Bir Çay Demlersin Konuşuruz

 

‘’Gitti’’  dedi, derin bir sessizlik ve ardından ağlamaklı sesiyle tekrar etti ‘’Gitttttti’’

‘’Sakin ol ve başından anlat, kavga mı ettiniz? ‘’

‘’Nasıl sakin olunur ki, canım çok yanıyor’’

‘’Gelmemi ister misin?’’

‘’Bu saatte!’’

‘’Evet’’

‘’Yok, yalnız kalmalı düşünmeliyim’’

‘’İyi, sen bilirsin sabah uğrarım sıcak poğaça da alırım gelirken, sen şimdi gir bi ılık duş al’’

Sabah uyanır uyanmaz, bir haftadır yıkanmamış kotumu alelacele üstüme geçirip yokuşun başındaki taze ekmek kokularını takip ederek geldiğim, ucuz fırından poğaça aldım. Hemen yanındaki küçük pastaneden de iki tane, hanım eli değmiş büyük ekler attım poşetime.  Sarıyer’in üstünde, çam ağaçları arasındaki siteye doğru giderken kafamdaki soruya cevap arıyordum; o da mı?

Zili çalmadan açıldı kapı. Dalgalı sarı saçlarını, siyah bir tokayla tutturmuş, mavi gözleri ağlamaktan kızarmış hatta kan oturmuş bakışlarıyla içeri aldı beni. Sustuk, hiç bir şey konuşmadan mutfağa geçtim, buzdolabını açtım peynir, zeytin çıkardım, ısıtıcıya suyu koyup kaynaması için düğmesine bastım.

‘’Aç değilim, yemeyeceğim’’ dedi

‘’Saçmalama, hem yeriz, hem anlatırsın’’ ben poşetten sıcaklığı gitmiş poğaçaları çıkarırken’ ’kulağım sende hadi otur’’ diye ısrar edince demir sandalyeyi çekip, yuvarlak masaya yanaştı.

Sıkıntıyla gözlerime baktı ve ‘’Mutlu değilmiş, gitti…’’

‘’Nasıl yani, başka bir açıklama yapmadan?’’

‘’Evet, sonra gelip toparlayacakmış eşyalarını’’

‘’Ha siktirsin!’’

‘’Tek söylediği, ondan daha iyilerine layık olduğum, ona göre çok fazlaymışım. Hıııı , dur bi dakika kafamı toparlayayım söyleyeceğim.’’

‘’Ben söyleyeyim sana bir şeyler eksikmiş, adını koyamıyormuş falan filan di mi?’’

‘’Seni mi aradı?’’

‘’Yok, be kızım ne araması, bu kadar saf olma, bilmiyor musun Havva’dan beri aynı yalan, erkek milleti değil mi topunun köküne kibrit suyu.’’

Ben bunları söyledikçe bütün gece uyumadığı o küçük çekik gözlerinden yeniden tuzlu sıcak damlalar akmaya başlamıştı.

‘’Sormadın mı, başkası mı var diye’’

‘’Nasıl sorarım, ya evet derse’’

Sustuk, gittikçe içine kaçan sesiyle ve yüzündeki endişeyle

‘’Sence var mı?’’

‘’Bilmem, bilemem ama Selim’le ben de aynı sorunları yaşadık biliyorsun, sonunda da the end, peri masalı bitti…’’

Bence mutfak bas bas bağırıyordu ihanet ihanet diye ama benim güzel kalpli arkadaşım Leylam gözünün yaşından göremiyordu bunu. Bir ilişkide her şey yolundaysa vardır mutlaka bir sorun, en azından Selim’le bende öyle olmuştu. O yüksek sesle dile getirince mutlu olmadığını, peşine düşmüştüm. Maalesef ucuz bir otel odasında küçücük bir kızla yakalamıştım.

‘’Arasam mı?’’

‘’Niye arayacaksın?’’

Gene sustu, sonra yine sinirlenip kadınsal bir boşalma yaşadı.

‘’Ben ona ömrümü verdim, işindeki başarısını bile bana borçlu, bu ev, arabası, bunu hak etmiyorum o benim her şeyimdi, anlıyor musun her şeyim.’’

‘’Tatlım ben seni anlıyorum da,’’

‘’Bitemez böyle, izin vermeyeceğim.’’

Hızlıca kalkıp üzerine bir şeyler geçirdi. Aynada solgun bakan yüzüne bir şeyler sürüp evden çıktı. O, taksiye binerken arkasından

‘’Ara beni mutlaka, haber ver ‘’diye bağırdım.

Akşama kadar sesi sedası çıkmadı. Merak ettim, çevirdim numarasını

‘’Konuştun mu?’’

‘’Bulamadım, ya da kendine yok dedirtti.’’

‘’Şimdi ne olacak?’’

‘’Bilmem, gelsene ‘’

‘’Yok, arkadaşım var yemeğe. Ama uğrarım sonra. ‘’

‘’Tamam, görüşürüz.’’

Aklım kalmıştı bir kaç gün sonra gene uğradım. Yüzü gözü şiş, gözaltları mor kapıyı açtı. İçerisi leş gibi sigara kokuyordu, acısını sigaradan çıkarmış belli, bir şeyler yedin mi dedim ses etmedi. Pencereye yöneldim havalandırayım diye bırakmadı, sitenin temizlikçisi gelecekmiş, o halledermiş. Ah be Leylam değer mi diyecek oldum, susturdu.

‘’Anlamıyorsun beni, biz seninle Selim gibi değildik.’’

‘’Nasıldınız?’’

‘’Sevdik biz birbirimizi, birbirimize tutunduk, her şeyi beraber yaptık. Bunca yıl ben hep ona yaslandım, onsuz bir dünyam yok ki’’

‘’Evet, anlıyorum eskisi… ‘’ dedim sözümü kesti

‘’Hayır, anlamıyorsun, senin dediğin gibi diyemem ben’’

‘’Ben ne diyorum ki?’’

‘’Selim için diyorsun ya, bunca zaman sonra o otel odasında anladım, meğer o benim hiçbir şeyim değilmiş diye’’

‘’Dur bi dakika,’’ dedim onu sakinleştirmeye çalışarak,  çünkü hücum borusu çalmış bana doğru taarruz ediyordu. Öfkesini nereye kusacağını bilmeden bana saldırmaya başlamıştı. Terk edilmenin hüznü, öfkeye dönüşmüştü.

‘’Kabul etmiyorum bizim sonumuz size benzemeyecek.’’

Çantamı aldım, onu bir başına bırakıp çıktım.

Yaşadığımızın acısını kalbimden atabilme arzusu ve mahcubiyeti içinde kaç gün debelendim bilmiyorum.

 

‘’Evde misin?’’

‘’Yok, değilim.’’

‘’Bana gelsene, iyi değilim. ‘’

‘’Biliyorum. ‘’

‘’Sabah eşyalarını toplamaya gelecekmiş,”

“……”

“ Çık gel hadi bir çay demlersin, konuşuruz.’’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir