Zerrin Saral

GERDA TARO

Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü*

 

 

Öykülerimizi okuyan ya da dinleyenler her şeyi bir mercek ardından görür gibidir. Bu mercek anlatının gizidir ve her öyküde geçicilikle zaman -dışılık arasında bir yerde yeniden tıraşlanır. Biz öykü anlatıcıları, Ölümün Yazmanları isek kısacık ölümlü yaşamlarımızı bu mercekleri tıraşlayarak yaşıyoruz diye böyleyizdir.” (s.34)

Bu satırlar, John Berger’ın, Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü, adlı kitabından. İspanya İç Savaşında insanlığın belleğine kazınan fotoğraflar için deklanşöre basan Gerda Taro’nun yirmi altı yıllık yaşamına baktığımda, John Berger’in bu sözleri zihnimde farklı çağrışımlara yer açıyor. Dünyanın ilk kadın fotoğraf sanatçısı Gerda Taro, kısacık yaşamında faşizme karşı insanları fotoğraf makinesiyle eksenine toplamayı başarır, üstelik İspanya İç Savaşı’nda. Fotoğraf makinesi elinde bir çeşit silah vazifesini görür. Tıpkı John Berger’ın, her öyküde geçicilikle zaman dışılık arasında yatanı, merceğin ardından gördüğümüzü ya da gizlediğimizi söylediği gibi.  Yazının oluşturduğu sözcükler, fotoğraf yazısında görüntüyle canlı bir bileşke içerir. Değişen tek şey, kişilerde uyandırdığı heyecanın etkisidir. Olgu bütünüyle ruhsal bir bütünlük taşır böylece. Gerçeği, olanı yeni baştan yaratmak, var kılmak, gözler önüne sermek. Somutlamak. Resmedilen imgeler, insanların yazıdan önce oluşturduğu bir gereksinimle ortaya çıkmıştır. John Berger bu resimlere “gerçek gibiliğe yakınlık” adını vermiştir. Zamanla gelişen insan bilinci gerçek ve gibiyi birbirinden ayırt etmeyi başarmıştır. Taro’nun ortaya koyduğu tarihe tanıklık eden o görsel imgelerin karşılık bulduğu yerde, garip bir duyumsama yaşıyor, duraksıyorum. Kendi adıma bunu söylemeliyim; bu duraksama, Gerda Taro’nun üstü kapatılmış yeteneği karşısında hissettiğim sıkıntılı duygudan kaynaklı. Aynı şekilde kendini var etmiş Martha Freud, Mata Hari, Isadora Duncan, Milena, Frida Kahlo, Jenny Marx, Camilla Claudel’ın yaşamlarına baktığımda da hissettiğim duygunun aynılığıyla… Gerda Taro’nun kısa zamanda akıllardan silinmesi, bugüne değin hakkında yazılanların yetersizliği, eksikliği, dünden eksik kaldığı gerçeğiyle evet duraksıyorum. Kadın olmanın, kadın sanatçı olmanın bir neticesi mi, diye soruyorum yedirememezlikle… Mücadelesi, cesareti kısa yaşamına sığdırdığı sanatı, sanatçı kimliği Robert Capa’nin adı geçtiğinde kadın kimliği üzerinden birkaç cümleyle geçiştirilişi. Aşk yaşanılası, aşk güzel şey tamam da Gerda Taro’nun sanatçı kimliği, donanımı, Robert Capa’nin sevgilisi olmanın çok ötesinde değil miydi? Yüksek dozlu romantizm içeren magazinsel yazıların ötesinde sanatçı kimliğinin örtüklüğü biz kadınları nedense artık şaşırtmıyor.

 

                                                    
 “Aragon’un önündeki bir tepenin zirvesindeyim, etrafım kayalık dağlarla dolu.
Düşman tarafından tutulan köyden iki kilometre uzaktayım.
Makineli tüfek sesleri geliyor, Bir ya da iki savaş uçağı uçuyor.
Silah sesleri bazen uzaktan geliyor, güneş çok yakıyor ve neredeyse hasta olmak üzereyim, çok az yiyebiliyorum ve güç bela çalışıyorum.
Yapacak bir şey yok.”

 Gerda Taro kim?

Tarihe ilk kadın savaş muhabiri ve fotoğrafçısı olarak geçen Gerda Taro kimdir?

Sınırlı kaynaklardan bir araya topladığım bilgiler ışığında neler söyleyebiliriz, bakalım istiyorum. Yazının bundan sonraki kısmı ansiklopedik bilgi niteliği taşıyor gibi görünse de Gerda Taro’yu elimden geldiğince anlatma isteği duyuyorum.

Gerda (Pohorylle) Taro, Yahudi bir aileye mensup olup 01 Ağustos 1911’de Stuttgart’ta dünyaya gelir. Okula başladığı yıllarda Birinci Dünya savaşı baş gösterir. Bu dönemde, Almanya’da savaş karşıtı düşünceler ortaya koyan Clara Zetkin, Karl Liebknecht, Rosa Luxemburg gibi öne çıkmış isimler vardır. Gerda’nın babası da savaşa karşı tutum sergileyenler arasındadır. Almanya’nın yenilgisiyle sona eren savaş sonrası ülkede açlık ve yoksulluk boy gösterirken diğer yandan Yahudi düşmanlığı hızla artar. Pek çok insan baskıdan kurtulmak için isimlerini değiştirir.

1929’da Taro’nun ailesi Leipzig’e taşınır. Taro, öğrenci gençlik hareketinin öne çıkmış isimlerinden Georg Kuritzkes, Ruth Cerf ile tanışır. Alman işçi sınıfının önderlerinden Ernst Thalmann’ın konuşmacı olarak katıldığı Leipzig mitinginin hazırlık çalışmalarında aktif rol oynar. Gerda’nın erkek kardeşi de direniş mücadelesini örgütleyenler arasındadır. Adolf Hitler 30 Ocak 1933’te başbakan olur. Yahudi ve demokratlara açıktan savaş başlatılır. Gerda Taro bu süreçte bildiri dağıtmaktan gözaltına alınır, serbest bırakıldığında artık Leipzig’de kalamaz. “Yahudiler ve komünistler düşmandır, Alman ırkı en üstün ırktır!” sloganları gelecek katliamların habercisidir. Gerda, arkadaşlarının yardımıyla Paris’e kaçar.

Liepzig’in sol çevrelerinde tanıştığı yakın arkadaşı Ruth Cerfde yanındadır. Binlerce Alman göçmene sığınak olan Paris, aynı zamanda politik ve kültürel bir merkezdir. Gerta yarım gün çocuk psikiyatrı Dr. Rene Spitz’in asistanlığını yaparken, Ruth mültecilere yardım eden bir kurumda çalışır. Fazla para kazanamazlar. 1933 ve1934 yıllarında Liepzig’den arkadaşlarının çoğunun Paris’e gelmesiyle eski çevrelerine kavuşurlar. Nobel Barış ödülü alan  Willy Brandt’de aralarındadır.

1934’te katıldığı toplantılardan birinde Macar fotoğrafçı Andre Friedmann (Robert Capa) ile tanışır. Andre, kısa zamanda Gerta’nın Liepzigliler çevresinde kabul görür. Birlikte Paris işçi eylemlerini fotoğraflamaya başlarlar.

Andre, Gerta’ya beslediği hisleri bir süre sonra ünlü fotoğrafçı Kertesz’e şöyle ifade edecektir: “Hayatımda hiç bu kadar mutlu olmamıştım! Artık Gerta’yla beni sadece kazma kürek ayırabilir.”

İkili çok para kazanmasa da birlikte çalışmak onları heyecanlandırır. Andre’nin yazdığı haberleri Gerta İngilizce, Fransızca ve Almanca’ya çevirir. Eyfel Kulesi’nin yakınlarında tek odalı bir daireye taşınırlar.

Andre Friedmann (Robert Capa), Gerta Pohorylles (GerdaTaro)

 

Andre ve Gerta çok sıkı çalışsalar da güçlükle geçinirler. Ajanslar, editörler çektikleri fotoğraflara hak ettikleri parayı vermezler. Onlar da bir plan yapar. Robert Capa adında zengin ve başarılı bir Amerikan fotoğrafçı yaratmaya karar verirler. Andre fotoğraf çekecek, Gerta da bunları Robert Capa adlı sanatçının eserleri olduğunu söyleyerek editörlere pazarlayacaktır.  Böylece Andre, “Robert Capa”; Gerta Pohorylles, “Gerda Taro” olur. Gerda, yeni adını Paris’te yaşayan genç Japon ressam Taro Okamoto’dan esinlenerek seçmiştir.

 

(Gerda ve Capa, Cafe Du Dome’un terasında) Paris, 1935 Gerda Taro ve Robert Capa

 

Foto: Gerda Taro

1936’da İspanya’da İç Savaş hız kazanırken, Robert Capa ve Gerda Taro İspanya’nın yolunu tutar. Fotoğraflarıyla Cumhuriyetçiler için,  Franco aleyhine çalışırlar. Barcelona’dan resmi bir basın arabası temin ederek Aragon Cephesine geçerler. Bir hafta sonra Aragon cephesinden ayrılarak tehlikede olan Madrid’e yönelirler. İsyancı uçakları bombardımana başlamıştır. İspanyol gazetesi La Voz muhabiri onları cephede bulur ve şöyle yazar: “İki genç insan, neredeyse çocuklar, ellerinde makineleri. Hiç korku duymadan pike yapan savaş uçaklarını izliyorlar.” Gazete daha sonra fotoğrafların çoğunu normal ve özel sayı başlıklarıyla yayımlar.

      “Tek silahları fotoğraf makineleri olan iki fotoğrafçı gelmişti. Adamın adı Robert Capa, kadının adı Gerda Taro’ydu. Gözleri tehlikeyi sevmenin ışıltısıyla ve ölümsüzlük hissiyle parlıyordu. Dinamik, cesur. Robert Capa ya da daha çok bilinen haliyle sadece Capa ne de Gerda 25 yaşından fazlaydı.”

Fotoğrafların bir kısmı Regards, IllustratedLondon News ve Berlin Illustrierte gibi dergilerde yer bulur.  Gerda Taro ile Robert Capa savaş muhabirleri olarak cepheden cepheye koşarak defalarca ölümle burun buruna gelirler. Taro ve Capa neredeyse aynı motifleri çekiyorlardır. Daha çok savaş mağdurlarını, çiftçileri, silahlı kadınları, çocukları, yaşlıları… Bir takım olmuşlardır. Taro’nun birçok fotoğrafı Capa’nın imzasıyla yayımlanır. Gerda’nın çektiği fotoğraflarda adından söz edilmez.

 

Foto: Gerda Taro, Üç Cumhuriyetçi Kadın Asker, Barcelona, Ağustos, 1936

17 Kasım gecesi hava baskınları Madrid’i cehenneme çevirir. Yüzlerce insan ölür. Capa Paris’te, Gerda Madrid’de kalmıştır. Mültecilerin görüntülerine yoğunlaşır. Gerda’nın günlük tuttuğu kırmızı bir defteri vardır. Deneyimli bir savaş fotoğrafçısına dönüştüğü tarihlerde defterine şöyle yazar: “Olayları güvenli bir yerden izlemek beni tatmin etmiyor. Savaşları bir askerin yaşadığı gibi yaşamayı tercih ediyorum. Durumu kavramanın tek yolu bu.”

Askerler, savaşı yirmi beş yaşında fotoğraflayan Gerda Taro’ya zayıflığı, sarışınlığı ve çevikliği nedeniyle pequeñarubia (küçük sarışın) adını takarlar. Gerda Taro, özellikle sahadaki kadın savaşçılar üzerine yoğunlaşmıştır.

.

Foto: Gerda Taro Barcelona, Spain. August 1936,
  Cumhuriyetçi kadın asker eğitimde.

                                              

Gerda, çalışmalarıyla tanınıp daha fazla mesleki bağımsızlık istedikçe Capa’yla birbirlerinden ayrı geçirdikleri zamanlar artmaya başlar. Gerda’nın fotoğrafları Capa’nın adıyla yayınlanmaya devam eder. Gerda’nın hem buna hem de Capa Madrid’e kuşatmayı izlemeye giderken kendisinin Paris’te kalmasına içerlemiştir. İlişkileri çok geçmeden Capa’nın istemediği bir şekilde ilk tanıştıkları zamankine benzer bir arkadaşlığa dönüşür. Ortaklıkları devam eder. Bir yandan Capa artık ünlenmiş, herkes tarafından tanınıyordur.

 

 

Capa ve Gerda “March Of Time” adlı belgesel üzerinde çalışıyorlardır. Taro’nun fotoğraflar için sipere koşması, birliğin siyasi komiseri Alfred Kantorowicz’in günlüğünde şöyle yer alır: “ Hiçbir şeye aldırmadan makinesini omzuna attı ve güpegündüz 180m. İlerideki sipere koştu. Peşinden birkaç yürekli kişi daha koşmuştu. Siesta zamanı olduğundan faşistler uyuyor olmalıydılar. Her şey yolunda gitti. Gerda Taro, siperin tümünü ve ikinci bölüğün askerlerini görüntüledi. Askerler onu geri hatların güvenliğine dönmek için akşamı beklemeye zor ikna etti.”

Gerda Taro, Nazi Almanya’sının Franco rejimini desteklemek için gönderdiği birliklere (Legion Condor) karşı direniş cephesinde bulunduğu sırada, panzerin altında kalır, yaralı olarak kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtulamaz. (25 Temmuz 1937)

Gerda’nın fotoğraflarının yer aldığı Vu’nun Özel sayısı,  29 Ağustos 1936

Ölümünden kısa bir süre önce şu sözleri söyler: “Bu savaşta ölen insan sayısını düşündüğümde öyle ya da böyle hâlâ hayatta kalmak adil gelmiyor.”

Arkadaşları Gerda’nın doğum günü olan 1 Ağustos’ta Paris’te büyük bir tören düzenler. Cesaretin ve sevginin sembolü olan fotoğrafçının cenaze törenine binlerce insan katılır. Pablo Neruda ve Louis Aragon kısa konuşmalar yaparlar.

Taro hakkında kültür bilimci Irme Schaber, yirmi yıldır Taro’nun kim olduğu konusunda çalışmalar yapıyor. Taro’nun çağdaşlarına binlerce mektup yazmış, İngiltere, İspanya, ABD’ye yolculuklar yaparak yüzlerce insanla konuşmuş, Taro’nun yaşamına ilişkin de 1994’te bir de kitap yayımlamıştır. (Gerda Taro, Foto Muhabiri, Jonas Verlag)

Taro’nun ardından Capa fotoğraf çekmeyi sürdürür, 1954 yılında  Fransız işgalindeki Vietnam’ı görüntülerken, bir kara mayınına basarak yaşamını yitirir.

Irme Schaber, yaptığı çalışmalarda Gerda Taro’nun kolayca unutulmasını şöyle açıklar: “Kadındı, Yahudiydi, Komünistti!” Schaber’e göre birinin tarihten silinmesi için bunlar yeterli nedenlerdi. Schaber’in araştırmasıyla Taro tekrar gündeme geldi. 2007 yılında fotoğrafları International Center of Photography’de sergilendi. Ölümünün ardından açılan bavuldan, Capa, fotoğrafçı David Seymour ile Taro’nun İspanya İç Savaşı’nda çektikleri 4 bin 500 negatif çıkar. Bunların içinde bilinen fotoğrafların negatifleri vardı, bunların bir kısmı Capa’nın olduğu sanılan ama aslında  Taro’nun çektiği fotoğraflardır.

 

Gerda’nın fotoğraflarının yer aldığı Vu’nun Özel sayısı29 Ağustos 1936

 

Yazımı yine John Berger’in sözleriyle noktalamak istiyorum.

     “Yaratılış öyküsü varlığa kavuşan “görülebilir”in gizemini anlatır. Bu gizem doğal güzellik denen evrensel ifadede birikir ve tekrarlanır. Hangi sınıflandırma kullanılırsa kullanılsın, böyle bir güzellik bir “vücut bulma” olarak nitelendirilir. İnsanı kendinden söz ettirmeye çağırır.” (s.30)

Bir nota, bir kitap, belki bir resim ya da bir sahne. Belki ama çok daha derinlerde, yani gölgede…

 

Not: Bu yazı, “Anne, Gerda Taro’yu yazmayacak mısın,  diye mesajlar atan Begüm’e…

 

 

Kaynaklar:
  • Berger, John, Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü, Metis Yayınları, İstanbul, 2007
  • Berger, John, O Ana Adanmış, Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen, Yurdanur Salman, Metis Yayınları, İstanbul, 2007
  • Rocha Mimarlık Dergi, Sayı:25, Nisan 2012
  • https://bianet.org/biamag/sanat/
Fotoğraflar
https://gozdergisi.com/ozgurlugun-gozu/                     (01 Haziran 2021 tarihinde siteden işlendi
https://videogren.com/2021/03/01/gerda-taro/          (01 Haziran 2021 tarihinde siteden işlendi)
* Berger, John, Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir