Kahraman ve Yolculuğu

 

 

İlyada | D&R - Kültür, Sanat ve Eğlence DünyasıMitoloji, kendisine atfedilmiş entelektüel kimlik ve bilimsel vasıflar sebebiyle anlaşılmaz ve uzağımızda kalmış bir kavram gibi gözükse de aslında günlük yaşamımızda kanlı canlı bir yere sahip. Bugün hala mitler üretmeye devam ediyoruz. Nasıl mı?

Gelin bu hafta mitolojik öyküler, kahramanlar ve insan öykülerinin tarihinde küçük bir gezintiye çıkalım.

Mitolojik bir hikâyenin temel öğeleri nelerdir?

Bu sorunun son derece karmaşık ve tutarsız cevapları olabilir. Batılı yazarlar ve araştırmacılar genellikle Yunan mitolojisini, mitolojinin kökeni olarak algılamak meylindedir. Ve Yunan mitlerinin büyük kısmını kahramanlık mitleri oluşturur. Keza Hindistan başta olmak üzere Mezopotamya, Ön Asya ve Afrika bölgelerinin mitolojileri de ağırlıklı olarak Kahramanlık öyküleri ile tanınır. Mitolojiye kaynaklık eden büyük destanların çoğu bir kahramanın tanrılar ve insanların kaderini belirleyen, dinsel ve felsefik öğeler içeren epik şiirlerdir.

 

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu - Joseph Campbell | kitapyurdu.comMitoloji alanında yaptığı devrimsel çalışmaları ile tanınan Joseph Campbell, 1949 yılında yayınlanan ‘Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ kitabında mitolojinin temel kaynaklarındaki öykülerin benzerliğine dikkatimizi çeker. Ve ‘Monomit’ kuramını ortaya atar. Bu kuramı basitçe ele almak büyük bir haksızlık olur. Yine de sadece fikir vermesi açısından şunu söyleyebilirim ki; monomit kuramı insanlığın kökeninde yer alan ortak doğrular ve ortak hassasiyetler ile ortak ata gibi ortak bir öykünün olabileceği fikrinden bahseder. Kitabın ilk basımının ön sözünde Campbell, simgelerin dilini öğrendiğimizde mitlerin ortak yönlerini kolayca görebileceğimizden dem vurur. Ve Hint Edebi eserlerinin en değerlileri kabul edilen Veda külliyatından bir alıntı yapar:  “Gerçek birdir, bilgeler ona birçok isim takmışlardır.”  

 Kahramanın Sonsuz Yolculuğu insan öykülerinin binlerce yıllık tarihinde anlatılan tüm hikâyelerin ortak bir teması olduğundan bahseder. Bir kahraman ve onun bir amacı gerçekleştirmek için çıktığı yolculuk. Kimi öyküde kahraman bu yolculuğa çıkmaya mecbur kalır. Kiminde ise sevdiği birini, bir şeyi kurtarmak için. Bazen bir arayış, bazen bir görevlendirme. Kiminde büyük bir düşman hemen öykünün başında kendini gösterir, kiminde ise en sonunda. Yolculuk sırasında insanüstü, hayal ötesi yerler, kişiler ya da varlıklarla karşılaşılır. Beklenmedik kişilerden yardım alınır.

Kahraman bir noktada kendinin en karanlık yüzü, belki en büyük korkusu ile karşılaşmak zorunda kalır. Yolculuğa devam etmekten vazgeçer. Pes eder. Ve aslında onun için büyük bir güce dönüşecek akıl hocası ile tanışır. Kendini, varlığını, kim olmak istediğini sorar kendine.

Evreni, yaşamın amacını sorgular. 

Aldığı cevaplar, dinlediği hikâyeler ile bir karara varır. Yolculuğa devam etmeyi seçer. Ya da devam etmek zorunda kalır. İmkânsız görünen, daha önce aklına gelmeyecek ya da çok korktuğu seçimler yapmak zorunda bırakılır. Kahraman illa büyük bir savaşa girişir.  Bu bir düello,  koca orduların olduğu bir meydan savaşı olabileceği gibi manevi bir yüzleşme de olabilir. Yolun çeşitli yerlerinde defaten ölümle yüzleşilir. Yardıma gelen dostların beklenmedik can acıtan ölümleri gibi. Düşmanın çok beklenen ve acılı ölümü gibi. Akıl hocasının yitip gitmesi gibi. Aynı zamanda mucize kurtuluşlara da şahit olunur.

Kiminde büyük ödül altın gümüş ganimetler, kurtarılan şehirler ya da ülkelerken kimi öykü basitçe bir diğerinin kalbini kazanmaktan ibarettir. Bazen de kahraman çok az insana bahşedilecek bir bilgi ile taçlandırır yolculuğunu. Erdem, çoğu söylencenin en büyük ödülüdür. Ve kahraman başladığı yere geri döndüğünde artık başka biri olmuştur. Hiçbir kahramanın hikâyesi tam bir dönüşüm gerçekleşmeden sona ermez.

Öykünün geçtiği coğrafya neresi olursa olsun simgelerin altında anlatılan derslerin teması evrenseldir.

Hayat, bir yolculuktur. Mucizelerle, akıl almaz değişimler ve dönüşümlerle sarmalanmış bir yolculuk. Yeterince candan yaşarsak, esas değişimin büyük kahramanlıklar ve büyük düşmanlıklar arasında kalan küçük öykülerde olduğunu fark ederiz.

Gölgesini kabul etmeyen kendini sevemez: Jung ve gölge arketipi - Uplifers

Campbell’in teorisi öylesine etkili olmuştur ki bugün hikâye oluşturmanın şablonu olarak kullanılır bu yolculuk. İzlediğimiz pek çok film, okuduğumuz pek çok roman bu şablonu kullanır.  Bu şablonu ilk keşfeden Joseph Campbell değildir elbet. Campbell, bize bu şablonu tanıtarak şunu önerir. Mitolojik ve kadim öykülerde karşımıza çıkan tüm bu benzerlikler bize ne anlatmalı? Kadim olan tek bir öykünün varyantlarını mı üretiyoruz? Yoksa gerçekten sorduğumuz soruların cevapları bu denli evrensel mi? Cevaplar için Campbell’in kahramanın sonsuz yolculuğu ile aydınlatmaya çalıştığı ‘Monomit’ kuramını etraflıca incelemek gerekiyor.

 

HİKAYE ANLATICILAR VE KAHRAMANLARI

Merak - Alberto Manguel - 9789750840340 - Kitap | petakitap.com

Yüzyıllardır öykü anlatıcıları kadim olan öykülerin temel öğelerini kullanır. Büyük ozanlar olarak adını tarihe yazdırmış Homeros, Hesiodos, Vyasa hepsi insanlık tarihine etki etmiş büyük destanlarında aynı temalara yer vermiştir. İlyada ve Odysseia destanlarının yazarı ve derleyicisi olarak kabul edilen İyonyalı ozan Homeros, Troya efsanesini yazarken aslında suyun öte yanında Ege halklarının verdiği basit bir savaşı ele almış. Bu basit savaştan insanlık için büyük dersler barındıran, ahlaki sorgulamalar içeren muazzam bir eser yaratmıştır. Büyük destanlarında Tanrıların insanların kaderini belirlediği, erkeğe atfedilen erdemlerin ön plana çıktığı hiyerarşik ve savaşçı bir dünya anlatır. Homeros’tan yaklaşık yüzyıl sonra yaşamış olan Hesiodos ise Yunan mitolojisi diye kabul ettiğimiz pek çok kişilik, ilişki ve kavramı bizlere armağan etmiştir. Yunan mitolojisini anlamak için bu iki ozanın eserleri son derece kıymetlidir.

 

 

Mahabharata : Indian Epic (Illustrated Mahabharata for Children) : Om Books: Amazon.in: BooksHesiodos’un Prometheus’u insanın tanrılar ile ilişkileri, tanrıların kendi öncülleri olan titanlar ile ilişkileri ve insanın bu olağandışı dünyada ki yeri hakkında Yunan felsefesini kökten etkileyecek düşünceleri içerir. Homeros’ta savaşçılık ve kendini ifade etmek en büyük erdemler kabul edilirken Heisodos insan bilgisi ile tanrısal bilginin ayrımının yapılması, evrenin temel maddesinin ezeli ve edebi olduğu gibi fikirler ile felsefeye yepyeni bir bakış açısı getirmiştir. Dünya edebiyatının en büyük destanlarından kabul edilen Mahabharata destanının yazarı ve Veda’ların derleyicisi kabul edilen Vyasa ise aslen bir derleyici ya da aktarıcı olarak kabul edilir.   “Mahabharata” destanı ve bu destanın içindeki Bhishmaparvan (25-42) bölümünde geçen “Tanrısal Şarkı” yani “Bhagavad Gita” bölümü Hindu inancının en önemli eserlerinden kabul edilmektedir. Tanrı Krişna ve savaşçı Arcuna arasında geçen konuşmaları konu alan bu epik destan pek çok esere öncül olmuştur.

Burada “Derleyici” atfına dikkat çekmek isterim. Çoğunlukla bu büyük destanların yazarları halk öykülerindeki temalar ya da kabul görmüş kahramanları o gün yaşanan koşulları da içine katarak derlerler. Misal, Mahabharata destanı içindeki “Bhagavad Gita” bölümünün esere sonradan eklendiği ve yazarının belli olmadığı bilinmektedir.

 

Göbekli Tepe gibi yeni keşfettiğimiz arkeolojik kalıntılar, günümüz teknolojisi ile daha detaylı inceleyebildiğimiz çeşitli yazıtlar bize gösteriyor ki, Vyasa, Homeros ve Hesiodos gibi yazarlar aslında sözlü gelenek ile yüzlerce yıl yaşamış hikâyelerin derlemeleri ile eserlerinin evrensel temasını işlemişlerdir.

Özellikle Hindoloji ve Mısır Bilimine emek veren bilim insanları hikâye anlatıcıların ve derleyicilerin kimi eserlerde birbirinden çok uzak zaman dilimlerine denk düşen olayları sanki aynı zaman diliminde yaşanmış gibi atfettiğini düşündüklerine vurgu yaparlar. Bu eserlerin çoğu yazıldıkları dönemin yöneticilerinin isteği ile yazılmıştır. Ve toplumun o zaman ki inançları ve yönetilme biçimine ışık tuttukları gibi toplumun düşünce yapısına da etkilerde bulunurlar.

Yine Mahabharata destanından örnek verebiliriz. Bu eser aslen Vedik dönem eseri olarak kabul edilmektedir. Daha sonraki dönemlerde Hindu inancının egemen olduğu dönemlerde esere Hindu ögeler eklendiği görülmüştür.

Nihayetinde mitolojik hikâyelerde bize anlatılan kahramanların yolculukları kimi kadim olaylar ile yazarın yaşadığı zamanın gerekleri ve egosunun uzantılarını da içerir.

 

Tam da bu noktada Joseph Campbell, tüm bunlara rağmen kim yazarsa ve nerede duyulursa duyulsun birbiri ile aynı kahramanlık öykülerini anlatan bu mitolojik eserlerin insanda bir huşu ve birlik duygusu uyandırdığından bahseder. Hepimiz hata yapabilen, merhamet gösterebilen, gerektiğinde geri çekilebilen ya da canı uğruna zayıf olanı kurtarmak için ortaya atılan bir kahramanın öyküsünden hoşlanırız. İyi olan kazansın isteriz. Belki de bakılması gereken yer neden bir öykü anlatma ihtiyacı içinde olduğumuzdur?

GÜNÜMÜZ KAHRAMANLARI VE YENİ MİTOLOJİNİN GİZLİ YARATICILARI

Bilmeden Bildiğimiz Mitler: Türk Hollywood'u | Kampüste Ne Var

Bugünün kahramanları karşımıza destanlarda ya da epik şiirlerde çıkmıyor. Onların yolculuğunun yazarları ‘’Bu destanı ben yazdım“ diye ortalarda gezinmiyor. Hatta eserlerini sahiplenmiyor bile. Misal Trump ya da Elon Musk hakkında basında çıkan haberlerde varlıklı ebeveynlerinden aldıkları destekler yerine zor geçirilmiş gençlik yılları, çalışarak elde edilmiş küçük varlıklar ön planda tutuluyor. Ortaya attıkları gerçek dışı fikirler para piyasalarını etkiliyor. Onlara giydirilen mitolojik ve tanrısal vasıflar sebebiyle insanlar tarafından kutsal kabul edildikleri, birer kahramana sonra da birer tanrıya dönüştükleri dönemler görüyoruz.

Büyük bir Hollywood yıldızı ne hikmetse hep doğru zamanda doğru yerde olmayı başarıyor. Annesi babası yapımcı olan bir oyuncunun, gençliğinde nasıl da zor şartlarda garsonluk yaptığı anlatılıyor. İkinci sayfa haberlerine düştüyse toplumun gözünde kurtuluşu için epik bir öykü yazılıyor. Ve kahraman bu rolü sanki kendi gerçeğiymiş gibi kabullenip rolünün hakkını veriyor. Çoğu, adını bilmediğimiz danışmanlar, menajerler, özel seçilmiş uzmanlar tarafından günümüz dünyasında neler olup bittiği ya da kimlerin kahraman olduğu ile ilgili destansı anlatımlar her gün ekranlarımıza düşüyor.

“Kahramanın Yolculuğu” günümüz dünyasında kimi zaman insan zihnini gerçek sorunlarından uzaklaştırmak için kullanılıyor desem çok abartmış olmam herhalde. 

Bunun en güzel örnekleri gerçek sorunların mitolojik vasıflarla süslenip etkilerinin azaltılmaya çalışması olabilir. Enflasyon ve trafik canavarı bizim kültürümüze en çok işlemiş mitolojik betimlemeler olarak kabul edebiliriz. Önlem alsak önüne geçebileceğimiz ekolojik sorunlarımızı felaket senaryoları olarak anlatmak. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yok saymak için gerçekçi olmayan kadın kahraman öykülerinden dem vurarak toplumun hassasiyetini savuşturmak. Homofobik, toksik maskülen davranışları benimsemiş bir kadın kahramanı ‘kadınlığına’ vurgu yaparak yüceltmek.

MİTOLOJİ POLİTİKTİR

Çoğu insan mitolojinin politik yönünden ziyade dini ve felsefi yönünü öncül kabul eder. İlkel mitoloji ve yaradılış mitlerinin nasıl politik bir yönü olabileceğinden dem vurur. Bence nasıl insanı ilgilendiren her konu politikse, mitolojik öyküler de aynı şekilde politiktir. Belki de şöyle ifade etmem daha isabetli olur. Medeniyet kavramı, ortaya çıkışı, uygulaması ve yaşanışı pek çok şey olduğu kadar politiktir de.  Ankara Üniversitesi Hindoloji Anabilim Dalı’nda öğrenciyken Hintli misafir profesörlerimizden biri asıl alanı Siyasal Bilimler olan Sayın Vinod Tiwari bize Buddha olarak bildiğimiz Gautama’nın hikâyesini anlatırken şöyle demişti;

“Gautama yaşadığı şartlara, halkın yönetilme biçimine isyan etmiş bir anarşisttir desek çok mu uzağa düşmüş oluruz. Buddha’yı giydiği ruhsal ve tanrısal giysilerden arındırsak, elimizde yaşadığı toplumdaki eşitsizliğe isyan eden genç ve ayrıcalıklı bir adamın maceralarından başka ne kalır?”

Kahramanlık destanlarına günümüz penceresinden ve üstlerine giydirilmiş tanrısal vasıflar çerçevesinde değil de kendi yaşandıkları ve anlatıldıkları dönemin gerçekleri içinden baktığımızda elimizde ne kalır? Bu ortak temanın kökünde yatan, kahramanın bir yolculuğa çıkmasına sebep olan ana fikir nedir? Değişim ve dönüşüme duyduğumuz derin ihtiyaç mı? Büyüme, serpilme ve gelişme dönemlerinde ihtiyaç duyduğumuz bilgelik mi?

İnsanın anlattığı öyküler elbet kahramanlık hikâyeleri ile sınırlı değil. Kahramanın sonsuz yolculuğu yerleşik ve gelişmeye yüz tutmuş insanın hikâyesi.

 

Peki, daha ilkel öykülerimiz? 

Onlar bir sonraki yazıda. Bu arada meraklısına coşkuyla anımsatmak isterim. Rig Veda ve Ramayana başta olmak üzere büyük Hint destanlarını Sanskrit dilinden Türkçe ’ye kazandıran sevgili öğretmenim, Ankara Üniversitesi Hindoloji Anabilim Dalı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Korhan Kaya’nın eserleri sayesinde en az dil kaybıyla bu eserleri okuyabiliyoruz.

Bu vesileyle yazıda bahsi geçen eserlerin Türkçe ‘ye kazandırılmasını sağlayan herkese büyük teşekkürlerimi ve minnetimi bir kez daha belirtmek isterim.

 

Elisabet Kafadar

 

 

Kaynakça

 

Hayvanların Ne kadar Zeki Olduğu Anlayacak Kadar Zeki Miyiz? – Frans De Waal

Dünya Mitolojisi – Donna Rosenberg

Hint Mitoloji Sözlüğü – Korhan Kaya

Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın – Fatmagül Berktay

Doğu Mitolojisi – Joseph Campbell

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu – Joseph Campbell

 

3 thoughts on “Lili’nin Sesi-Kahraman ve Yolculuğu/ / Elisabet Kafadar

  1. Sedef Ergürbüz dedi ki:

    Farklı bakış açılarını da barındıran, öğretici ve çok faydalı bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık. Devam yazılarını sabırsızlıkla bekliyoruz…

  2. Özlem Y. Uçak dedi ki:

    Öğretici, merak uyandırıcı ve emek verilmiş bu çalışma için tebrik ederim. Çok okunması temennim.

  3. Evrim Akbaş dedi ki:

    Çok güzeelllllll

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir