MEHMET EROĞLU: Yaşamdan Bezmiş Erkek Kahramanlar Anlatıyor

2019 Martının ilk günüde New York’a kızımı ziyarete gidiyordum.  Daha gidiş yolunda Mehmet Eroğlu’nun  “İyi Adamın On Günü” adlı romanı okurken, yazarın özgeçmişinde nasılsa atlamış olduğum yeni iki kitabının daha olduğunu öğrenmiştim.

Ankara’ya döner dönmez ikisini de aldım ve okudum. Mermer Köşk (2017)  ve Kıyıdan Uzakta (2018)

Son kitapları gene “kötü roman nedir” sorusu için ders niteliğinde örnekler olmuş. Murat diyor ki; “hem eleştiriyorsun, hem de okumaya devam ediyorsun”.

Evet, öyle okumaya devam ediyorum. Çünkü hem bu ülkenin en değerli edebiyat ödüllerini kazanmış olan ilk iki romanını çok sevmiştim, hem de Eroğlu’na insan olarak çok saygı duyuyorum.

Mehmet Eroğlu, 1984 yılında art arda yayınlanan Issızlığın Ortasında ve Geç kalmış Ölü birbirini bütünler nitelikteki ilk iki romanıyla “Orhan Kemal Roman Armağanı” ve “Madaralı Roman Ödülleri’ni kazanmıştır.

Yazarın ilk romanı Issızlığın Ortası adıyla ‘1979 Milliyet Roman Ödülü’nü kazanmış olmasına rağmen, 12 Eylül darbesini izleyen dönemin koşulları nedeniyle yıllarca basılamamıştı. Geç Kalmış Ölü adlı ikinci kitabı da aynı gerekçeyle yazımından üç yıl sonra okurla bulaşabilmişti.

Yazarın kendi sayfasından aldığım özgeçmişini buraya bırakıyorum:

https://www.mehmeteroglu.net/biyografi/

2000’in hemen başlarında Mehmet Eroğlu’nun Ankara’da, UM:AG (Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı) bünyesinde sürdürdüğü yazma seminerlerine iki dönem devam etmiştim.

Sıkı solcu, 1971’lerin eylemci abisi, akıllı, kültürlü, ODTÜ’lü inşaat mühendisi, düzgün bir insan. Hani derer ya: “Adam gibi Adam”.  Derslerimiz de çok doyurucu ve ilginçti.

Taa ki; derslerde bizlere önerdiği, “yazdığınız öykülerde farklı şeyleri vurgulamalısınız, örneğin yıldızların adlarından, mitolojiden mutlaka söz etmelisiniz. Aforizmalar (ağır anlamlı cümlecikler) bulmalısınız vb”  kalıpları 2005’den bu yana yazdığı romanların hepsinde dikkat çeken ölçüde buluncaya kadar.

Önceleri “hocadır, haklıdır” diye düşündüm.

Öte yandan, bilgisayardaki bir sayfada depolanmış, yıldız kümeleri adları, 5-6 kadar mitolojik kahraman ismi ve ağır olması için çaba gösterilmiş duygu/durum tanımı yapan cümleciklerin neredeyse tıpa tıp hemen her romana serpiştirilmesi, hatta bazen aynı tanımlamaların aynı romanda en az iki kere tekrarlanması (balkonun binayı şefkatlı iki kol gibi sarması vb), eklentiler romanın akışını bozmakta, okumayı zora sokmaktadır.

Her kitabında sorunlu, mutsuz, zorlama travmaların içinde hapsolmuş, kadınları kendisine çeken, yatağı her dem dolu, neredeyse bazı yara izleri de dahil olmak üzere aynı özellikleri taşıyan erkek kahramanın merkezde olduğu; mutsuz, bencil ve kibirli insanları anlatıyor. Kitapların kurgusu sürükleyici ama yetmiyor, roman tadını vermiyor.

Hocamız çok başarılı olduğu ve ödüller de aldığı senaryo yazımına ağırlık vermeli diye düşünüyorum. Romanlarını okurken görsel yanı güçlü, sinematografik bir metinle karşılaşıyoruz. İnşaat mühendisi olması nedeniyle kurguda yapı taşlarını ustalıkla diziyor.

Mehmet Eroğlu çok kıymetli, özü sözü bir, sağlam duruşu olan güzel bir insan. Keşke her yıl bir kitap yayınlamakta bu denli ısrarlı olmasa. Biraz demlenmeyi kabullense. Toplumda başka karakterlerin de yaşamakta olduğunu anımsasa.

Türk Edebiyatı yüksek lisansı yapsaydım; formülle, kalıp cümlelerle roman yazmanın okuru kitaptan uzaklaştırması üzerine bir inceleme hazırlardım.

Yaklaşık iki yıl önce facebook sayfama bu izlenimlerimi yazar Mehmet Eroğlu’nun hiç bir romanının başka bir dile çevrilmediğini ve diğer ülkelerdeki okurlara ulaşmadığını fark ettim.

Romanlarının kurgusunda bir sorun olmadığı halde başka kültürlere hitap edememesinin nedenini düşündüğümde şöyle bir çıkarımda bulundum:  Yukarıda da bir miktar söz ettiğim ana karakter, erkek kahraman tüm romanlarının başat rolünü kaplamakta ve omurgasını oluşturmaktadır. Yan karakterlerin rolü ana kahramanı parlatmaktan öteye gitmemektedir.

Bu olumsuz algının; iyi eğitimli, sol düşünceli, yorgun, hayattan ve insanlardan bıkkın, iyilik yapmış olduğu eski bir asker arkadaşının veya bir zamanlar  yaşamına girmiş olan bir kadının maddi desteği ile yaşayan, “arızalı”  duruşu ile bazı kadınlara çekici gelen erkek kahramanına çok hızla değişen günümüz dünyasında ve tüketim toplumunda yer olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Sayıları hiç azımsanmayacak ölçüde kalabalık bir kitle oluşturan ülkemizin duyarlı ve yazarına sadık kadın okurları dışında romanları alıcı bulamıyor olabilir.

Bu yazımı Panzehir Dergi’ye göndermeden önce internete göz attığımda, Eroğlu’nun “Kötü Adamın On Günü” adlı devam niteliğinde yeni bir romanının Ocak 2020’de yayınlandığını öğrendim. Gel de, sipariş verme!

Üstelik Hocamız, Gazete Duvar’a 6 Şubat 2020’de yaptığı açıklamada “İkinci Kış” adlı yeni bir romanının iki yıldır basıma hazır olduğunu ve distopik bir bilimkurgu tarzında “Varlıklar” adlı bir başka kitabın üzerinde çalışmakta olduğunu belirtmiş.

https://www.mehmeteroglu.net/zumrut-mustali-gazete-duvar-6-subat-2020/

Mehmet Eroğlu’nun sadık kadın okurlarını bu yeni tarza ilgi duyar mı çok emin değilim ama  Yazar, Z kuşağı ile  nitelikli bir köprü kurmaya hazırlanıyor gibi görünüyor.

Seminer Hocamın çalışkanlığı ve üreticiliği önünde saygıyla eğiliyorum ve kalıcı olmasını, gelecek kuşaklarca da okunmasını gönülden diliyorum.

Birsen Karaloğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.