Doğru ve Güzel Türkçe Konuşmaya Ömrünü Adayan Jülide Gülizar’a Saygıyla

 

Türkçenin yılmaz savunucusu Ankara Radyosunun ve TRT televizyonunun unutulmaz haber sunucusu sevgili Jülide Gülizar Hanımefendiyi rahmetle ve saygıyla anarak söze başlamak istiyorum.

Güzel Türkçesi ve tok sesi hala kulaklarımızda yankılanan, çok çalışkan, çok üretken bu değerli Hanımefendi tüm yaşamını Türkçenin doğru ve güzel kullanımı için adamıştı.

Sunucu ve eğitmen olarak Türk dilinin doğru, iyi, güzel kullanılması için gösterdiği çabayı ve yoğun emeğini Türkçeyi seven herkes anımsamaktadır. Mikrofon başındaki Jülide Gülizar,  dinleyicisine, seyircisine karşı mesleki sorumluluk taşıdığını bilirdi. O işini çok ciddiye alan özel bir insandı. Anadiline karşı büyük bir sorumluluk taşıdığının farkındaydı.

Tür Kadınlar Birliği tarafından hazırlanan “Cumhuriyet Değer Katan 23 Kadın” listesinde Jülide Gülizar’ın da adı vardı.  Cumhuriyete gönül vermişi, demokrasiye inanmış Atatürkçü çizgiden ayrılmamış olan Jülide Gülizar Çağdaş Gazeteciler Derneği’nde uzun yıllar yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmıştı.

Anadilimizi doğru ve güzel konuşabilmek için edebiyatın çok önemli olduğuna inanmakla birlikte, doğru telaffuzu, tonlamayı radyo ve televizyonun usta sunucularını dinleyerek de öğrenmenin mümkün olduğunu düşünüyorum.  İşte Jülide Gülizar çok az sayıdaki bu ustalardan biri, hatta en önde geleniydi. Yaptığı programlar, söyleşiler, meslekteki ustalığın ve dili iyi kullanmanın ne demek olduğunu gösteren başarılı örneklerdi.

Bir bahar vakti Adana’da doğan Jülide Gülizar, seksen iki yıl sonra bir başka bahar başlangıcında 14 Mart 2011’de Ankara’da aramızdan ayrılmıştır. Dolu dolu geçen meslek yaşamında pek çok ilke imza atmıştır.  Türkiye radyo ve televizyonlarında bir kadın sunucu olarak ‘açık havada ilk haber okuma’, ‘ilk naklen yayın’ ve ‘ilk röportaj’ gibi yeni başlangıçları gerçekleştirmiş olan bu değerli kadın on yıldan buyana Yenimahalle ilçemizdeki Karşıyaka mezarlığında sonsuz uykusundadır. Jülide Gülizar’ı kaybettiğimizde güzel Türkçemiz de bir anlamda öksüz kalmıştır.

Jülide Gülizar tüm ömrünü Türkçe’nin düzgün kullanım için adamıştır. Türkçeyi korumak, doğru ve düzgün konuşulmasını sağlamak, dil yanlışlarını düzeltmek onun için bitmeyen bir tutku olmuştur. Güzel Türkçe konuşulması için son nefesine kadar mücadele etmiş, dili bozanlara karşı çıkmış,  Türkçenin yanlış kullanılmasında ısrar edenlere adeta savaş açmıştır.

Bu mücadeleyi tek başına başaramayacağını bildiği için meslek yaşamı boyunca çok sayıda öğrenci yetiştirmiş, her ortamda, her düzeyde verdiği eğitimlerle gençlerin düzgün Türkçe konuşmaları için uğraşmış, anadile sahip çıkmanın bilincini genç kuşaklara aktarmaya çalışmıştır.

Jülide Gülizar bir ömür yanlışsız konuşmayı başarmış, hem meslektaşlarına hem de topluma örnek olmuştur.

Bizler Jülide Gülizar’ı Türkçeyi iyi kullanmak için gösterdiği özen ile tanıdık ve sevdik.

O doğru ve güzel konuşma ustası olarak toplumun her kesimi tarafından benimsenmiş ve saygı görmüştü. Gülizar dilin kullanımı alanında yeri doldurulamayan bir “marka” olmuştur.

Dil konusunu hayatta “evet dediği tek ırkçılık” olarak niteleyen Gülizar, yabancı dile karşı olmadığını, ancak başka dilleri öğrenirken anadilimizi unutmamamız gerektiğini sık sık vurgulardı. Türkçeyi çok güzel kullanmasının yanı sıra Türk dilinin yabancı dillerin etkisinde kalmaması için çaba gösterirdi, emekli olduktan sonra da Türkçenin doğru kullanılması yolundaki mücadelesine aralıksız devam etti. Bu konuda dersler verdi, kitaplar yazdı.

Jülide Hanım inandığı ve doğru bildiği konularda sonuna kadar direnen, asla vazgeçmeyen, yenilgi kabul etmeyen bir insandı. İlişkilerinde hep mesafeliydi. İnsanlarla yüz göz olmaz, ciddiyetini korur, çevresine son derece saygılı davranır, kendisine de saygılı davranılmasını beklerdi. İş yaşamında disiplinli ve sert olduğu,  geçinilmesi kolay biri olmadığı söylenirdi.  İşini kendi bildiği gibi yapmak, hakkını yedirmemek için hırçınlık yapmaktan kaçınmadığını duyardık. Diğer yandan, kişisel ilişkilerinde hiçbir zaman zor biri olmadı.  Sert ve mesafeli duruşu sadece işiyle ilgili konularda geçerliydi.

 

1974 yılında, CHP ve Milli Selamet Partisi koalisyon hükümeti ülkeyi yönetiyordu. İsmail Cem TRT Genel Müdürü olmuştu. Koalisyon ortağının ısrarı ile kadın spikerlerin sadece radyoda haber sunmasına karar verilince, Jülide Gülizar bu karara çok sert tepki göstermiş ve artık radyoda da haber okumayacağını belirtmişti.  Sonuçlarına katlanacağını söyleyerek kararında direnmiş ve on beş gün mazeretsiz olarak işe gitmemişti.

Direniş günlerinde dönemin Başbakan Ecevit’e bu karara neden karşı çıktığını anlatırken öfkesinden kıpkırmızı olmuş. Rahmetli Ecevit, Jülide Hanıma çok saygılı davranmış ve  ‘Jülide Hanım sizin değil, benim kızarmam gerekir. Çünkü ayıp bizim ayıbımız’ demiştir.

Başbakanın bu sözlerine rağmen durum değişmemişti.  O tempolu günlerde konuya ilgi gösteren gazete haberleri, köşe yazıları, karikatürler, kadın dernekleri derken, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk devreye girmişti.

Gülizar’ın direnişinin 15. gününde dönemin Cumhurbaşkanı Korutürk Jülide Hanımı  Köşk’e çağırmış. Jülide Hanım Korutürk’e TRT’de olan biteni anlatmış.

SolHafıza ar Twitter: “19 Eylül 1976: Milliyetçi Cephe hükümetinin kurulmasının ardından TRT haber spikerliği görevinden alınan Jülide Gülizar:"11 ay önce haber verilmeden ve hiç bir gerekçe gösterilmeden ekrandan alındım"… https://t.co/nXcRETYWzf”

Bu görüşmeden sonra kadın sunucuların televizyonda haber okuma yasağı önce sulandırılmış, ardından da tamamen kaldırılmıştır.

Jülide Hanımın kişisel sohbet ortamlarında anlatacak o kadar çok ilginç anısı vardı ki..

Muazzam bir belleğe sahipti. Yaşadıklarını masal kıvamında tatlı tatlı anlatırdı. Bu sohbetlerde kendini övmez, olan biteni tüm gerçekliğiyle ve samimiyetle, olumsuz yönleri de saklamadan aktarırdı. Konuşmasını dinlemeye doyamazdım.

Jülide Hanımı yakından tanımış ve birlikte çalışma şansı bulmuştum.

 

1989 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi çatısı altında buluşmuştuk.  Dönemin Belediye Başkanı Karayalçın’ın önerisi ve daveti üzerine sevgili Jülide Gülizar Radyo Anki’yi kurma görevini üstlenmişti. Unutulmaz günlerdi.

Bugün hala küçük kasaba ve beldelerde mutlaka karşılaşmış olduğunuz “sesli duyuru” uygulaması o dönemde yoğun olarak kullanılırdı. Bugün çok gelişmiş olan internet, cep telefonu sosyal medya gibi iletişim kanallarının hiç biri o vakitler yoktu. Hatta henüz hayal bile edilmemişti. Belediye yönetimleri yasal zorunluluk nedeniyle ilan etmeleri gereken bir açıklamayı, önem verdikleri bir toplantının tarih ve saatini,  halka ilan etmeleri gereken önemli bir bilgiyi o il ve ya ilçenin meydanına ve çarşısında kurulmuş olan ses yükselticiler ile yani bildiğiniz anons sistemi sayesinde halka duyururlardı.

Şehirlerimiz büyüyüp, kalabalıklaşınca, kentlerimizin birden fazla meydanı ve çarşı olunca, bu anons sitemleri de doğal olarak işe yaramaz hale geldi.  Ankara da zaman içinde çok büyümüştü ama bu eski ses sistemlerinden biri o tarihlerde halen Gençlik Parkında kuruluydu.

İşte, o 1989 baharında acele ile yayına başlayan Anki Radyo yayın hayatının ilk günlerinde sesini Başkent halkına Gençlik Parkında var olan ses sitemi sayesinde duyurabilmişti. Allahtan bahar ve yaz aylarında Gençlik Parkı kalabalıktı. Sevgili Jülide Gülizar ile öğrencilerinin Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi toplantılarından yaptıkları naklen yayın sayesinde Ankaralılar Belediye Meclisindeki tartışmalardan anında haberdar olabiliyordu.

Bu yayının yapılması belediyede görevli bir elektrik teknisyenin parlak fikri sayesinde mümkün olabilmişti. Gazi Osman Paşa’da bir binada kurulmuş olan Radyo Anki’nin sesi, trafik ışıkları sisteminin altyapısını kullanarak Gençlik Parkına kadar ulaşabiliyordu.

Ömür boyu teknik gelişmeleri ve teknolojiyi kavramakta güçlük çekmiş, sadece kullanıcı olarak yararlanmış bir kişi olarak, bu yayın başarısından çok etkilenmiştim.

Jülide Gülizar, Ankara Radyosunda başlayan sonra da ülkemizin ilk televizyonunda devam eden yaklaşık otuz yıllık çok başarılı haber spikerliği ve program sunuculuğu kariyerinin insanı sarhoş eden cazibesine kapılmamıştı. Çok çalışkan ve üretken bir insan olarak Ankara halkına seslenecek Radyo Anki’nin kuruluş çalışmalarında özveriyle görev yapmış, Başkentlilere parklardaki ses sistemi aracılığıyla kentin yerel gündemini ulaştırma işinden asla gocunmamıştı. Tam tersine Ankara halkı için bu yayını yapmayı çok önemsemiş, radyo Anki’nin geleceğini omuzlayacak genç kadroları muhabir, sunucu, haber spikeri ve programcı olarak yetiştirebilmek için kollarını sıvamıştı.

Jülide Gülizar - Biyografya

Kısa bir süre sonra yasal süreçler tamamlanmış, Radyo Anki kendi yayın frekansına sahip olmuş, Ankara içinde her köşeden duyulur ve arabalarda bile dinlenir olmuştu.

Jülide Hanımla tanışmadan çok önce de kendisine hayrandım.  Ben Jülide Gülizar’ı televizyon ekranından tanıyıp, sevmiştim.

1977-79 yılları arasında Jülide Gülizar’ın televizyonda yayınlanan Bir Konu Bir Konuk programı çok ses getirmişti. Bu programda toplumun önde gelen isimleri, toplumu çok ilgilendiren konularda görüşlerini paylaşırdı. Jülide Gülizar iki yıl içinde tam 102 adet “Bir Konu Bir Konuk” programı yapmış ve bu programlarda 98 farklı konuk ağırlamıştı.

Ankaralı bir öğrenci olarak Çağdaş Sahne’de düzenlenen söyleşi programlarını kaçırmazdım. İşte o söyleşilerde hayranlıkla, adeta tarihe tanıklık edercesine tutkuyla dinlediğimiz dönemin efsane Belediye Başkanı Vedat Dalokay’ı henüz tek kanal üzerinde yayın yapan TRT televizyonunun siyah beyaz ekranında Jülide Gülizar tarafından sunulan “Bir Konu Bir Konuk” programında iki kez izlediğimi hatırlıyorum.

Vedat Dalokay, başkent Ankara için yapmak istediği projelere kaynak bulabilmek için Jülide Gülizar’ın “Bir Konu Bir Konuk” programına çıkmış, Ankaralılara kentin gelişmesi ve güzelleşmesi için neler yapmak istediğini,  hayallerini anlatmış, Belediye bütçesinin yetersizliğinden söz etmiş ve merkezi yönetimden, yani dönemin hükümetinden tatlı tatlı şikayet etmişti.

Bir Konu Bir konuk programında Jülide Gülizar’ın karşısına çıkan dönemin önemli kişileri arasında bugün hala hatırladığım bir diğer isim ise Prof. Dr. Mehmet Haberal Hocamızdı.

Jülide Hanım kıymetli insan Haberal Hocayı programına sık aralıklarla davet etmiş, art arda en az üç kere konuk etmişti. Mehmet Haberal o dönemde Hacettepe Üniversitesinde genç bir öğretim üyesiydi ve organ nakli konusunda çalışıyordu. 1975 Kasım ayında Türkiye’de ilk kez, canlı bir vericiden böbrek naklini gerçekleştirmişti. 1978 yılında da Türkiye’de ilk kez kadavradan böbrek naklini gerçekleştirmişti. Organ Nakli Vakfı henüz kurmamıştı. Haberal Hoca toplumda organ nakli konusunda farkındalık yaratmak, kamuoyunu bilgilendirmek ve bilinçlendirmek için özel olarak uğraşıyordu.

Sevgili Jülide Gülizar da mesleğine tutkuyla bağlı bir insan olarak, televizyonun kamuoyu üzerindeki etkisinin farkındaydı. Organ nakli gibi ülkemizde çok yeni olan bir konuda önceden dersini gayet iyi çalışarak, Haberal Hocayı programlarında konuk ediyor, henüz pek duyulmamış bu konuyu kalabalık kitlelerin biraz olsun öğrenebilmesi için halkın anlayabileceği sadelikte sorular soruyor, Mehmet Haberal Hoca’nın bilimsel dil dışında izleyicilerin anlayabileceği düzeyde temel bilgileri vermesini sağlıyordu.

Biraz önce de anlattığım gibi, Jülide Hanımla Ankara Büyükşehir Belediyesinde aynı dönemde çalışmıştık. 1989-1993 yılları arasında farklı birimlerde çalışmamıza rağmen tanıştıktan kısa bir süre sonra dost olmuştuk. Jülide Hanım o dönemde Celadet Çandar Beyefendi ile evliydi. Celadet Bey ömür botu tanıdığım, en çalışkan,, en sevimli, en becerikli ve en cömert insanlardan biriydi. Karısına adeta tapardı. Jülide Hanıma aşıktı. Onun başarılarıyla gurur duyardı. O dönemde Celadet Bey, yaşını başını almış, emekli bir insandı. Ama hiç boş durmazdı. Sevgili eşinin yardımcısı, özel asistanıydı.  Eski vosvos arabası ile Jülide Hanımı işine ve sosyal toplantılarına ve özel randevularına taşır dururdu. Gönüllü olarak şoförlüğünü yapar, yanından hiç ayılmazdı. Jülide Hanımın çalıştığı her işte, görev aldığı projelerde Caladet Bey’i de hemen yanı başında görmek mümkündü. O becerikli ve deneyimli elleriyle pek çok işe yardım eder, sorun çözer ve asla karşılık beklemezdi.

Bir söyleşisinde de ifade etmiş olduğu gibi, Jülide Hanım insanların yalnız yaşayamayacağına, yalnız yaşamamaları gerektiğine inanırdı. Jülide Hanım ve Celadet Bey her yerde, her ortamda el eleydiler, Onları yalnız görmek olanaksızdı. 1990’arın ortalarında bir yaz günü Dikili Kültür Festivalinde tesadüfen karşılaşmıştık. Jülide Hanım 3-4 gün sürecek olan bu kültür festivalinde bila bedel, gönüllü olarak hem sunuculuk görevini üstlenmişti. Hem de önemli bir panelin yöneticiydi. Celadet Bey her zamanki gibi yanı başındaydı ve Jülide Hanım’ın yükünü alabilmek, sevgili eşine yardımcı olabilmek için çırpınıyordu.

Bu değerli insanlarla çok sayıda anım var. Jülide Hanım Yenimahalle Belediye Başkanı rahmetli Abdurahman Oğultürk’ün 25 Aralık 1997 tarihinde Belediyedeki makam odasında gerçekleşen nikâh törenimizde eşimin tanığı olmayı kabul ederek, bizi onurlandırmıştı.

Onlar da İnsandı Jülide Gülizar

Bu tarihten iki yıl önce de, kızım Elif Ankara TED Koleji ilkokulunun 5. Sınıfında okurken, Okul Radyosu için Jülide Hanımı bir söyleşi programına davet ettiğimizde, hiç tereddüt etmemiş, “ilkokul radyosunda ne işim var” diye bir saniye bile düşünmeden hemen kabul emiş, çocuklarla harika bir ki saat paylaşmıştı. Anons sisteminden tüm okula canlı yayınla dinlettiğimiz bu söyleşi nedeniyle o sabah okulda derslere ara verilmişti. Jülide Gülizar toplumda bu denli sevilen ve saygı duyulan çok kıymetli bir dilci ve sunucuydu. TED Koleji yönetimi tüm öğrencilerin Jülide Gülizar’ın canlı  söyleşisini dinlemesini önemsemişti.

Bugünkü Çiğdem Mahallesinin ilk yapılaştığı dönemde Celadet Bey burada küçük bir arsa almış, sosyal konuttan hallice iki katlı mütevazı bir ev inşa etmişti. İnşa etmişti diyorum, çünkü bütçeleri çok sınırlıydı. Üstelik yüklenicinin azizliğine uğramışlar, evlerini yarım halde teslim almak zorunda kalmışlardı. Bir yandan içinde otururken, bir yandan da eksik kalan işleri Celadet Bey o yaşında, bir işçi tutarak bizzat yapmaya çalışırdı.

Bu konuda hiç unutmadığım özel bir öyküleri vardı. Jülide Hanım’dan sık sık bu öyküyü bir kere daha anlatmasını ister,  o şahane üslubuyla anlattığı öyküyü her dinlediğimde ağlardım.

Jülide Hanım ve Celadet Bey Oran Şehrinde kiracı olarak yaşamaktadırlar. Bir yandan da evlerinin inşaatının bir an önce bitmesini beklemektedirler. Ev sahibine evi boşaltacakları tarih hakkında kesin söz vermişlerdir. Ancak evlerinin inşaatını yapan yüklenici işi çok geciktirmiş ve ev tamamlanamamıştır.

Bir 31 Aralık günü ev sahibi kendi eşyalarının olduğu kamyonla kapılarına dayanınca, yılın son günü, Ankara’nın kara kışında acele ile bulunan kamyonla inşaatı tamamlanmamış evlerine taşınmak zorunda kalırlar.

Zor ve uzun bir gün olur. Akşam olduğunda yorgunluktan tükenmiş haldedirler. Evde elektrik yoktur. Isınma sitemi yoktur. Yerlerde zemim kaplaması yoktur.  Bir tepede, etrafında henüz hiç bir yapılaşma olmayan rüzgara açık bir alandaki bitmemiş evin içi buz gibidir. Yakınlarda değil market, küçük bir bakkal bile yoktur. Karanlıkta el yordamı ile bulabildikleri nemli battaniyelere sarınıp, perdesiz pencerelerden gelen yetersiz ışıkta bir sıcak çay bile yapamadan peynir ekmekle karınlarını doyururlar. Pencereden lapa lapa yapmaya başlayan karı seyrederek, gelmekte olan yeni yılı umutla, sevgiyle, yarımlara olan yüksek inançla karşılarlar.

Jülide Gülizar’ın ülkemize ve anadilimize yaptığı büyük hizmeti düşünürsek,  çalışkanlıkları ile örnek olan bu iki dürüst insanın orta yaşlarını sürerken bir yılbaşı gecesi yaşadıkları bu yokluğu her hatırladığımda derinden üzülürüm. Jülide Hanım da Celadet Bey de sorunları ile kimseyi meşgul etmeyi sevmez, kimseden yardım istemezlerdi. Şüphesiz o gece evlerinde konuk olabilecekleri çok sayıda arkadaşa sahiptiler. Ancak o günün acayip telaşından kimseyi arayıp yardıma çağırmayı bile düşünmemişler,  bütün işi kendi başlarına yapmışlar ve günün sonunda da geceye hazırlıksız yakalanmışlardı.

Celadet Bey ertesi sabah bir soba alır ve inşaattan artan ıslak tahtalarla ilk ateşi yakar. Evlerine elektrik bağlanana kadar bir süre piknik tüplerle, lüks lambasıyla ve taşıma suyla idare ederler ve bu zor işlerden asla gocunmazlar. Jülide Hanım’ım yer yer Celadet Bey’e de söz vererek referans vererek anlattığı bu öyküyü dinlemeye doyamazdım.

Evlerine sık sık konuk olurduk. Celadet Bey bodrum katında mantar yetiştirirdi. Mantara bayılırdım. Kahvaltıya gider, akşama kadar Celadet Bey’in ve Jülide Hanımım müthiş bir beceriyle hazırladıkları çeşitli mantar yemekleri ile bayram ederdim.  Bahçedeki salıncaklı koltuğa kurulur, bu güzel çiftin bizi ağırlamak için etrafta koşuşturmalarını izlerdim. Böyle yoğun muhabbet  olan bir evliliğim olsun isterdim.

jülide gülizar #380190 - uludağ sözlük galeri

Celadet Bey evle, bahçeyle, mantar yetiştirmekle uğraşır, Jülide Hanım alt kattaki çalışma odasında durmadan yazı yazar, yeni projeler tasarlar, yeni programlar üretirdi. Jülide Hanımın evi bir etnografya müzesi gibiydi. Ömür boyunca kedisine hediye edilmiş yerel objeler özenle saklardı. Kendisinin sevip aldığı folklorik esintili eşyalarla birlikte rengârenk bir ortam oluşmuştu. Evinin genişçe bir odasını,  sedirler, köşe yastıkları ve kırmızı halılarla Türk odası olarak döşemişti.   Bu sıcak odada bir gece artık aramızda olmayan Devlet Operamızın çok değerli solisti tenor Ömer Yılmaz’ın saz çalarak, o muhteşem sesiyle bize türküler okuması bugünmüş gibi hatırlıyorum. Sevgili Ömer Yılmaz da Jülide Gülizar gibi Ankara’mıza değer katmış çok özel bir insandı.

Biliyor musunuz ne oldu. Jülide Hanım ve Celadet Bey on yıldan fazla yaşadıkları o şirin evlerini kaybettiler. Evet kaybettiler. Meğer inşaat ruhsatını veren teknik ekip zamanında önemli bir hata yapmış, imarda çap verilmesi işleminde büyük bir yanlışlık olmuş. Zaman geçip, bölgede yerleşmeler artınca otobüsün de geçeceği geniş yollar açılması gerekince Jülide Hanımların evinin yolun tam ortasında kaldığı anlaşılmıştı.

Hayatımda çok az şeye bu kadar üzülmüşümdür. Belediyeye terk etmek zorunda kaldıkları o eve harcanan emeğe, sabra, katlanılan zorluklara kısmen de olsa tanıktım. Bir bayırın üstünde tek başına diklen mütevazı bir inşaatın bakımlı bir yuvaya,  inşaat artıkları ile dolu boş alanın ise cennetten bir köşeye benzeyen yemyeşil bir  bahçeye dönüşmesini yıldan yıla yakından izlemiştim. Jülide Hanım emeklilik döneminde çalıştığı özel işlerden kazandığı her kuruşu bu eve yatırmıştı. Evi çok seviyor, çok özeniyordu. Evinin yıkılacak olması O’nu çok üzmüştü.  Evin değerini asla karşılamayan tazminat Uğur Mumcu Caddesinde arka cephede dar uzun koridorlu bir kot daireye ancak yetmişti.

Sizleri de üzdüğümün farkındayım. İsterseniz Jülide Gülizar’dan neşeli bir öykü anlatayım.

Jülide Hanım lisede Fransızca okuduğu için TRT’de görev yaparken yabancı dilini geliştirmesi, görgü bilgi artırması için birkaç aylığına Paris’e gönderilir.  Jülide Hanım genç yalında Paris’te bir kursa yazılır, bir pansiyona yerleşir ve başlar Paris’i gezmeye. O müze senin, bu sergi benim hepsini görmek ister. Konserleri ve  tiyatroları da ekleyince  yanındaki para kısa sürede tükenir. Nasıl olsa devlet memurudur. Ay başında yeni ödeneğinin geleceğine güvenir. Ama beklenen ödenek bir türlü gelmez. Postanelerden Ankara’ya telefon etmeye çalışır, telgraf çeker ama bir sonuç alamaz. Kambiyo işlemlerindeki bir sorunu nedeniyle para transferi bir türlü sağlanamaz. Paris’te kursta tanıştığı arkadaşından aldığı borçla bir süre idare etmeye çalışır ama mümkün değildir. Artık odasında sadece peynir ekmek yiyor ve kursuna yürüyerek gidip geliyordur. Bu yürüyüşler sırasında dikkatini çeken bir butik mağaza vardır. Vitrininde el örgüsü hırkalar, kazaklar sıralanmıştır. Parasının suyunu çektiği gün daha fazla dayanamaz ve bütün cesaretini toplayarak mağazaya girer. Satış elemanına yaklaşır ve mağaza için vitrindekilerin benzeri hırka ve kazaklar örmek istediğini zar zor utana sıkıla anlatır.   Öneriyi duyan mağazanın yönetici konuyla ilgilenir. Jülide Hanım giymekte olduğu hırkayı gösterir ve kendisinin ördüğünü söyler. Çiçekli, böcekli, işlemeli güzel bir hırkadır. Mağazanın yöneticisi bir deneme yapmaya karar verir. Jülide Hanıma yeterli yün ve şiş verirler. Jülide Gülizar aldığı malzeme ile koşturarak pansiyonuna döner. Hemen o gece sabaha kadar uyumaz ve sırtındaki hırkanın bir benzerini örer. Yeni ördüğü hırkayı mağazaya teslim edince kendisine hemen ödeme yapılır ve yeni yünler verilir.

Jülide Gülizar - Biyografya

Jülide Hanım gülerek, örgüden kazandığı bu ilk para ile kendisine sıkı bir ziyafet çektiğini anlatmıştı. Kambiyo sorununun ne zaman çözüldüğünü hatırlamıyorum ama öykünün sonunu gayet net hatırlıyorum. Jülide Hanıma ördüğü hırkaların etiket fiyatının yarısı ödenmektedir. Bu bizim çulsuz kursiyerimiz için çok yüksek bir miktardır. Jülide Hanım o günden itibaren dönene kadar geceleri örgü örmüş, gündüzleri de Paris’in tadını çıkarmaya devam etmiş. Jülide Gülizar’ın ördüğü hırkalar butikten adeta kapışılıyormuş, siparişlere yetişemez olmuş.

Artan Franklarını ülkesinde de kullanamayacağı için dönmeden hemen önce kendisine yeni giysiler, ailesine ve arkadaşlarına hediyeler alarak, örgüden kazandıklarını gene Paris’te harcamış.

Bu öyküden alınacak ne kadar çok ders var.  O tarihte ülkesinde tanınan bir haber sunucusuydu ama Paris’te beş kuruşsuz kalmıştı. Örgü bilmesi, üstelik çok güzel örgü örmesi ona bambaşka bir kapı açmıştı. Bu öyküyü ilk dinlediğimden bu yana böyle zor bir durumda ekmek alacak parayı kazanacak hiç bir beceriye sahip olamadığım için hayıflanır dururum.

Jülide Gülizar demiryolcu bir baba ile ev kadını bir annenin evladıydı. Reşat Nuri Güntekin’in “Akşam Güneşi” romanındaki Jülide karakterinin adını beğenen anne ve babası ilk doğan kızlarına Jülide adını vermiş.

Jülide Gülizar, bir söyleşisinde annesinin; “çocuklarının konuşmasına çok önem verdiğini, eğitimli olmadığı halde, sürekli çocuklarının dil yanlışlarını düzelttiğin, kendisinin de çocukluktan itibaren pek konuşkan biri olduğunu, hiç susmadığını” anlatmıştı.

Babası; işinin özelliği nedeniyle sürekli yer değiştirdiğinden kızını iyi bir eğitim alması için Ankara’ya dayısının yanına gönderir. Jülide dayısının evinde yaşarken Ankara Lisesine devam eder, ardından Hukuk Fakültesi’ne girer.  Üniversite öğrencisi iken çeşitli dergilerde şiirleri yayınlanır.  Üniversite çevresindeki on beş arkadaşı ile birlikte “Bahçe” adlı aylık bir kültür edebiyat dergisi çıkarırlar.

Jülide Gülizar 1959 yılında sağda solda yayınlanmış şiirlerini toplayarak Küçük Balıklar adlı bir şiir kitabı yayınlamıştır.

Üniversite yıllarında tanıştığı bir şiir tutkunu olan şair Abdullah Rıza Ergüven’le evlenmiş, eşinin Erzurum Dumlu’daki askerliği sırasında Erzurum’a taşınmış ve lisede edebiyat öğretmeni olarak görev yapmıştı. Beş yıl süren bu evlilikten  Kemal Ceyhun Ergüven adlı bir oğlu ve buz dansında çok başarılar kazanmış bir erkek torunu bulunmaktadır.

Jülide Gülizar Hukuk Fakültesi’nden mezun olunca Avukatlık stajını yapar, kısa bir süre Sayıştay’da çalışır. Ancak aklı fikri şiirde edebiyatta, kültürdedir. Hukukçu olarak çalışmak istemez. 1956 yılında sunuculuk sınavını kazanıp Ankara Radyosu’nda haber spikeri olarak göreve başlar. Böylece elli beş yıl boyunca sunucu, haber spikeri, programcı, gazeteci, basın danışmanı, eğitmen olarak mutlulukla görev yapacağı mesleğine başlamış olur.

Radyoda göreve başladığı sıradaki duygularını soran bir gazeteciye şunları söylemişti: “Ankara ve Ankara  Radyosu bir idealdi.  Rüyada bile göremeyeceğim bir idealdi.”

Daha yirmi beş yaşında idealine kavuşan genç Jülide radyoda haber okuyan sesiyle kısa sürede gönüllerde taht kurar. 12 yıl sonra ülkemizde 1968 yılında ilk televizyon yayını başladığında Jülide Gülizar bu kez kameraların karşısındadır.  Türkiye artık radyodan duyduğu bu tok ve güven veren sesin sahibini ekranlarda görmeye başlamıştır.

Jülide Hanım yaklaşık otuz yıl çalıştığı TRT’den 1982 yılında elli üç yaşındayken emekliye ayrılınca hiç boş durmamış, sürekli çalışmıştır Aynı zamanda eğitmen olan Jülide Hanım, genç kuşaklara örnek olarak geçirdiği yaşamında, pek çok kişiyi de radyo ve televizyonlara kazandırmıştır. Emeklilik döneminde çok sayıda ajans ve yayın kuruluşunda yazar, muhabir ve eğitmen olarak görev yapmıştır.  Özel radyo ve TV kanallarında sunuculuk, program yapımcılığı yapmış, Sunucu Yetiştirme kurslarında ders vermiştir.

Bir süre Cumhuriyet gazetesinde çalışmış. Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde de dersler vermiş, Kanal B televizyonu için “Dil Yarası” ve “Bir Ankara Masalı”” programlarını hazırlamış ve sunuculuğunu üstlenmiştir. Jülide Hanım o dönemde bir yandan da kanalın haber spikerlerinin eğitimi ile ilgilenmekteydi.

Türk Hava Kurumunda basın danışmanı olarak görev yaptığı sırada 1997’de Türk Hava Kurumu’nun ev sahipliğinde ülkemizde ilk kez Antalya’da düzenlenen Dünya Hava Oyunları’nın her aşamasında görev ve sorumluluk üstlenmişti.

O dönemde sık sık görüşüyorduk.  Jülide Hanım, Türk Hava Kurumu’nun Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir emaneti olarak görüyor, Kurumun tanınması, halka bütünleşmesi için kafa yoruyor ve gençlerin sivil havacılığa yönlendirilmesini çok önemsiyordu.  Jülide Gülizar’ın çevresinde olan bizler, Gülizar’ın bu samimi heyecanından etkileniyor, bize anlattıklarını ilgiyle dinliyorduk. O günlerde Türk Hava Kurumu’nun faaliyetlerinden ayrıntılı olarak haberdardık.

Jülide Hanım kendisiyle yapılan bir söyleşide aileden gelen soyadının “Göksan” olduğunu, “Gülizar” soyadının ise kendisinin bulduğu takma bir soyadı olduğunu anlatmıştı. Üniversite yıllarında şiirler yazan ve ileride hep ünlü bir şair olmayı düşleyen Jülide, şiirleri dergilerde yayınlanmaya başlayınca evlenince soyadının değişeceğini, şiirlerinin altına hiç değişmeyecek bir isim yazması gerektiğini düşünmüş ve  “Jülide Gülizar” adını kullanmaya başlamış. Ömrü boyunca resmi işlerinde eşinin soyadını kullanmış ama toplumda her zaman Jülide Gülizar olarak tanınmıştı.

İnsanın kendine bilinçli olarak bir isim seçmesi ve bu isim altında üstün bir mesleki başarı sağlaması için çok güçlü bir irade ve olağanüstü kararlılık gerektiğini düşünüyorum.

Jülide Gülizar son yılında çalışmaları için Ankara Kalesindeki Tarihi Kınacızade Konağında Kıvırcık Usta tarafından hazırlanarak kendisine tahsis edilen özel odayı kullanıyordu. Dostları, öğrencileri ve gazeteci arkadaşları ile burada bulup, söyleşiyor, yazılarını ve programlarını bu odada hazırlıyordu. Tarihi Kınacızade Konağındaki Jülide Gülizar Gazeteciler Odası, bugün de yerel, ulusal ve yabancı gazeteciler için bir buluşma mekanı olarak kullanılmaktadır. Bu odada Jülide Gülizar’dan kalan anılar korunmakta, yazılarını yazdığı portatif daktilosu, bazı kişisel eşyaları ve fotoğrafları sergilenmektedir. Pandemiden sonra Ankara Kalesindeki Jülide Gülizar Odasını ziyaret etmek isteyenlere gönüllü rehberlik yapmaktan mutluluk duyacağım.

Türkiye'de Kadın Gazeteciler

 

Kutsal olarak kabul ettiği mesleğini hastalanıncaya kadar sürdüren Jülide Gülizar’ın yayınlanmış  on bir  kitabı çok sayıda ödülü bulunmaktadır.

Bu saygı yazısı kapsamında sadece kitaplarının adını anmakla yetiniyorum:  Bir Konu Bir Konuk, Burası Türkiye Radyoları, İyi Akşamlar Sayın Seyirciler, Haberler Bitti Şimdi Oyun Havaları, Where Are You Going Türkçe?, Yaşam, Sana Teşekkür Ederim, Ah Baba Ah! , Ben Bilmem Beyim Bilir, Onlar da İnsandı, TRT Meydan Savaşı , TR+Tv=TRT.

Jülide Gülizar başarıya ulaşmanın formülünü tek bir sözcükle açıklar, bu sözcüğü arka arkaya tekrarlayarak önemini vurgulardı. Öğrenmek, Öğrenmek, Öğrenmek.  Dolayısıyla okumak, çok okumak. Kendisi de son nefesine kadar öğrenmeye ve öğretmeye devam etti.

Panzehir Dergimizin değerli okurları Jülide Gülizar Hanımefendiyi huzurunuzda rahmetle ve şükranla anıyor, kıymetli hatırasını saygıyla selamlıyorum.

 

Birsen Karaloğlu

 

 

Not: Bu yazının bir bölümü 16 Temmuz 2021 Cuma günü saat 20.00’de Ankara Kulübü Derneği’nin Kızılcagün TV adlı YouTube kanalında yayınlanan video metninde tarafımdan seslendirilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.