UZUN SİYAH SAÇLAR / Bahar Yaka
UZUN SİYAH SAÇLAR
İnsan çok iyi bir okur olduğu için mi günün birinde yazmaya başlar? Okuduğu mükemmel metinlere duyduğu hayranlık mıdır onu yazarlığa iten? Ya da tam tersine okuduklarından tatmin olmayıp okumak istediği metinleri yazmaya mı koyulur bir gün? Belki hepsi belki de hiçbiri… Kim bilir?
Uzun Siyah Saçlar bir ilk eser. Yazar Lerzan Toker’in yıllardır iğne oyası gibi işlediği, içlerine dünyalar sığdırdığı mini mini öyküler. Yazılma süreçlerine eşlik ettiğim, yazarının titizliğine şahit olduğum öyküler, cüsselerinden büyük izler bırakacak yüreğinizde. Her yerden her dönemden karakterler çıkacak karşınıza. Bazılarına mahalleden bazılarına da mitolojilerden aşina olacaksınız. Ama özellikle “uzun siyah saçlar” siz öyküden öyküye atlarken tanıdık bir yüz gibi, unutulmuş bir anı ya da hep kaybedip bulduğunuz bir eşya gibi sık sık çıkacak karşınıza. O saçlarla bazen kendi geçmişinize gideceksiniz bazen de bir yerlerde dinlediğiniz hikayelere ya da okuduğunuz başka metinlere.
Yazmak hassas ruhların işi. Kendi derdi yetmeyip başkasının derdini de dert edinenlerin, onu tarihe nakşederek fayda olacağına inananların işi… Çocuk gelinler de var öykülerde, mitolojik karakterler de. Güçlü kadınlar da var, sesi çıkmayanlar da. 
“Vita est fabula!” “Yaşam bir öyküdür!” mottosu sizi karşılayacak kitabın en başında. Bu da edebiyatın yazarın hayatında ne derece önemli bir yer kapladığının göstergesi. Çok titiz bir okur Lerzan Toker. “Kötü bir metin okuyacak kadar vaktim yok” der her zaman. Okur hırkasını bu denli sıkı sıkıya sarınmış birinin yazdıklarında hassasiyet göstermemesi mümkün değil elbet. Üstelik yazar cephesine geçtiğinde ve yazmanın meşakkatli yolculuğunu tecrübe edince okuduklarına daha bir başka bakmaya başlar. Sanki beklentisi daha da yükselir edebiyattan.
Yolculuk demişken seyahat etmeyi de çok sever sevgili Toker, özellikle de tren yolculuklarını. Öykülerinde de sıkça rastlayacağınız tren yolculukları, istasyonlar, yemekli vagonlar, yazarın yaşamın öyküsünü en yakından gözlemlediği mekanlar. Her yaşam bir ya da bin bir öykü olduğu gibi her yaşam bir yolculuktur da aynı zamanda.
Yazdıklarında kendini anlatmasa da yazar, her hücresiyle var olur metinlerinde. Bazen çok net fark edilir, bazen de satır arasına gizlenir, nitelikli okurların dikkatini çekmek için. İşte Lerzan Toker de her öyküsünün içine sızmıştır aslında. Yazarın estetik dokunuşu, derin anlam arayışı, farklı ve özgün olanı yaratma çabası ve dilin kullanımına gösterdiği özen eserini biricik yapan unsurlardır. Uzun Siyah Saçlar bunların hepsini görebileceğiniz bir ilk eser.
Kendinden katmasa bu metinler olamazdı asla…
Yazarın çıktığı her yolculuğun izini ve onda bıraktıklarını görebileceğiniz bu öyküler, aynı zamanda seyrettiği ve etkilendiği filmlere de dokunur. Metinlerinde çokça film ve dolayısıyla birçok yönetmene de saygı duruşundadır yazar. Bu sebeple okurken çok keyif aldığım, okura “yeni kapılar açan” dediğim kitaplardan Uzun Siyah Saçlar.
Elbette bu zenginlik yazarın okuma ve izleme tercihlerinin iz düşümü. Belki de onun sinematografik bakış açısı ve yaşam boyu çektiği fotoğraflar, böylesine “bir kadrajlık öyküler” yazmasına sebeptir.
Yirmi beş kısa öyküden oluşan Uzun Siyah Saçlar, MYTHOS Yayınlarının nitelikli edebiyata verdiği değer sonrası vücut buldu. Lütfen her gün bir öyküyü alınız hayatınıza. Böylelikle sizinle olan yolculuğu daha uzun soluklu olacaktır. Keyifle okuyunuz.
Daha fazla Panzehir kitap analizine buradan ulaşabilirsiniz.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
