çizgileri aşamadı. Ötesine geçemedi.
Martin zamanla yalnızca biriciğinin kendisini kabul etmesini istedi. Bunun için çalıştı, çabaladı. Varını yoğunu verdi. Olduğu kişiyi kabul edip “ben buyum” diyerek kendini karşı tarafa kabul ettirmeye çalışmadı. Ruth’tan bile daha çok geliştirdi kendini. O yaşına, o durumuna rağmen kendi kendini eğitti ve yorulduğunda, yapamayacak gibi hissettiğinde Ruth’a zihninde sımsıkı sarıldı. O; yanında, yakınında bile değildi ama öylesine tutunmuştu ki ona, kalbinin en güzel köşesinde onu daima ağırladı. Ne zaman yorulsa ona koştu, dizlerinde dinlendi. Ona bir gelecek vaat etti. O kadar ki, Ruth’tan bile daha yüksek bir seviyeye ulaştı. O kadar ki, hâlâ onu istiyordu.
Martin cesareti, çalışkanlığı, azmi, tutkusu, umudu ve aşkıyla biriciğine kavuşmayı kendine amaç edindi. Ancak Ruth yerinde saymıştı. Parmağını bile kıpırdatmamıştı ve Martin onun seviyesini çoktan geçtiğinde yine kurban rolünü oynamaya çalıştı. Martin’den defalarca kez ayrılmaya çalıştı. Aslında onu, bu seviyeyi yükseltme çabasından vazgeçirmeye çalıştı. Korkaktı.
Martin de her şeyin farkına vardığında, yani artık aşkın gözleriyle değil kendi gözleriyle Ruth’a baktığında, ne kadar acınası olduğunu gördü. Ruth onun çabaladığı hiçbir şeye değmezdi. Sonra dönüp kendisine baktı ve gerçeği gördü. O Ruth’a değil, Ruth ona layık değildi. Mükemmel olan asıl kendisiydi.
Aralarında o kadar fark vardı ki, Martin artık bu yüke katlanamadı. Tüm hayatını ona layık olmaya harcamıştı ama aslında kendisini mükemmel bir şekilde geliştirmişti. En sonunda aşkının kendisine layık olamayacağını anladı ve veda etti. Kendini; en çok güvendiği denize, dalgalara bıraktı.
İşte bunu hak ettiğini düşündü. Çünkü tüm hayatı boyunca gözünü yumup bir amaç, bir aşk, bir kişi uğruna koşmuştu. Ama gözlerini açtığında, uğruna koştuğu şeyi çok gerilerde buldu. O kadar ki, yalnızlığı kendine yediremedi ve kendini bunca çabanın ardından gelen yorgunluğa bıraktı. Dinlendi.
Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
