Formüllerin Büyülü Dünyası/ Mehmet Sinan Gür

Şizofren olması ile ünlü Matematikçi John Nash, hayatının anlatıldığı Akıl Oyunları adlı filmde güvercinlerin hareketlerini formüle etmeye çalışıyordu. Pratikte gördüğümüz olayların formüle edilebilmesi, insanların bunu başarabilmesi müthiş bir şey.
Isaac Newton hareketleri formüle edebilen ilk kişidir. Ondan önce Galileo Galilei, bilimin henüz gelişmediği zamanlarda serbest düşme ile ilgili deneyler yapmış. Pisa Kulesine çıkıp eğri yanından aşağı bir demir ve bir tüyü aynı anda bırakmış. Amacı bunların –hava sürtünmesi olmasa- yere aynı anda düştüklerini bulmakmış. Sonra düşme süresini uzatmak için eğik düzlemli aparatlar yapmış. Buradan yuvarladığı kürelerin ivmelerine, geçen süreye vs. bakmış ama bu olayları bir türlü formüle edememiş, yani kâğıda geçirememiş. Çok sonraları Ay’a gidildiğinde orada havasız ortamda Galile’nin duyumsadığı şeyin doğruluğu kanıtlandı.

Isaac Newton ise bildiğimiz ünlü
F= m x a   (F güç, m kütle, a ivme karşılığında)
Formülü ve onu destekleyen formüllerle gerçek bilimim kapısını açmış.
Sonra Michael Faraday adlı bilim adamı elektrik ve manyetikle ilgilenmiş. Birçok deney ve gözlem yapmış ama eğitimi olmadığı için bunları formüle edememiş. O yüzden zamanın tanınan bilim adamlarından James Maxwell’in kapısını çalmış. O da Faraday’ın pratik deneylerini kâğıda geçirmiş. Böylece Maxwell denklemleri ortaya çıkmış.
Şimdi her şey formüle edilebiliyor. Gözleme olanağımızın olmadığı sicim teorisinin denklemleri var. Zaman ilerledikçe işler tersine dönmüş. Eskiden önce deney sonra formül çıkardı. Önce pratik, sonra teorik, pratikte görülen şeyler formüle edilirdi. Şimdi önce kâğıtta görünüyor, sonra doğru olup olmadığı deneniyor.
Higgs Bozonu’nun bulunuşu öyledir. 20. Yüzyılın başında Einstein’ın sözünü ettiği kütle çekim dalgaları, kütlenin ışığı büktüğü, zamanın hıza bağlı olarak daha yavaş geçtiği, ışık hızının aşılamayacağı hep bu şekilde anlaşılmış.
Ancak bu durum formüllerin büyülü dünyasını daha da yüceltmiş. Çünkü pratikte bilinmeyen, görünmeyen bir şeyi formüllerle ifade etme olanağı doğmuş. Ancak bunun bir de kötü yanı var. Hiç olmayan ve hiç olmayacak bir şey de formüllere dökülebilir. Bazıları bunu da yapıyorlar. O yüzden formüllerle bulunan şeylerin doğruluğunu kabul etmek için pratikte gözlenmesi zorunlu olmuştur.
Ben bilimi seven, anlamaya çalışan ancak Faraday gibi arka planda eğitimi olmayan bir kişiyim. O yüzden formüllerden anlamam. Fakat bir de onu anlasaydım zaten tam fizikçi olurdum. Benim gibi insanlar ne işe yarar? Anladığı şeyleri başkalarına anlatmaya… Bu da kanımca önemli bir görevdir. Gerçek bilim adamları da örneğin Einstein, bulduğu şeyleri başkalarının anlamasını sağlamak için formülleri ortadan kaldırıp anlatmak yöntemine başvurmuşlar. Bunu bilmek bilimle pek içli dışlı olmadığım için üzülmememi sağladı. Şimdi de yapmak istediğim şey bu yazıları okuyanları cesaretlendirmektir.

Mehmet Sinan Gür
25 Temmuz 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.