YANIK YARASI Mehtap Sağocak

Bir taşın üstüne oturmuş, ayaklarımdaki, ellerimdeki yanıklara merhem sürüyor, kendimce  pansuman yapıyordum. Acı, bedenlerimizden çok yüreğimize işlemişti. Yaşadığımız dehşet anları hâlâ gözümün önündeydi: Biz gençler olarak, bir ağustos öğleninde,  köyümüzde çıkan yangını söndürme çabası içinde canhıraş bir şekilde alevlere atılırken, ailelerimizi, hayvanlarımızı güvenli yerlere yönlendirmeye çalışıyorduk. Yetkililerin, görevli ekiplerin gelmesini, müdahalesini bekleyecek durumda değildik. Yöre halkı olarak kendi imkânlarımızla el birliğiyle çabalıyorduk. Ateşle yüzleşmiştik. Hızla yayılan sıcaklık, dumana kesen gökyüzü, çaresiz bir korku ve ölümcül bir çaba…Zamanla ve doğanın öfkeli yüzüyle mücadele halindeydik. Doğa, ateş püskürüyordu; kirleten, tecavüz eden, umursamayan, korumayan ve yok eden insanoğluna çok kızgındı çok! Güneş mağrur, rüzgâr inatçı, bulut küskündü. Toprak, ağaçlar, hayvanlar ve biz yöre insanları, tüm vebali sırtlanmış gibi, ağır bir bedel ödüyorduk.

Yangının açlığı durulduğunda, ormanın kıyısındaki güzelim köyümüz de küle dönmüştü. Hava, topraktan yükselen ısıyla birleşip nefeslerimizi kesiyor, kesif duman kokusu genizlerimize doluyor, sessiz çığlıklar, gözyaşlarımıza karışıyor, şaşkın ve çaresiz, öfkeli ve kederli, genç yaşlı tüm ahali köyde toplanmış, ne yapacağımızı bilmez halde bekleşiyorduk. Kara birer enkaza dönmüş evlerinin önünde için için ağıt yakan insanlarımızın etrafında, durum tespiti yapan birkaç yetkili,  birtakım sivil toplum gönüllüsü ve bir haber kanalının kameramanıyla eli mikrofonlu muhabiri dolanıyordu.

Genç muhabir kız, yanan iki göz odalı damının önünde, yere çömelmiş, mor yazmalı başını elleri arasına almış,  gözleri kapalı ileri geri sallanarak inceden iniltili bir dua mırıldanan Dudu Nine’ye doğru yöneldi. “Dudu Teyze, biz haber kanalından geliyoruz. Siz köyün en yaşlısıymışsınız. Biraz konuşabilir miyiz?” dediğinde gözlerini açıp, donuk gözlerle sessizce kıza baktı yaşlı Yörük kadını. Bu suskunluğu olumlu bir yanıt olarak kabul eden muhabir, mikrofonu uzatırken, kamera çalışıyordu: “Dudu Teyze, bu köyde geçen yıllarınız, hayatınız hakkında neler söylersiniz?…Bu üzücü yangın sonrası duygularınızı anlatır mısınız bize?” Muhabir kız, akşam haberleri için duygusal bir yangın hikâyesi çıkarma hevesiyle Dudu Nine’nin yanıtını bekliyordu. Yaşlı kadın, feri kaçmış mavi gözlerini karşısındaki enkaza çevirdi ve kederli titrek sesiyle, dertleşir gibi konuştu: “Ben bu köye gelin geldiydim altmış yıl önce. Beş çocuğumu da burada doğurdum kendim. Büyüttüm, everdim. Te şurdaki mezarlıkta şehit civanım yatar.  Endeeki yanık kızılçamın dalında, torunların salıncağını kurdum, salladım nice. Bu dağlarda türküler çığırdım. Evimizi de kendimiz yaptıydık rahmetliyle. Bak şimdi yok. Görüyon mu kızım? Yandı bak, kül oldu tek günde…” diye iki elini çaresizce açıp, sustu. Muhabir kız: “Çok geçmiş olsun Dudu Teyze, çok üzücü bir yangın felaketi oldu, çok zarar gördü bölge halkı, ama tek tesellimiz tabi, can kaybının olmaması…” diye uzatacaktı ki, Dudu Nine hışımla dikleşip: “Can gaybı yok ne demek a gızım? Hanı ağaçlarımdaki tiriklerim, bahçeme gelen tospalarım, hanı benim süt veren gıvırcığım, dallardaki guşlarım, öten böceklerim, bal veren arılarım? Canımın yoldaşı Çoban’ım bile getti,  nerelerde yitti gimbilir! Ya o goca ağaçlar, nesillere hayat goca ormanlar? Onlar yoksa hayat da yok gızım. Can gaybı yokmuş, Peh! Cahal cahal gonuşmayın, çok canlar getti, çok…” Muhabir kız bu çıkışmadan hafiften bozulmuş olsa da lafı istediği yöne getirmeye çalışıyordu: “Öyle tabi Dudu Teyze, çok üzgünüz ülkece. Yetkililer de yaraların en kısa sürede sarılması için çalışacaklarını açıkladılar. Ayrıca yangında evlerini kaybeden sizin gibi mağdurlar için çok güzel konut projeleri de müjdelediler. Daha bile rahat edersiniz belki de ha?… Yetkililere bu konuda söylemek istediğiniz bir şeyler olur mu?” Dudu Nine’nin yüzündeki tüm duygular silinmişti ama sesi daha gür çıkıyordu şimdi: “Sen o çok gıymetli yetkililere de ki, sağ olsunlar emmee, şunu da bilsinler ki her damı duvarı, odası, eşyası olan yer ev değeldir. Ev dediğin, kokulardır, seslerdir, hislerdir, hatıralardır. Kim dilerse güle güle otursun o evlerde. Ben heç bir yere gitmem. Burada yanık döşeğimde yatar, yuvamın tüten hatıralarıyla ölürüm daha iyi. Toprak elbet affeder hepimizi, gari dirimizi olmazsa ölümüzü…ben bir yere getmem!”. Herkes çember halinde ve farklı duygularla bu sahneyi izliyordu. Biz köylüler kederli ama gururlu, yardım görevlileri, gönüllüler ise yorgun ve takdir doluydular. Muhabir kızın canı sıkkındı, istediği ve üst yönetimi memnun edecek bir röportajı çıkartamamıştı anlaşılan.

Yavaşça kalktım çöreklendiğim taşın üstünden, tere, kire bulanık, bitkin bir haldeydim. Zorlukla attığım adımlarımla yanlarına gittim. Kanlı gözler ve kararlı bir sesle haber ekibine yöneldim: “Sanırım Dudu Nine’nin söyleyecekleri bu kadar arkadaşlar. Yeterli olmuştur umarım. Diğer bölge köylerin çoğu da yangından zarar gördü. Oraları da dolaşmanızı öneririm. Buralardan size çok haber çıkar.” diye konuşmayı keserken, uzaktan tanıdık bir havlama sesi duyuldu. Dudu Nine’nin “Çoban”ı koşarak ve ağzında kanadı yaralı bir kuşla geliyordu. Kuşu, usulca ayağının dibine bıraktığı yaşlı kadının kucağına atılırken, ahalinin mırıltıları, Dudu Nine’nin hıçkırığına karıştı. Bu kavuşma sahnesini hemen yakalayan kameraman kayıt düğmesine basarken, muhabir kızın mikrofona konuşan sesi duyuldu: “Sayın seyirciler, şu an yangının küle çevirdiği köyde duygusal bir ana tanıklık ediyoruz. Dudu Teyze ve yangın sırasında kaybolan köpeği Çoban’ın buluşması, herkesin gözlerini yaşarttı. Herkes kayıpları için çok üzgün ama bu sahne gösteriyor ki, her durumda insan hayata sarılmalı ve umudunu kaybetmemeli… Bölgeden yayınlarımız sürecek sayın seyirciler. Şimdilik hoşça kalın.”

Kızıl ağustos güneşi batmaya, alacakaranlık tüm hüznüyle çökmeye yüz tutmuştu. Yabancılar çekilip gitmişti. Biz ise yanık yarası kaderimize inat, terk etmeyen, vazgeçmeyen, teslim olmayan en savaşçı halimize bürünmüştük. Tütsü kokulu bir akşamda, susmuş bir ormanın kıyısında, doğanın kayıp tüm ruhlarına selam duruyorduk sessizce.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir