Dev Aynaları

Başarının tanımı herkese göre farklılık gösterebilir. Lüks evlerde yaşamak, ünlü olmak, makam arabalarında dolaşmak, yüksek gelir getiren bir işe sahip olmak, unvanlar, pahalı mobilyalar, mücevherler, yatlar satın alabilmek yani maddi olarak çok güçlü olmak çoğu insan için başarı ölçüsü olabilir. Başka bir deyişle somut, dışarıdan net olarak görülen mülkiyetler başarı diye adlandırılabilir.

Anneler babalar bile çocuklarına sevgiyi başarı karşılığı verebiliyorlar. Sevilmek için rol yapmak zorunda kalan çocuk yetişkin olup iş yaşamına atıldığında, yöneticisinin ilgisini çekebilmek için benzer davranış biçimleri gösterebilir. Başarılı olmak insanların yaşamına ne çok stres yüklüyor, değil mi?

Bazı liderler, yönetici tipleri içinde sürekli başkalarının haklarında ne düşündüklerini merak edip endişelenen, kendilerini yetersiz bulan, yoğun bir güven sorunu yaşayan o kadar çok insan var ki… Bunların çoğu dışarıdan bakıldığında başarılı, yetkin kişilerdir.

Peki, pozisyonunu kaybetme korkusuyla dengesiz davranışlar sergileyen, kendilerinden daha zeki kişileri tehdit unsuru olarak gören, bu nedenle astlarını genellikle kaba bir şekilde eleştiren, üst yönetimle yapılan toplantılara, alınan kararlara onları dahil etmeyen, kıskanç ve korkak yöneticilere ne demeli?.. Böylesine oyunlar sergileyen de maalesef toplumun gözünde başarılı.

Kendilerini aşırı derecede beğenenler de var. Dünya âdeta onların etrafında döner. Haklı olan da hep onlardır, başkalarıyla asla empati kurmazlar. Amaçları doğrultusunda herkesi kullanabilirler. Hedeflerine ulaşamadıklarındaysa son derece hırçınlaşırlar. Herkes onlarla aynı fikirde olmak zorundadır, aksi halde aşırı güvensiz ve şüpheci davranırlar. Bu kişiler de dışsal olarak çok başarılılar.

Pozisyonlarının kendilerine verdiği gücü kötü niyetle kullanıp kişisel güçlerini arttırmaya çalışan hep emredici bir tutumda olan, zaman zaman zorbalığa başvuranlar da vardır. Bunlar verdikleri görevlerin sorgulanmasından hiç hoşlanmazlar, kincidirler. Takım çalışmasına da yatkın değildirler. Görünüşte fevkalade başarılı olabilirler.

Bulundukları yüksek pozisyonlardan dolayı etraflarındaki dalkavuklar tarafından sürekli övülen kişilerde aşırı özgüven oluşabilir bunun sonucunda başlarına buyruk davranabilirler. Mutlak itaat onlar için gereklidir, kendilerini vazgeçilmez olarak görürler. Bu tip kişiler de dışsal olarak çok başarılı kabul edilirler.

Dışsal başarı genellikle büyük bir yalancıdır. Sürekli istediğini elde etmiş bir kişi için başarı zehirli bir armağandır çünkü o kişi bir yengiden diğerine koşma duygusuyla dopdolu olduğundan, hep başarılı olacağına inanır. Ünlü yazar Coelho’nun söylediği gibi, “Ego, en ağır uyuşturucudur.”

Başarısızlıktan da öğrenebiliriz, hele öğrendiklerimizi fırsatlara dönüştürebilirsek harikalar yaratabiliriz. Daha geniş bir bakış açısına sahip olur, görmemiz gerekenleri hemen fark eder, gerçekleri cesaretle kucaklarız. Yalnızca gerçekçi amaçların eylemlere dönüştürülebileceğini biliriz. Kendimizi daha yakından tanıdığımız için başka kişileri de çok daha kolay tanıyabiliriz. Kaybettiğimiz zamanı kazanca dönüştürme fikrine sahip oluruz. Kısaca derin bir uykudan uyanabiliriz hem de bu sahici, farklı bir uyanış olur, toparlanırız. Konfüçyüs’e göre, “En büyük başarı hiçbir zaman düşmemek değil, her düştüğünüzde tekrar ayağa kalkmaktır.”

Dışsal olarak başarılı görülen herkes içsel olarak aynı başarıyı yakalayabiliyor mu sizce? Bence hayır! Kendi içlerinde bütün olamayanlar çevreleriyle de bütün olamazlar. Aile yaşamıyla işi arasında denge kuramayan o kadar çok insan var ki…  Marka bir takım elbisenin içine giyilen iç çamaşırları da bence aynı kalitede olmalı. İçsel ve dışsal başarıyı birlikte yakalayabilirsek bu göstermelik olmaz. Yalnız bize değil, yakınlarımıza, çevremize de mutluluk verir.

Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi adlı romanından düşündürücü birkaç satır: “Tuncer yarın, bu düğünde sıkıldığından fazla bunalacak. Ne de olsa dünün bağsız öğrencisi değil. Yeni bağlarını ya pekiştirmesi, ya koparması gerekecek; en güç olan da bu. Doktor olmadan, doçent olmadan, Prof. olmadan önce kendisi olmak. O kartvizitleri taşıyan KİŞİ olmak. En çok burada zorlanacak. Ağlanacaksa da bunun için, sevinecekse de bunun için…”

Dünyaya geliş sebebimizi düşünelim birlikte. Bu gezegende işimiz nedir? Tekâmül için, ruhumuzun olgunlaşması, gelişmemiz için buradayız aslında. Kışlık ev, yazlık ev için gelmedik buraya. Bunlar asıl varoluş amacımıza ulaşabilmemiz için birer araç. Tekâmülümüz dünyevi sınamalarla, derslerle gerçekleşir. Maddiyatın sınanmamız için etkili bir araç olduğunun bilincine varırsak sahip olduğumuz her şeyi kendimize olduğu kadar, diğer insanlara, bütüne faydalı şekilde kullanırız. Hedeflerimize ulaşmaya çalışırken attığımız her adımda insanlıktan ödün vermez, başarmak uğruna başkalarının üstüne basıp onları ezip geçmeyiz.

Fransız deneme yazarı Montaigne, Denemeler’inde der: “Şana şerefe ermenin en kestirme yolu şan şeref için yaptığımızı kendi vicdanımızın buyruğuyla yapmaktır. Büyük İskender’in değeri bence, o parlak yaşayışı içinde Sokrates’in düşkün ve sönük yaşayışı içindeki değeri yanında bir hayli cılız kalıyor. Düşüncem Sokrates’i İskender’in yerine koyabiliyor rahatlıkla ama İskender’i onun yerinde düşünemiyorum. İskender’e ne yapmasını bildiğini sorsalar: Dünyaya boyun eğdirmesini bilirim, der. Sokrates ise insan yaşantısını doğal niteliğine uygun olarak yönetmesini bildiğini söyler. Bu bilim daha ağır basan, daha saygın bir bilimdir. Ruhun değeri göklere çıkmasında değil, düzenli olmasındadır.”

Yaşadıklarımızı gözden geçirirsek sürekli başımıza gelen olayların arkasında alamadığımız dersler olduğunu fark edebiliriz. Dürüst olmak, karşılıksız yardım edebilmek, başkalarının mutluluğu ile mutluluğu yakalayabilmek, aynı zamanda acılarına duyarlı olabilmek, en önemlisi de egonun esiri olmamak büyük bir başarıdır. Yaşamımızın son ânına kadar öğrenci olduğumuzu hatırlayabiliriz. Aksi takdirde yaşam kısır bir döngü olur bizim için, benzer olayları aynı veya farklı kişilerle yaşayıp dururuz. “Neden, neden hep ben? Yine beni buldu, hiç hesapta yoktu…” gibi ifadeler bir işe yaramaz, bilakis her şey daha da zorlaşabilir. Ruhlarının derinlerindeki esas amacı fark etmiş olan insanlar yakınları olsa bile yolculuklarını yalnız yaptıklarının bilincindedirler. Böylesine bilinçli kişiler tüm yaşamlarının sorumluluğunu taşıyıp ötekilere kızmayı, kin gütmeyi istemezler, her problemin kaynağını önce kendilerinde ararlar. Kişisel çatışmalara girmek yerine çoğu zaman gülümseyerek uzaklaşmayı tercih ederler. Onlar öğretilerden derslerini alıp geriye bakmadan, durmaksızın yürürler. Kendileriyle ilişkileri uyumlu ve olumludur. Duygularıyla düşünceleri el ele verdiğinden hem kendi içlerinde hem de dışarıya karşı dengelidirler. Özgüvenleri yüksek olan bu kişiler huzurlu, sakin, güler yüzlüdürler, kendilerini severler, sayarlar, değerli bulurlar ancak dev aynalarından kaçınırlar.

Şirazlı Sadi güzel dile getirmiş. “Ne okursan oku, bilgine yakışır şekilde davranmıyorsan, cahilsin demektir.” İçsel başarıyı yakalamış bir kişi bu sözün hakkını verir. O yaşamı anlayan, bilgiyi kendisi ve bütün için en güzel şekilde kullanandır.

Başarı sizin için ne ifade ediyor?

?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.