AHMET- ÜMİT KAVİM

Güya size bu kez Ahmet Ümit’in polisiye romanlarından Kavim’i anlatacaktım. Bu seferlik kendimi de, sizi de fazla yormasam ve dinler tarihinden kimi renkleri barındıran mozaik bir fondan kısmen yararlanan romanın arka kapağındaki tanıtım yazısına küçük eklemeler yapmakla yetinsem, ne dersiniz?

Kabzasında bir haç olan bıçakla öldürülmüş bir adam… Üstelik yanı başında “Kutsal Kitap” açık bırakılmış. Üstelik satırlardan birinin altı ölen adamın kanıyla çizilmiş ve sayfanın kenarına bir azizin adı, haydi bari bunu söyleyeyim Süryani Azizi Mor Gabriel‘in adı derkenar edilmiş.

Kavim’de olaylar böyle başlıyor. Başkomiser Nevzat, yardımcısı Ali Komiser ve krimonoloji uzmanı Zeynep ile birlikte bu ilginç cinayet vakasını çözmek için hemen harekete geçiyor.

Önceki romanlardan iyi tanıdığımız bizimkiler, yani çalışkan ve dürüst cinayet masası ekibimiz birbirinin devamı gibi görünen cinayetleri aydınlatmaya çalışırlar. Hristiyanlık, Süryanîlik, Arap Alevîliği gibi konuların da masaya yatırıldığı, İstanbul’dan Mardin’e uzanan, devletin derinliklerinde kurulmuş yanlış düzene kadar uzanan bir soruşturma yürütür kahramanlarımız. İşlenen cinayetler gizemli ve çarpıcıdır, ama kahramanlarımızın soruşturma sırasında karşılarına çıkan gerçekler daha da çarpıcıdır. Bir polisiye okumayı beklerken, yanı sıra Türkiye’nin yakın geçmişi ve bugünüyle ilgili karanlık bilgiler de ediniyoruz.

“Ahmet Ümit yine çok katmanlı ve çok sesli bir romana imza atıyor. Kavim, hem polisiye severleri hem de tüm roman severleri mutlu edeceğe benziyor.” diyor romanın arka kapak yazısı.

Ancak; bana soracak olursanız, ben çok beğenmedim. Kitabı okuyup bitirdiğinizde aklınızda kalan, sizi etkileyen ne duygu, ne atmosfer, ne de roman karakteri kalmıyor. Hepsi uçup, gidiyor.

Hıristiyanlık, Süryanîlik, Arap Alevîliği konularında verdiği sınırlı bilgi okur için kısmen yararlı olsa da, roman bağlamından uzak kalıyor, bir yere varmıyor. Sanki anılan bu inançların sahiplerine romanın sayfalarında uzaktan el sallayıp, “merhaba” denmiş.

Romanda işlenen cinayetler menfaat veya öç amaçlı. Kitaba serpiştirilen Hristiyanlık motiflerine yazık edilmiş.

Öte yandan bu ülkenin kendi gençlerine ihanetini bu roman kapsamında bir kez daha kayda geçirilmiş olması hususu şüphesiz önemsenebilir.

Milliyetçi gençleri “infaz aleti” olarak kullanan ve onların eliyle sol görüşlü sıradan – normal insanları yok etmeyi marifet sayan Derin Devlet, aynı zamanda  “sağcı” ve “solcu” diye yaftalayarak bu ülkenin parlak bir kuşağına yazık etmesini Ahmet Ümit’in sayfalarında bir kez daha okumaktayız.  İnfazlarda kullanılan milliyetçi gençlerin eğitimlerini tamamlayıp, sıra meslek seçimine geldiğinde emniyet teşkilatına dolduruluşunu oldukça çarpıcı bulduğumu ve ülkemin bu gerçeğine bir kez daha üzüldüğümü söylemek isterim. Aradan yıllar geçer ve söz konusu bu milliyetçi grup teşkilattaki çürümenin de başını çeker. Nasıl, bildik bir konu değil mi?

Bıkkın ve yorgun Başkomiser Nevzat, eski mafya liderinin eli silahlı, bar sahibi kızı, TarlaBaşı çevresi, Tatava’daki Rum meyhanesinin sahibesi olan ve Başkomser tarafından  ciddiye alınmadığını düşünen mutsuz Evegina ile bu romanda pek formda olmayan yeni nesil emniyetçilerimiz  Zeynep ve Ali’yi de ekleyince romanı anlatmış oldum. Konu da, karakterler de eksik. Hepsinde ve her şeyde bir yarım kalmışlık ve ruhsuzluk hakim.

Kim bilir? Belki de bana  öyle gelmiştir.

Birsen Karaloğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir