deniz öykü
Deniz Ayfer Tüzün

DAĞ VE MASA

Odaya girer girmez, gözüm masanın ortasını kaplamış dağ gibi salataya takıldı. Ekmekler özensizce yerleştirilmiş ekmek sepetine. Sanki bir volkan patlamış tam ortasında.

Bu sofranın kaçıncı kurulması, kaçıncı kırılması kim bilir? Saymayı unuttum. En yüksek dağ hangisiydi? Coğrafya öğretmeni daha geçen hafta anlatmıştı. Aklımda kalmamış. Dumanı tüten yemeklerin buharı, gözlüğümün camında kalmıyor artık. O da yorulmuş belli. Her akşam aynı filim çekiliyor bu evde. Önce bacakları titreyecek masanın, sonra üzerindekiler. Salata dağı, devrilecek sarsıntıdan sonra bir gürültüyle;  Musa’nın böğürmesine karışacak bütün sesler. Gözlüğüm yere düşecek. Annemin, ablamın ve benim yanaklarımızda, kocaman pençeleri fotoğraflanacak Musa’nın. Sonra bir kapı sesi. Gıcırtıyla açılıp çığlık çığlığa kapanacak. Annemin en sevdiği menekşe, saksısında kulaklarını tıkayacak bu sese.
Ablamın, kömürlüğün kirini taşıyan terlikleri, menekşenin yanına koşacak. Yaşı neredeyse annem kadar olan sehpamız, balkondaki şişeleri taşımaya başlayalı çok oldu, o da yorulacak. Kudurmuş bir denizin dalgaları gibi ter akacak üçümüzün de sırtından.
Annemin, koltuğun sırtlığındaki dantel örtüsü uçuşacak odanın içinde. İşte o an Musa, baba olmayacak benim için. Ben onun kızı olmayacağım. Ablamın da babası olmayacak. Annem için de koca… Pantolonunun önünde koca bir dağ belirecek. Oysa daha demin devrilmişti masada bir dağ gibi. Musa’nın dağı, denizi yarar gibi yarıp geçecek masanın sesini, kapının gıcırtısını, sehpanın üstündeki şişelerin titremesini. Musa’nın dağı, gözlüğümün camından gelen çıt sesini yaracak. Dantel bir örtü örtecek gözlüğümün üzerine.
Musa’nın dağı oracıkta devrilecek.

Daha fazla öykü okumak için lütfen buraya tıklayın.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.