SAİT FAİK ÖYKÜLERİNDE HOMOEROTİZM

Edebiyatımızda dünden bugüne Sait Faik eserleri üzerine yazılmış sayısız  kitap ve dergi yazıları vardır. Hepsinde ortak payda “Sevgi”dir. İnsan, doğa, hayvan, deniz… ve aklımıza gelen tüm güzellikler olduğu kadar çirkinlikler bile sevgi dolu sözcüklerle anlatılır.

İlle de insan sevgisi…

Yazarların büyük bir kısmı bu konulara vurgu yaparak hep aynı cümleyi tekrarlarlar: “Bir insanı sevmekle başlar her şey”. Sonrasında gelen sözcüklere pek itibar edilmez nedense.  Anlamadıkları için mi, yoksa çok şey anladıkları için mi sustukları bilinmez…

 

Fethi Naci, ‘Sait Faik Hikayeciliği’nde yazarın son dönem öyküleri arasında bulunan on hikayeyi incelediğinde vardığı sonuç pek de şaşırtıcı değildir: “ Ne var ki Sait Faik, son döneminde (Alemdağda Var Bir Yılan) daki birçok hikayesinde ve bu kitaptan sonra yazdığı iki hikayede dilediği yazma özgürlüğünü gönlünce kullanmaya başlayınca, o zamana kadar anlatamadığı –en azından açıkça anlatamadığı- eğilimlerini, kimseyi umursamadan, hiçbir şeye aldırmadan edebiyatımızda o güne kadar görülmeyen bir gözüpeklikle yazmaya başlar.”

Fethi Naci’nin bu sözleri cinselliğin Sait Faik eserlerinde yer aldığı gerçeğini yansıtır. Dahası öykülerindeki homoerotizme vurgu yapar. Elbette Fethi Naci’nin Sait Faik’in diğer kitaplarını okumadığını düşünemeyiz. Ancak neden diğer kitaplarındaki homoerotizmden söz etmediğini bilemiyoruz. Zira Semaver’ den Son Kuşlar’a kadar olan eserlerinde  de bu vurguya rastlamaktayız.

Her ne kadar otobiyografik özellikler taşıyor olsalar da, 1.tekil şahıs olarak anlatılan öykülerin, yazarların gerçek kimlikleriyle örtüştürülmesinin tartışmasına girmeden, onu anlatıcı –yazar- olarak değerlendirmenin doğru olacağını düşünüyorum.

Sait Faik öykülerine mekan ve yer olarak baktığımızda daha az kadın, daha çok erkek karakterlerin olması doğal görünür.  Doğal olmayan ise, kadın karakterleri çoğu kez fiziksel özellikleriyle anlatmazken, erkeklerin bedensel yapılarını detaylarıyla anlatmasıdır. Şeytan Minaresi, Köye Gönderilen Eşek, Şahmerdan, Yaşayacak, Papaz Efendi, Kaşıkadası, Sakarya Balıkçısı erkek bedenlerini betimlediği öykülerinden bazılarıdır.

Öykülerindeki homoerotizm “İpek Mendil”, “Gece İşi”, “Battaniye”de olduğu gibi çoğu kez metinlerdeki belirsizlikler içinde gizlenir. Bu belirsizlikler “Alemdağda Var Bir Yılan” , Dondurmacının  ÇırağıLouvre’dan Çaldığım Heykel’ de fantastik ve gerçeküstüdür. Çözümlemek ve anlatılmak isteneni okuyucuya bırakır.

Sait Faik’in homoerotizm içeren öykülerinin ilkine Semaver’de yer alan “Louvre’dan Çaldığım Heykel”de rastlıyoruz. Louvre Müzesini gezerken bir balıkçı çocuk heykelinden o  kadar etkilenir ki, sırtına alıp müzeden kaçırdığını hayal eder. Hayal etmekle de kalmaz, mermer heykelin ağırlığını omuzlarında hissederek terler. Metroda bile omuzlarındadır, bir türlü indirmek istemez. Aslında hayalgücüne yüklediği, müzeden aldığı heykele ait bir kartpostaldır. Öykünün sonunu birlikte okuyalım: “(…)Hâlâ omuzlarımdaydı. Oradan ağır ağır vücuduma, içime süzüldüğünü ve bir zehir gibi kanıma karıştığını hissettim. Kalbim vuruşunu arttırmıştı. Eve bir sıtma nöbeti içinde vardım, bir kartpostal büyüklüğünde kalmış, erimiş heykeli sırtımdan adeta kopararak masamın üzerine bıraktım ve yatağımın üzerine boylu boyunca uzanıp bir sıtmalı gibi titreye titreye saatlerce kaldım.” 

Yine aynı kitapta yer alan İpek Mendil’de üstü kapalı, belirsiz bir homoerotik içerik vardır: “Baktım, yeşil üst kabuğu düşmüş bir ceviz esmerliğinde esmerdi. Yine bir taze ceviz  beyazlığıyla beyaz ve gevrek dişleri vardı. Ben bilirim, yazın başlangıcından ta ceviz mevsimine kadar Bursa çocuklarının yalnız elleri erik ve şeftali, yalnız çizgili mintanlarının kopmuş düğmelerinden gözüken göğüsleri fındık yaprağı kokar.”

Şahmerdandaki Kaşıkadası’ nda ise bir ergenlik öyküsünü anlatır. Ada arkadaşlarının Kaşıkadası’ndaki hayalle karışık macerasında Odisiya odak noktasıdır. Ona duyduğu ilgiyi öykünün muhtelif yerlerinde dile getirir: “Çıplak ayakları, yanık göğsü, mavi gözleri, incecik yüzü ve çizgili mintanıyla Portekizli gemiciye İdris’ten daha çok o benziyordu. Bir korsan çocuğu kadar vahşi ve güzeldi”. (…) “Omuzları, yuvarlak kolları, sarı ve haşarı kafası, en kötü havalarda bile denizlere açılan cesareti…” 

Onun yüzüne karşı duyduğu hayranlığını ise “dostu, arkadaşı, hatta zaman zaman kölesi olmayı kabule hazırlandığım yüz” olarak ifade eder. Fiziksel yakınlaşmayı anlattığı satırlar ise Odisiya’ya karşı duyduğu arkadaşça sevgi, ergenlik döneminin bir duygusallığından ibaret görünse de homoerotizm içerir: “İçimde arzu bir çeşme gibi akıyor. Eğiliyorum. Bu açık dudakları ve kapalı gözleriyle uyumuş arkadaşımı yanağından öpüyorum. Belki ömrümde ilk ve son defa bir insanı bilinmedik bir yerimde yıkanmış arzularımla bir daha, bir daha öpüyorum.”  Burada anlatıcının Odisiya’yla ilgili duyguları ,ergenlik döneminde oluşan geçici ergen eşcinselliği olarak  da açıklanabilir.

“Kafa ve Şişe” de, Sait Faik’in diğer homoerotik metinlerinden farklı olarak eşcinsel içerik gizli tutulmamıştır. Burada hemcinsine ilgi duyan erkek bunu açıkça dile getirir: “Ne var ulan, dedi. Baktıksa ne olmuş! O kadar işkilli isen meyhanede ne işin var. Göze yasak yok, güzele bakmak sevap.”

Son Kuşlardaki öyküsü Dondurmacının Çırağı’nda İmroz’lu  Rum bir delikanlıdır anlatılan. “Dondurmacının iki çırağı  ile akşamüstü dondurma yerken konuştuğum zaman deli divane oluyorum. Yalnız dondurmanın nasıl yapıldığını öğrenmek için onlarla konuştuğumu, ahbablığımın yalnız bunun için olduğunu, bu kadar saf bir niyetle hareket ettiğimi söyleyecek değilim. (…) onlarla konuşmaktan haz duyduğumu söyleyeceğim.”  Hikayenin geçtiği yerde bu yakınlık dikkat çekmiş, çıraklardan biri yanından uzaklaşsa da diğeriyle sohbetlere devam etmiştir. Çevredekilerin alaycı bakışları, ayıplaması bile Todori’nin güzel yüzüne hayranlıkla bakmasını engellememiştir.

Bu hikâyede farklı olarak anlatıcı, antik Yunan’a göndermelerde bulunur. Todori’nin hem Türkçesi hem Rumcası yarım olduğundan onu Atina’da garip bir dil öğrenmiş bir güzel çocuğa, kendisini de eski Yunan’da yaşamış güzel yüze vurgun ak sakallı Harmanili’ye benzetir. Metindeki bu benzetme eski Yunan kültüründe eşcinselliğin yasak olmadığı gerçeği  üzerine, anlatıcının kendisini işaret ettiğini söyleyebiliriz.

Son öyküsü Kalinikhta’da bir Rum delikanlısı vardır: Yani.  Damarında, bileğinde attığı Yani. Kara Yani. Saçları kara, gözleri kara, kaşları karadır. “Sen Yanaki, dostların en koyusu, arkadaşların içinde ölümden önce en sonuncusu!” (…) Düşün Yanakimu beni. Bin, bir yıldızın sırtına. Adaların içindebir Burgaz Adası vardır, tam Kaloyeros’la Laendros’un gözüktüğü nişanda. İşte o benim. (…) Ben seni düşünüyorum Yanaki.”     

Alemdağda Var Bir Yılan’da yer alan Öyle Bir Hikâye, Yalnızlığın Yarattığı İnsan, Alemdağı’nda Var Bir Yılan ve Panco’nun Rüyası’nda, İshak ile Panco’nun ilişkisi anlatılmaktadır. Ortak anlatıcı ve karakterlerin yanı sıra yinelenen temalar hikâyeleri birbirlerine bağladığından, Sait Faik’in bu dört hikâyesi, gizledikleri gerçek içeriğin anlaşılması için birlikte okunmalıdır.

Sait Faik’in bu dört hikâyesinde, özellikle korkular ve içselleştirilmiş verili ahlakın neden olduğu suçluluk duyguları nedeniyle iki erkeğin birlikteliği imkânsızlaşmaktadır. Dolaysıyla bu ilişki bilinmeyen bir sebepten Panço tarafından bitirilir.  Öyle Bir Hikâye’de, İshak’ın bir sokak köpeğiyle konuştuğu satırlarda, Panço’nun bu ilişkiyi dinin getirdiği yasaklar yüzünden reddettiğini anlıyoruz: “Bir ahlakımız olacak ki hiçbir kitap daha yazmadı. Bir ahlakımız, bugün yaptıklarımıza, yapacaklarımıza, düşündüklerimize, düşüneceklerimize hayretler içinde bakan bir ahlakımız. [….] O zaman hiç merak etme. Dostum Panco da bana hak verecektir. Kilise ahlakından söz açmayacak.” Burada İshak’ın, zamanla eşcinselliğin sapıklık ya da günah olarak görülmeyeceği yeni bir ahlakın ortaya çıkacağına inandığını görüyoruz.

Havada  Bulutda yer alan “Eleni ile Katina” kadın eşcinselliğine vurgu yaptığı tek hikâyedir. Anlatıcı Ahmet Bey, Katina’nın lezbiyen olduğunu hikâyede okura şöyle açıklamaktadır: “İşin en tuhafı, Katina’nın aşkı idi. Her akşam benimle yahut başka bir adamla, bazen patronu ile buluşmasına rağmen Katina, bizim üçümüze de değil, bir genç kıza âşıktı.” Erkek eşcinselliğini üstü örtülü anlatan Sait Faik’in bu hikâyesinde iki kadının aşkını açıkça anlatması dikkati çeken bir özelliktir.

Örnek olarak aldığımız öykülerde yetişkin bir erkeğin delikanlılara olan ilgisinde sınıf farkı belirgin bir şekilde ortaya çıkar. İlgi duyulan delikanlılar toplumun alt sınıfına dahildir. Cinsellik asla ön plana çıkmaz.  Yetişkin erkeğin cinselliği sevilen kişiyi seyretmek, sarılmak ve bazen de öpmekle sınırlıdır. Bu karakter ilişkisini sürdürebilmek için maddi gücünü kullansa da tüm çabasına rağmen başarılı olamaz.

Sait Faik öykülerinde hiçbir zaman aile kurumunu eleştirmez. Eserlerinde eşcinselliğe, toplumdışı karakterlere, mutsuz ailelere yer vermesi yazarın aile kurumuna ve yerleşik değerlere olan başkaldırısı olarak düşünülebilir.

Ama bu gerçekler Sait Faik’in kimliğiyle örtüştürülmeli midir? Bu konuda son sözü yakın arkadaşı olan Mina Urgan’a bırakıyorum:  “Öykülerinden de anlaşılacağı gibi, Sait Faik’in bir eşcinsel yanı gerçekten  de vardı. Ama bana kalırsa, biseksüel olan Sait’in eşcinsel dürtüleri, uygulamaya pek konulmayan, yani platonik kalan bir duygu, çok yoğun bir duyguydu ancak. Buna karşılık, Sait’in kızlara aşık olduğunu, hem de ölesiye aşık olduğunu çok yakından biliyorum. Hem bana kendi anlattı, hem de gözümle gördüm yaşadığı aşkları.”*

 

Kaynakça:

Sait Faik Abasıyanık / Semaver/ YKY 2002

Sait Faik Abasıyanık/Mahalle Kahvesi- Havada Bulut /Bilgi yay.2001

Sait Faik Abasıyanık/Şahmerdan – Lüzumsuz Adam/Bilgi yay.2001

Sait Faik Abasıyanık/ Havuzbaşı – Son Kuşlar/ Bilgi yay. 2001

Sait Faik Abasıyanık / Alemdağda Var Bir Yılan /Az Şekerli / Bilgi yay. 2001

Oğuz Güven / Sait Faik Hikaye ve Romanlarında Homoerotizm / Bilkent Üni. Türk Dili Edebiyatı bl. Yüksek Lisans Tezi  /2010

*Mina Urgan / Bir Dinozorun Anıları / YKY 2000

 

 

 

 

 

6 thoughts on “SAİT FAİK ÖYKÜLERİNDE HOMOEROTİZM/ Melek Koç

  1. Birsen Karaloğlu dedi ki:

    Sait Faik ve karşı cinse ilgisi konusundaki ayrıntılı incelemenizi ilgiyle okudum.

    Sizin yazınızı okuyunca, söz ettiğiniz bazı öyküleri ilk okuduğumda erkek güzelliğine dikkat çelen satırları bir miktar yadırgamış olabileceğimi düşündüm.

    Yıllar önce Burgaz Ada’da yazarın müze evini ziyaret etmiştim. Bir süre sonra da Heybeli’deHüseyin Rahmi evi müze olarak açılmıştı. Her iki yazarın kişisel eşyaları, anneleri ile birlikte yaşanaları naif kimliklerini işaret ediyordu.

    Sait Faik ile ilgili bir belgesel izlemiştim. Kırılgan kişiliği çok iyi anlatılıyordu.

    Mina Urgan Hocamız alıntı yaptığınız satırların devamında “ Sait Faik’e oldukça kaba bir şekilde takıldığını ve küçük erkek çocukları karanlık sinema salonlarına götürmemesi” konusunda uyardığını da anlatır. Bu kadar net bir ifadeyi gereksiz ve yersiz bulduğumu belirtmek isterin.
    Kolat kolay dokunulmayan konulara vurgu yapan yazınız nedeniyle kutluyor ve teşekkür ediyorum.

    1. Melek Koç dedi ki:

      Sevgili Birsen hanım, öncelikle yorumunuzu geç yanıtladığım için özür dilerim. İlk günlerin dışında yazı yayınlandıktan sonra yorum var mı diye pek bakamıyorum. Yazarların/sanatçıların cinsel kimlikleri, marjinal yaşamları herkes gibi sadece kendilerini ilgilendiren bir konu. Onları motive eden de belki budur. Bu çalışmamda Sait Faik’in bazı öykülerindeki anlatıma dikkat çekmek istedim sadece. Mina Urgan ise tamamen netleştirmiş… Çok yakından tanıdığı belli oluyor. Bence de gereksiz olmuş. Sevgiyle ve teşekkürle.

  2. sedef dedi ki:

    Emeğinize sağlık Melek Hanım. Filmlerde de sıkça kullanılkullanılıyor homoerotizm. Özellikle kadın karakterin olmadığı ya da ön planda olmadığı filmlerde. Ben Hur filmini örnek olarak verebiliriz.

    1. Melek Koç dedi ki:

      Sedef hanım, beğeniniz için çok teşekkürler. Ben Hur filmini pek çok kez seyrettim ama bu detaya hiç dikkat etmedim… Hangi sahneler olduğunu yazabilir misiniz? Sevgiyle kalınız.

  3. Melek Hanım, ilginç homoerotizim temalı yazınızı çok beğendim. Yazarların az bilinir özelliklerini özenle ilgili alıntılarla ve tarafsız yorumunuzla okumaktan zevk aldım. Mina Urgan’ın yazara ait nesnel aktarımı yazıya gerçeklik katmış, kutlarım.

    1. Melek Koç dedi ki:

      Berna hanım, beğeniniz ve incelikli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir