ROBERT MUSIL/ Bihterin Okan-Adam

Dünya edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Robert Musil, 6 Kasım 1880 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içerisindeki Klagenfurt şehrinde doğmuştur. Babası Alfred Musil ülkenin tanınmış, saygın mühendislerinden biridir.

Köklü bir Avusturya ailesinden gelen yazar, ailesi tarafından 1892 yılında henüz daha 12 yaşındayken Eisenstadt’daki askeri yatılı okula gönderilir. Annesi oğlunu gururla yolcu ederken, kulağına eğilerek fısıldar, ona imparatorluğun sadık bir hizmetçisi olmasını tembih eder.

Bir askeri okulun doğası gereği, orada sert tatbikatlar, aşağılamalar ve ceza çarkı işlemektedir. Küçük Robert, sevgili anne babasının oğullarının böyle bir duruma düşmesine neden izin verdiklerini anlayamamaktadır. Ailenin tek çocuğu olan Robert Musil’in doğumundan dört yıl önce kız kardeşi ölmüştür, garip bir şekilde hiç tanımadığı bu kız kardeşin kaybı Musil’i derinden etkilemiş, hayatı boyunca bu etkinin izleri sürmüş, günlüklerinde kız çocuğu olarak doğmak arzusunu ifade etmiştir.

Kuşkusuz, hayata böyle bir başlangıç yapmak durumunda kalmış olan Robert Musil’i mutlu bir insan olarak tanımlamak çok zor.

İmparatorluğun tanınmış bir mühendisi olan babasının mesleğini öğrenmek üzere öğrenimine akademide başarılı bir öğrenci olarak sürdürür, hatta Stuttgart Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamışken, ani bir kararla Berlin Üniversitesi’nde Felsefe ve Psikoloji okumaya karar verir, 23 yaşında babasının mesleki izinden gitme fikrinden vazgeçer.

1903 yılında Musil, Berlin’de psikoloji eğitimine başladığında o tarihlerde kırk yaşında olan hemşerisi Sigmund Freud’un ‘’Rüya Analizi’’ de üç yıl önce basılmıştır. Psiko-analiz kavramı ve buna dair bütün tasarımlar entelektüel camiada coşkulu bir şekilde tartışılmaktadır. Gizemli, korkutucu geçmişin üzerindeki karanlık perdeler açılmakta adeta bir aydınlanma yaşanmaktadır.

Robert Musil de o sıralar mühendislikten, sosyal ve beşeri bilimlere geçmiş, aslında iki büyük ana dalı harmanlamaktadır. Örneğin renkleri nasıl gördüğümüzü, sistemin nasıl çalıştığını, duyguların nasıl ortaya çıktığını kendince saf sorular sorarak cevaplamaya çalışmaktadır. Hatta bu konu üzerine 1906 yılında ‘’Musilin Renk Dairesi’’ adı verilen aleti yaparak literatüre geçmiş, bu yolla  algı psikolojisi üzerine deneyler yapmaya başlamıştır.

Aynı yıl ‘’Genç Törless’’ adlı romanı yayınlanır. Türkçe ’ye Genç Törless olarak çevrilen romanın, Almanca aslındaki ismi ‘’Genç Törless’in Kafa Karışıklığı’’dır.

Romanın konusu oldukça sert disiplini ile tanınmış bir yatılı okulda geçmektedir. Törless ve arkadaşları, öğrencilerden birini hırsızlık yaparken suçüstü yakalarlar. Ona, ihbar etmek yerine, sadistçe fiziksel ve ruhsal işkence yaparlar. Törless kendi içsel dünyasının kuralları ile güçlü bir kurum olan yatılı okulun kuralları arasındaki çatışmayı yaşar. Başlangıçta kastedilen kafa karışıklığı budur. Karışıklığın devamı cinsel safhada ortaya çıkar. Törless kurbanını, kendisini baştan çıkarmasına ve sınırı aşmasına teşvik eder. Musil’in günlüklerinde yazdığı gibi bu hikaye de otobiyografik bir çok öğeyi içinde barındırmaktadır.

‘’Ruh ve Kesinlik’’ kavramlarını çalışmalarında tartışan Musil, edebiyatını da bu derin izlerle şekillendirir.

Henüz 26 yaşında kaleme aldığı, ölümünden yıllar sonra 1960 yılında Volker Schlöndorff tarafından filmi yapılan ‘’Genç Törless’’ romanında bu etkiler görülmektedir.

Musil’in daha sonraki çalışmalarında da sürekli öne çıkardığı, kahramanın kendi kaderini tayin etme konusundaki özgürlük arayışı, bu özgürlüğün sınırlarının bu şartların altında nasıl yok olduğunu gösterir. Musil’in anlatımlarında merkezdeki kahraman daima, yazarını içinde barındırır, bu yazar bir soru işaretidir aynı zamanda.

Onun edebiyatında eşikleri aşmasına neden olan mihenk taşlarından  ilki kuşkusuz ergenlik dönemi tecrübeleridir, diğeri ise Birinci Dünya Savaşı deneyimleri olacaktır.

Varlıklı bir ailenin tek oğlu olarak refah içinde geçirdiği yıllar sona ermiştir. Musil çok iyi gelir sağlayacak teknik alanda çalışma olanaklarını reddetmiş, kendisini edebiyata vermiştir. Maddi durumu oldukça kötüleşmiştir. Bu akıllı, kalemi güçlü, duyarlı yazar, her tarafı sarmış, kulakları sağır eden savaş çığlıklarına duyarsız kalmaz. Yüzyılın yazarı nitelendirilen Musil, kendisini akan suya kaptırır, çevresindeki birçokları gibi, bu çığlıklara mesafeli duramaz.

Savaşın en yoğun geçtiği cepheye gitmek üzere orduya yazılır.  Ateşli vatanseverliği, cephedeki yoğun ateş hattında acı gerçekleri görmesini sağlar. Bu kez Musil, insanlar üzerinde bu kadar yoğun gücü olan savaş olgusunun ve bütün bu yaşananların ortaya çıkardığı izlerin yansımalarının tasvirini yapmaya başlar

O döneme dair anlatı-öykülerinde kahramanımız -ki bu Musil’in kendisidir- savaş maceralarını anlatır. Orada yani cephede katliamlara alışılmıştır, her türlü ölüm tehdidinin bini bir paradır, gökyüzünden sürekli önemsenmeyen savaş uçakları geçmektedir, şarapnellerden kalkan beyaz duman bulutları ile kaplı olduğundan gökyüzünün maviliği dahi unutulmuştur. Burun buruna yaşanan ölüm tehlikesine rağmen sakin olmamak için bir neden yoktur.

Böyle bir ortamda, gökyüzünden geçmekte olan düşman uçağının pilotu, bir Orta-Çağ meydan muharebesinde düşmanın fırlattığı, ucu incecik sivriltilmiş demir oku kahramanımızı hedefleyerek, ona doğru fırlatır. İşte tam da bu anda kahramanımız saniyeler içinde bütün bu olup bitenin, bütün bu büyük oyunun sadece kendisi için oynandığının düşünü görür, bu mekanik atışta kastedilen sadece kendisidir, bu anı mistik bir tecrübe olarak algılamaktadır. Atılan bu ok kıl payı hedefine ulaşmaz. Kuvvetle muhtemel, eğer o ok, o an hedefine ulaşmış olsaydı, bugün biz Musil’den konuşuyor olmazdık.

Şimdi biraz da Niteliksiz Adam romanından söz etmek gerekiyor.

Niteliksiz Adam ilk kez 1960 yılında basılmıştır. Konusu Kakanien (Kaisertum Österreich-Königtum Ungarn kısaltması, Ahmet Cemal ‘’İmpkralya’’ olarak çevirmiştir) verilen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda, geçmektedir. Romanda sözü edilen birçok konunun yanı sıra asıl olarak kültürel kimlik yaratacak bir proje çalışması anlatılmaktadır. İmparator Joseph’in taç giyme törenine hazırlanılmaktadır.  O nedenle de bu çalışma sadece tarihe geçecek fikirler değil, aynı zamanda geleceği ışıklandıracak bir proje olmalıdır. Bunun için bir komite kurulur, farklı öneriler toplanır, romanın kahramanı Ulrich komitenin sekreteri olarak görev yapmaktadır. Çok çeşitli fikirler- öneriler, komik-tuhaf insan tipleri ile birlikte havada uçuşur. Dahilik, dahi bir yarış atının örneklemesi ile anlatılır, bu sadece fikir olarak kalmaz, bunu uygulamaya geçirenlerle de karşılaşırız. Bu manzarada torunlar ve torunların torunları aynı kişilerdir.

Musil edebiyatı göz gezdirilerek, ayak üstü okunabilecek, kolay bir edebiyat değildir.  O okuyucuyu ciddi düşünmeye davet eder. Onun en büyük sanatı, dramatik olarak olup bitenleri, dünyanın içinde bulunduğu ruhsal durumu, sansasyonel olmadan sıradan bir şeymişçesine, adeta sohbet ederken müzik dinler gibi anlatır. Ve okuyucudan bu yolculukta yoğunlaşmasını ve onunla birlikte seyahat etmesini talep eder. Musil ironi yapar ve bunu yaparken asla ve asla kibirli değildir.

Çok yakın bir tarihte kaybettiğimiz değerli yazar ve çevirmen Ahmet Cemal, Niteliksiz Adam çevirisinin ilk iki cildine çevirmen olarak imzasını atmıştı. Musil’i dilimize bu kadar temiz ve güzel bir çeviri ile kazandıran Ahmet Cemal’e de bir saygı duruşunda bulunmak gerekiyor.  Ne yazık ki ömrü, romanın kalan kısmını çevirmeye yetmemiştir.  Niteliksiz Adam romanı daha sonra dört cilt olarak M. Sami Türk tarafından çevrilmiştir.

Bakın Ahmet Cemal, Musil ve ‘’Niteliksiz Adam’’ ile ilgili bize neler söylemiş;

Niteliksiz Adam - 1.kitap - Robert Musil - 1/3 - Sesli Kitap - by_MOE - YouTube

‘’James Joyce, Franz Kafka, Marcel Proust, Hermann Broch’la birlikte ‘’20.yüzyıl romanının kurucularından’’ sayılan Musil’in dev eseri Niteliksiz Adam, tipik bir çöküş romanıdır.  Romanda İmpkralya diye adlandırılan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’dur, romanın kişileri ise -değişik oranlarda ve biçimlerde- bu yıkımı hazırlayanlardır.

Ancak Musil, her evrensel sanatçı gibi bu yıkımı ait olduğu ortamdan soyutlayarak kavramsallaştırmış, böylece bütün yıkımların simgesine dönüştürmüştür.

Musil lesbar machen – Universität Klagenfurt

Avusturya edebiyatının çağımız dünya edebiyatına armağan ettiği en büyük yazarlardan biri olan Musil bu romanı üzerinde neredeyse bütün yaşamı boyunca çalışmıştır. Bu yoğun çalışmasını Nazilerden kaçarak sığındığı İsviçre’de de sürdüren Musil, sürgün ve savaş yıllarından kaynaklanan acımasız geçim koşullarını biraz olsun hafifletmesini sağlayacak başlıca önerileri ‘’Niteliksiz Adam’’ uğruna geri çevirmiş ve 1942 Nisanı’nda henüz 61 yaşındayken, İsviçre’nin Cenevre kentinde neredeyse açlıktan ölmüştür.’’

 

2 thoughts on “ROBERT MUSIL/ Bihterin Okan-Adam

  1. Birsen Karaloglu dedi ki:

    Çok etkilendim. Bugüne kadar Musil’le ilgili bir bilgim yoktu. Kitaplarına da rstlamamıştım daha önce.
    Bir gün cesarete dip Niteliksiz Adam’la tanışmak isterim.

    Bu tanıtım yazısıyla duyarlı ve donanımlı bir yazrdan haberdar olmamı sağlaığınız ve bana yeni bir okuma izleği gösterdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

  2. sedef dedi ki:

    Robert Musil’i çoğu kişi bilmez malesef. Bu yüzdenyüzden de çok anlamlı ve faydalı bir yazı olmuş, teşekkürler. Sevgili Ahmet Cemal’i de saygıyla anıyoruz. Stefan Zweig’ın çoğu kitabını da onun çevirileriyle okuduk hep…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.