sulbiye yildirim
Sülbiye Yıldırım

BATTANİYE

İskelenin çıkışındaki caddeden karşıya geçip düz devam ederseniz Karşıyaka Çarşısının hemen içinde bulursunuz kendinizi.

Hergele Meydanı’ndan bozma, denize dik inen bir yolun iki yakasına dizilmiş, ruhsuz mağaza karmaşasından başka bir şey olmayan bu çarşı, günün hangi saati olursa olsun mahşeri kalabalığıyla sizi şaşırtır. Bu şaşkınlıkta, uzaktan bakınca içine asla sığmayacağınızı düşündüğünüz bunaltıcı kalabalığın büyüsüne kapılmaktan kendinizi alamaz, aralarına karışmak için acele edersiniz.
İki büyük bankanın, iki köşesini kapattığı bu yolun sağındaki banka binası herhalde çarşının en geniş yapısıdır. Bu iri cüsseli binanın caddeye bakan yanından başlayıp sokağın içine kadar sokulan üç basamaklı merdiven, bankamatiklerin, evsizlerin, köpeklerin bir de Karşıyaka Futbol Kulübü taraftarlarının mekânı olmaktan başka, yaz başından bu yana da siyah beresine sığmayan asi saçlarının kızıllığı aklaşmış bıyık ve sakalına yansıyan, iriyarı, heybetli bir adama ev sahipliği yapıyor.
Oturduğu yerden çarşının bütün girişini kaplayan adamın egemen bir duruşu var. Sanki yüzyıllardır bu basamaklarda yaşıyor gibi. Mağazaların çöp diye kapı önlerine bıraktığı kutuların mukavvasını bu üç basamaklı merdivenin en üst basamağına serip kendince bir yaşam alanı oluşturmuş. Yılların bankasıyla birlikte, köşenin ayrılmaz bir parçası artık.
Çarşının baş döndüren uğultusundan hiç etkilenmiyor. Bazen dikkatli dikkatli gelip geçeni seyrediyor, bazen de evinin salonunda oturur gibi gazete okuyor, bulmaca çözüyor. Arada bir sokak çalgıcılarının müziklerine ayaklarıyla öyle coşkulu bir tempo tutuyor ki, iyi bir haberle dünyanın mutlu adamlarının arasına katılmış sanırsınız. Ama çoğunlukla sokakta değil de, sanki hiç kimsenin olmadığı bir âlemde, kendi kurduğu dünyasında yaşıyor. Durmamacasına önünden akıp giden kalabalıkta hiç kimse onun farkında değil, o da kimseyi umursamıyor.
Zaman zaman sert esen rüzgâr artık kışın habercisi. Bugün de en soğuğu esiyor rüzgârların. Denizden gelen, insanı dağlayan, acımasız bir rüzgâr var. Kızıl saçlı adam merdivendeki yerinde, yine her zamanki sakin bakışlarıyla seyrediyor dünyayı. İnsanlar kıyıdan esen rüzgârın sertliğinde, aceleci adımlarla soğuktan kaçarken O, sığındığı yeşil parkasının içinde ulaşılmaz yalnızlığında yaşıyor yine. Kalın, siyah pantolonu toz içinde, ayaklarının dibinde, beyaz tüylerinin üzerindeki açık kahve köpüğü benekleriyle iri bir köpek, altında katlanmış bir battaniyenin sıcaklığına sığınmış, dertop olmuş yatıyor. Yanından geçip gidenlerin ayak seslerine kulaklarını kapatmış, başını karnına gömmüş, derin bir uykuda.
Akşam karanlığı çökmek üzere. Havada keskin bir bıçak gibi dolaşan rüzgâr kısa süre sonra hızını artırıyor. Kızıl saçlı adam şiddetini artıran soğuk rüzgârdan fazlaca etkileniyor olmalı ki, uzanıp köpeğin altındaki battaniyeyi çekiştirmeye çalışıyor. Kafasını kaldıran köpek tedirgin gözlerle bakınca vazgeçiyor battaniyeden. Başını omuzlarına çekiyor, beresini kulaklarına indiriyor. Beyazlığı kirden kaybolmuş plastik terlikli ayaklarını yavaşça köpeğin yattığı battaniyenin altına sokmaya çalışıyor. Denizden gelen rüzgârın keskinliğine arkasını dönen adam, altına serdiği mukavvaların birini çıkarıp kat yerlerinden tekrar kutu haline getiriyor, başından geçirip gövdesinin üst kısmına kalkan yapıyor. Dışarda kalan bacaklarında pantolonunu savurarak gücünü deneyen rüzgâra inat, inzivaya çekiliyor.
Sabahları erken kalkarım, gün ağarmadan. Çay suyunu koyarım ilk iş. Mutfak balkonunun kapısını aralayıp havayı kontrol ederim, sonra da televizyon haberlerine kulak kabartırım kahvaltıyı hazırlarken. Bugün de sırayı bozmuyorum, çaydanlığı ocağa koyup kapıyı aralıyorum. Rüzgâr dünkü deliliğini bırakmış, ayaza dönmüş hava. Soğuk ürpertiyor, kapatıyorum hemen kapıyı.
Televizyonu açıyorum. Sunucu laf kalabalığına boğduğu sabah programına başlamış çoktan. Her şeyden anlayan bilmiş bir edayla haber vermekten çok görüş bildiriyor, yorum yapıyor. Bir taraftan da sunduğu habere ya da kendisi ile ilgili övgülere dair izleyici iletileri paylaşıyor elindeki telefondan. Etkileşimli habercilikmiş bu. Şimdilerde pek bir moda.
Kanal değiştiriyorum. Metalik sesine tahammül edemediğim sabah sarışınını evden biri yapıyorum bu kez. Bir önceki sunucuyu taklit etmek için çabalıyor. Aynı tavır, aynı eda, aynı bilmişlik. Ah! Bir de sesi insanın içini yırtmasa! İnişli çıkışlı vurgularla, haykırır gibi sunuyor olanı biteni.

“Karşıyaka çarşıda, banka merdivenlerinde yaşlı bir adam donarak ölmüş. Ay! Ne soğuktu dün gece öyle. Bu soğukta ne işin var dışarda be adam! Otursana sıcacık evinde. Ama edindiğimiz bilgilere göre adam şizofrenmiş zaten. Bilirsiniz, ne yapacağı belli olmayanlardan! Kim bilir aklına ne esti de çıktı gitti sıcacık evinden?”

O kadar emin ki şizofrenilerin ne yapacağı belli olmayanlardan olduğuna. Tereddütsüz bu konuda da uzman… “Bugünlerde bu evsizler ne kadar çoğaldı farkında mısınız sevgili izleyicim. Herkez fertalisini arkadaşına veren adama özeniyor. … Hay Allah! Pardon yaa, yanlış söylemişim galiba, yönetmenim uyardı, aşkolsun sevgili yönetmenim, benim seyircim hoş görülüdür, onlar beni anlar. Dilim sürttü, affola! Hadi bakalım! Parmaklar çalışsın, bu konuda yorumlarınızı yazın!” Bilmiş bilmiş uyarıyor ekran başındakileri. Sonra da ekliyor; “Adamla birlikte bir köpek de donmuş. Köpeğe de yazık!”
Sunucunun şişirilmiş dudaklarına sığmayan sesi duvarlarda yankılanıyor. Kızıl saçlı adam, başından geçirdiği mukavva kutu, ayağının dibindeki köpek, köpeğin üstünde yattığı battaniye gelip mutfağın ortasına yerleşiyor.

Yazarımızın diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazımızı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

​​​​

Related Posts

7 thoughts on “BATTANİYE / Sülbiye Yıldırım

  1. Mustafa dedi ki:

    Sonuna kadar zevkle okudum… Sürükleyici… Gerçek olmadığını ümit ederek son cümlelerinizi okudum…
    Kaleminize ve gözleminize sağlık…

    1. Sülbiye Yıldırım dedi ki:

      Teşekkür ederim Mustafa Bey.

  2. Nesrin Tosun dedi ki:

    Okurken aldığım keyf dinlerken arttı. Sevgili Sülbiye Yıldırım siz hep yazın. Emeğinize sağlık.

  3. Bihter Bilir dedi ki:

    Baştan sona içim acıyarak,yutkunarak okudum. Çoğunlukta bakıp görmediğimiz görüp dikkat etmediğimiz onlarca insan onlarca hikâye.
    Eline sağlık canım

  4. Canan dedi ki:

    Birlikte yolculuk yaptık,her gün yanından geçip farketmediğimiz hayatlar ,kalemine sağlık .

  5. Feride dedi ki:

    Çok güzel dile getirmişti arkadasımfarkına varmadan yaşadığımız hayatları .Kalemine sağlık

  6. Yayla Boztaş dedi ki:

    Canım arkadaşım cok etkilendim.Öykü olarak harika, asıl yaşanılan olayın acılığı.Kaç
    olay var böyle… Yüreğinden öperim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.