ZİBİDİ

Oturdum parktaki banka, izlemeye başladım yavru köpekleri. Analarının etrafında oynaşıp duruyorlardı, zıplayan lastik toplar misali.

Anne hep ikisiyle uğraşıyor. Üçüncü nasıl da kendisini paralıyor… Gözükebilmek, görülebilir olduğunu kanıtlamak için. Dili dışarıda taklalar atıyor, burnunu anneye sürtüyor, çalı çırpı abuk sabuk ne bulsa getirip, önüne koyuyor. Koşuyor koşuyor arkadaki çimenlere. Bakıyorlar mı diye bir dönüyor. Anne çoktan çevirmiş başını. Öylece kalıyor uzak çimenlerde öksüz öksüz, yine koşup dönüyor. Bir heves, bir çaba, bir yalakalık. Hiç pes etmiyor. Arsızca talep ediyor ilgiyi.

Anne havalı havalı arkasını dönüyor bu hiperaktif velete.

Sonra tekrar dönüyor önüne. Önünde, sessizce sevgisini paylaşan diğerlerine.

Sakin onlar. Mağrurlar. Fazla hareket etmelerine, maharetlerini göstermelerine gerek yok. Fazla çabaya, çığırtkanlığa, hatta başarıya. Sevgi orada, hazırda.

Niyeyse anne bu görünür olmak için kendini yırtan yavruya hiç yüz vermiyor. Ağır hareketlerle kalkıyor yerinden. Salına salına gidip, ıhlamur ağacının dibine kıvrılıyor. İki gözde evlat, tıpış tıpış analarının peşinden gidiyor. Yamacına sığınıyorlar usulca.

Anne yalıyor onları. Tüylerini düzeltiyor, parlatıyor, gururlanıyor besbelli.

Zibidi taktım bizimkinin adını. Zibidi kesti umudu. Ötelerde aldı soluğu.

Kokluyor sağı solu. Makosen, spor, espadril, topuklu, topuksuz türlü türlü ayakkabı… Kokluyor, bazen kaldırıyor başını sahiplerine bakıyor ayakkabıların. Dili dışarıda sevgisini dileniyor yabancıların.

Biçilen çimen kokusunu çekiyorum içime. “Ah zibidi ah takıldım kaldım sana. Kalkmam lazım.”

Koklaya koklaya sıra geldi bana. Uzandım, okşadım başını. Gözlerini kapadı mayıştı, sakinleşti. O deli dana gibi savruk enerji kayboldu gitti. Küçük serseri başını avuçlarıma koydu. Sevgiye teslim oldu.

Alamadığı şefkati dışarılarda arayan tüm zibidiler için, okşadım uzun uzun başını küçük köpeğin.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.