Talip Apaydın-Çaykovski Çalan Köylü Çocuğu/ Melek Koç

Karanlık, uzun, engebeli bir köy yolunda ışığa doğru yürüyen bir çocuğun fotoğrafını gördüm. Elinde bir keman tutuyor ve bir konçerto çalıyordu…” Oğuz Makal

       Oğuz Makal’in yazısında sözünü ettiği çocuğun adı Talip Apaydın’dır. O, Köy Enstitülerinde okuyan 17 bin köy çocuğundan biri olduğu gibi, bu enstitülerin kısa ama destansı öyküsü içinde adı geçen aydın yazarlarımızdan biridir de.

          Apaydın, Polatlı’nın Ömerler köyünden  İbrahim’in oğludur. Her yaralanışta onu yerden kaldırıp sırtında taşıyan Teğmen Talip’in adını çocuğuna veren Kurtuluş savaşı gazisi İbrahim’in oğlu…  1926 yılında yoksul bir köy evinde dünyaya gelen Talip Apaydın, ilkokuldan sonra köyde okuma imkanı olmadığından babası tarafından Çifteler Köy Enstitüsüne gönderilir. Giderken babasının kulağına eğilip söylediği sözü hiç unutmaz: “Git, oku oğlum! Bizim gibi sürünme.”

         

 Apaydın, sonrasını bir söyleşide şöyle tamamlar: “Kendimi kurtarmak için gittim. Ama beş yıllık köy enstitüsü eğitimi beni, ‘Kendimi kurtarmak yetmez, halkımızı da kurtarmalıyız’ düşüncesine ulaştırdı. Öyle bir kültür ve yetenek kazandırdı.”

           Apaydın, Enstitünün erken bilinçlenen öğrencilerindendi. Burada müzik yeteneğini geliştirdi. Yerli ve yabancı klasikleri okudu.  Maksim Gorki, Panait Istrati, Sadri Ertem, Sabahattin Ali tutkuyla okuduğu yazarlardı. O yıllarda sevdiği yazarlara öykünerek hikayeler yazmaya başladı. Ve ilk hikayeleri Köy Enstitüleri Dergisinde yayınlandı.         

        Çifteler’den sonra Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü Güzel Sanatlar Bölümüne girdi. Müzik eğitimine burada devam etti. Ruhi Su, Mahir Canova, Ulvi Uraz, Aydın Gün, Vedat Günyol branş öğretmenleriydi. Sabahattin Eyüboğlu, Batı Edebiyatı, İsmail Hakkı Tonguç İş eğitimi ve Eğitim Bilimi öğretmenleriydi. Her Cumartesi trenle Ankara’ya Cumhurbaşkanlığı Flarmoni Orkestrasının konserlerine gidiyor, Ankara seyahatlerinde fırsat buldukça Sabahattin Ali’yle de konservatuvardaki odasında sohbet ediyordu. 

        

Enstitüyü bitirdikten sonra Cılavuz Köy Enstitüsüne tayin oldu. Bu arada Yüksek Köy Enstitülerini bitirmiş öğretmenlerin askere alınması gündeme gelince Yedek Subay okuluna gönderildi.. Siyasi nedenlerden dolayı subay olması gerekirken bir grup arkadaşı ile birlikte çavuşa çıkarıldı ve askerliğini çeşitli sürgün alaylarında tamamladı.

          Apaydın, Köy Enstitülü yazar olmanın bedelini askerden sonra da ödemeye devam etti. Yapılan baskılara direndi. “Sen öğretmen misin, yazar mısın? Bundan sonra yazmayacaksın!” diyenlere boyun eğmedi. Yazıları, öyküleri, şiirleri yüzünden tutuklandı, sorgulandı, sürüldü, açığa alındı. Ama yazmaktan asla vazgeçmedi…

         Askerlikten sonra 1949 da Tokat gezici başöğretmenliğine atandı. Bu arada dışarıdan Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik bölümünü bitirdi. Turhal Ortaokulu ve Amasya Kız okullarında öğretmenlik yaptı. Apaydın, Amasya’da Enstitü ruhunu yeniden canlandırdı. Yaptığı çalışmalar nedeniyle bakanlıktan takdirname aldı. Ama bir süre sonra fikirleri sakıncalı bulundu.  Müdür yardımcısıyken yazdığı bir oyun MEB ‘nın açtığı yarışmada ödül kazansa da ödülü verilmedi.  “Yapı” adlı şiirinden dolayı görevinden alınarak Bakanlık emrine verildi. Ancak dönemin ünlü avukatları sayesinde görevine iade edildi.

         Amasya’dan sonra Ankara’daki öğretmenlik yılları ile birlikte toplam 30 yıl müzik öğretmenliği yaptı, çalıştığı okullarda çok sesli korolar kurdu, tiyatro eserleri sahneledi. O, her geçtiği yerde iz bırakan öğretmenlerdendi. Nitekim, 2009 yılında  Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği, Mustafa Necati Öğretmenlik Onur Ödülünü Apaydın’a verdi.

         Apaydın, 1961 Anayasasının tüm çalışanlara sendika kurma hakkı vermesi üzerine, T. Öğretmenler sendikası kurucu üyesi ve yönetim kurulu üyesi oldu.

         Yazarlık hayatına gelince; Talip Apaydın, yakından tanıdığı köyü, içinden çıkıp geldiği köy insanını bütün yönleriyle eserlerinde yansıttı. Anadolu’nun kırsal coğrafyasına ve burada yaşananlara dikkat çeken 1940 ve sonrası Toplumcu-Gerçekçi yazarlar kuşağının önemli bir temsilcisi oldu.  

        Roman ve hikayelerini düş gücünden çok, gözlemlerine dayanarak yazan Apaydın; bireyi değil, toplumsal ilişkileri ve sorunları ele alarak ve onları sade, dolaysız bir anlatımla gözler önüne serdi. Polatlı, Eskişehir ve Beypazarı yörelerinde ve çevre köylerinde geçen romanlarının büyük bir bölümünde köy insanının  sorunlarını yansıtarak seslerini duyurmaya çalıştı. Köylünün yaşamında önemli yer tutan tahıl, pancar ve çeltik üretimini romanlarında işledi. Sarı Traktör’de tahıl ve pancar,Yarbükü ve Ortakçılarda çeltik üretimi sürecinde çekilen zorlukları ve ekonomik sıkıntıları olanca çıplaklığıyla yazdı.

Roman ve öykülerini güçlü bir kahramanın etrafında oluşan uyumlu bir şahıs kadrosuyla ele aldı. Karakterlerini yapılandırırken onların iç çelişkilerinden yararlandı. Kahramanlarının yaşadığı derin iç sıkıntılarını, ruhsal karmaşalarını anlattı.  Türk köylüsünün “çile çekmek” ve “azla yetinmek” gibi kaderci anlayışla yaşamını sürdürmesi köy enstitülü diğer yazarlar gibi onunda en büyük dayanağını oluşturdu. Onun kahramanları sisteme değil, sistem içinde ulaşmak istedikleri yolu kesen bürokrasiye karşıydı.

          Apaydın’ın Roman ve öykülerinde ağırlığı erkek kahramanlar taşır, buna karşılık kadınlar ikinci planda gözükürler. Yoksul oldukları nispette cahil de olan köy insanlarının arasında öğrenim görmüş kadın tipine sadece Toprağa Basınca’ da rastlanır. Bu arada, “Yaşlı bilge kadın” tiplemesi diğer kadınlardan farklı özellikler taşır. Evin iç işleri ve aile fertleri üzerinde hakimiyet kurmaları, çevrelerinde saygı uyandırmaları, erkeksi özellikler taşımaları dikkat çeker. 

          Kadınların köyün sosyal yapısı içindeki yeri onun romanlarında eleştirel bir tutumla sergilenir. Tarlada ve evde sürekli çalışan kadınlardır. Erkekler günlerini köy kahvesinde geçirirler. Kadınların iş yükü yetmiyormuş gibi bir de kocalarının “kuma” isteği ile mücadele ederler. Ve her şeye rağmen özlemleri, hasretleri, ezilmişlikleri, dışlanmışlıkları ve yalnızlıklarıyla birlikte asla umutlarını yitirmezler.   

Osman Şahin’in, Aydınlık’ta yayınlanan Kahrın Ağır İşçisi adlı yazısında onun öykücülüğü üzerine yazdıklarından kısa bir alıntı yapmak istiyorum: “Memleketimden İnsan Manzaraları”nda Nazım Hikmet’in şiirle yaptığını, Talip Apaydın öyküleriyle yapıyor. Pek çok insan davranışı, karakter ve yaşam mozayiği ile çıkıyor ortaya. Ayrıca çok iyi bir öykü deneyicisi olduğunu da görüyoruz. Fazla bağırmadan, yalın, sesini kendi içine vererek, okuru yormayan yeni anlatım biçimleri, iç konuşmalar, yeni düşünceler getiriyor öykücülüğümüze. Popülizme düşmeden, eleştirel bir bakış açısıyla, gelenekçiliğe karşı çıkıyor. Yüz kırk yıllık öykücülüğümüzün zengin mirası üstüne çok kafa yorduğunu, öykü dilinin, öykü kurgusunun damıtılmışlığından, ustalığından anlıyoruz.”

Apaydın, ilk romanı  Sarı Traktör’de tarımda makineleşmenin yeni yeni başladığı bir dönemde, bir Anadolu köyünü ve köylüsünü bir delikanlının traktör tutkusu ekseninde son derece yalın bir dille anlatır. Sarı Traktör yaklaşık 20 yıl sonra Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü’nde adeta yeniden ortaya çıkıverir ve Bayram’ın sarı mersedesi, Arif’in traktör sevdasıyla bir anlamda örtüşüverir.

            Köylülerin toplumsal bir sorun olarak yaşadığı su kavgası ile töresel bir sorun olan namus kavramını iç içe işlediği Yarbükü Apaydın’ın ikinci romanıdır . 1961 de yayınlanan Emmioğlu’nda o dönem ağırlık kazanmaya başlayan köyden kente göçü işleyen yazar, Yoz Davar’da Türk Edebiyatında pek işlenmeyen bir konuyu, çobanların yaşamını anlatır.    

            Ortakçıların çileli yaşamından yola çıkarak yazdığı Ortakçılar, köylü ile ağa arasındaki kapanmaz uçurumu anlatırken, belli bir kesimin köy enstitülerine bakışını anlatması ve kapanma aşamasına nasıl gelindiğine  vurgu yapması açısından öne çıkan bir romandır.

             Talip Apaydın, küçük hesaplar güderek günü birlik bir yaşam sürdürmeye mahkum edilen, batıl inançlarla beslenen, her zaman kandırılmaya hazır Anadolu köylüsünün çaresizliğini ve toplumun üst kesimlerindeki duyarsızlığı Define’de aktarır okuyucusuna.

Toz Duman İçinde, Vatan Dediler, Köylüler roman üçlemesi içinse şunları söyler Apaydın: “1918’lerden beri günümüze kadar Türk köylüsünün devlet içindeki ve temeldeki yerini, gelişimini, çeşitli katmanlarla ilişkisini irdelemeyi amaçladım. Belki bir hesaplaşma bu. Sömürücü sınıflarla, aydınlarla ve yöneticilerle.”

Talip Apaydın çocuklar için yazdığı kitapları onların hayal gücünü geliştirecek, düşünme yetisini kuvvetlendirecek, sorgulama yapmalarını sağlayabilecek tarzda yazdığı gibi, onları geleceğe hazırlamak , aydınlatmak ve bilgilendirmek de istemiştir.  Biz Varız , 10-15 yaşlarında beş arkadaşın uzay boşluğu ve uzaylılar hakkında kurdukları bir düşün romanıdır. Çocuklar bu romanda içinde yaşadıkları dünya ile düşünü kurdukları dünya arasında mukayese yapıp kendi dünyalarındaki eksiklikleri tespit ederek bir çözüm ararlar.

Toprağa Basınca’da  “Amacı olmayan kişinin çalışması da verimli olmaz” fikri etrafında, çocuklardan gelecekle ilgili hedefleri olsun istenir. Merdiven’de eğitimsiz kimselerin kol gücüyle hayatını devam ettiremeyeceğini belirterek, geleceği garanti altına almak için mutlaka çıkılacak ilk basamağın “okumak” olduğunu savunur.

Dağdaki Kaynak’ta ise Apaydın, çocukları araştırma yapmaya, etraflarını incelemeye çağırmış ve onlarda doğa sevgisinin gelişmesini amaçlamıştır.

Roman, hikaye, şiir, anı ve çocuk kitaplarıyla birlikte kırkı geçen kitaplarından; “Toprağa Basınca” ile 1964 Doğan Kardeş Çocuk Romanı Armağanında üçüncülük ödülünü, “Tütün Yorgunu” ile 1976 Madaralı Roman Ödülünü kazanır. “Yapılar Yapılırken” ve “ Otobüs Yarışı ile TRT 1970 Radyo Oyunları Başarı Ödülüne layık görülür. “Köylüler” romanı ile 1992 Orhan Kemal  ve Edebiyatçılar Büyük Ödülünü alır.

          Türk Edebiyatı, Köy Enstitülü yazarlar içinde onu farklı bir yere oturturken, belleklerimizde karanlığın içinden keman çalarak ışığa doğru yürüyen bir köylü çocuğunun fotoğrafı hep canlı kalacaktır.

Kaynakça:

Kemal Erol /  İlmi Araştırmalar Dergisi sayı21 / 2006

Mehmet Bedii Gültekin / Ortakçının oğlu Talip Apaydın / Ulusal Kanal 13 Haziran 2012

Erdal Atıcı / Talip Apaydın’la Söyleşi / Afrodisyas Sanat Dergisi / Mart-Nisan 2011

Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Der. 2009 Mustafa Necati Öğretmenlik Onur Ödülü Konuşması  24 Kasım 2009

Osman Şahin / Kahrın Ağır İşçisi:Talip Apaydın/ Aydınlık 6.10.2014  

4 thoughts on “Talip Apaydın-Çaykovski Çalan Köylü Çocuğu/ Melek Koç

  1. Sedef E. dedi ki:

    Zorlu ama güzel yıllarda yaşamış Talip Apaydın’ı bu yazı ile andığınız için çok teşekkürler, emeğinize sağlık… Ne harika bir ekip ve dönem: “Ruhi Su, Mahir Canova, Ulvi Uraz, Aydın Gün, Vedat Günyol branş öğretmenleriydi. Sabahattin Eyüboğlu, Batı Edebiyatı, İsmail Hakkı Tonguç İş eğitimi ve Eğitim Bilimi öğretmenleriydi. “

    1. Melek Koç dedi ki:

      Zor ama efsane yıllarmış… Öyle hocalardan ders görünce ortaya bir “Köy Enstitüsü Kültürü” çıkmaması imkansız oluyor. Teşekkürlerime Sedef hanım.

  2. Birsen Karaloğlu dedi ki:

    Fakir Baykurt, Mahmut Makal ve Talip Apaydın eserlerini üniversitenin ilk yıllarında büyük bir heyecanla okumuştum. 1976 Madaralı Roman Ödülünü kazanan Tütün Yorgunu’nu annemle ardarda okuduğumu asla unutamam.
    Kaleminize sağlık Melek Hanım, çok değerli, aydın ve cesur öğretmenimizi bize yeniden hatırlattığınız ve ayrıntılı olarak tanıttığınız için teşekkür ediyorum.

  3. Birsen Karaloğlu dedi ki:

    Fakir Baykurt, Mahmut Makal ve Talip Apaydın eserleriüniveristenin ilk yıllarında büyük bir heyecanla okumuştum. 1976 Madaralı Roman Ödülünü kazanan Tütün Yorgunu’nu annemle ard arda okuduğumuzu asla unutamam.
    Kaleminize sağlık Melek Hanım, Çok değerli, aydın ve cesur öğretmenimizi bize yeniden hatırlattığınız ve ayrıntılı olarak tanıttığınız için teşekkür ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.