Bir Ruh Cerrahı Olarak SİGMUND FREUD

 

’Senden bir şey olmaz!’’

Jakop Freud

 

1931 yılında, o zamanlar adı Freiberg olan bugünkü Çek sınırları içindeki Pribor adlı şehir yönetimi gurur duydukları hemşerileri Freud için, doğduğu evin duvarına bir tabela asmaya karar verirler. Fakat tartışmalar birdenbire alevlenmiştir. Şehrin bu meşhur kişiliği 6 Mart 1856’da mı yoksa 6 Mayıs 1856’da mı doğmuştu? Ayrıca tabelaya yazılacak olan ismin doğrusu hangisiydi? Sigmund mu, kimliğinde yazılı olduğu gibi Sigismund mu, ya da babasının aile atlasına kaydettiği Schlomo ismini de eklemek gerekmez miydi?

 

Görüldüğü gibi hayatta olduğu yıllarda sadece araştırmaları üzerine değil, doğum tarihi ve ismi konusunda tartışmaların da yoğun yaşandığı Sigmund Freud’a dair hemen hemen her şey çağdaşları tarafından soru işareti ile karşılanmıştı. Ölümünden sonra da çalışmaları ve araştırmaları üzerine tartışmalar hız kesmeden devam edecektir.

Günümüzdeki adı Pribor olan Freiberg adlı, Çek sınırları içindeki bu beş bin kişilik küçük şehrin Almanca konuşan Yahudi halkı, Çek nüfusunun yanında yok denecek kadar azınlıktaydı. Freud, Rüya Analizi kitabında ‘’çocukken sıkça, yaşlı bir çiftçi kadının ilk çocuğunu dünyaya getiren anneme, dünyaya büyük bir adamı hediye ettiği kehanetinde bulunduğu anlatılırdı’’ der.

Üç yaşına kadar yaşadığı, Schlossergasse sokağındaki 117 numaralı ‘’Freudova Ulice’’nin duvarındaki tabelada doğum tarihi 6 Mayıs 1856 olarak yazılıdır. O yıllarda komşuları olan Zajic ailesinin kızı yıllar sonra kendisiyle yapılan sohbette Freud’u, ‘Babasının atölyesinde metal parçalarıyla kendisine küçük oyuncaklar yapan hayat dolu, sevimli bir çocuk’ olarak tarif etmiştir.

Hayata gözlerini açtığı memleketini daima sevecenlikle hatırlayan Sigmund Freud, tanınmış bir bilim adamı olduktan sonra Pribor Belediye Başkanı’na yazdığı mektupta ‘’O topraklarda oranın havasını içine çekmiş ve oranın asla silinmeyecek etkileri ile genç bir annenin dünyaya getirdiği ilk oğlu olarak, Freibergli o küçük çocuk içimin derinliklerinde benimle birlikte sürekli yaşamakta’’ der.

Aslen Galiçya’nın (Güney Polonya) bir köyü olan Tysmienicalı olan baba Jacob Freud, 1844 yılında şu andaki Çek sınırları içinde yer alan Mähren’a gelir. Oturum statüsü ‘’Göçer Yahudi’’ olarak kayıtlarda geçer. Sigmund doğduğunda kırk bir yaşını sürmekte olan, İbraniceyi çok iyi bilen Jacob Freud, senenin yarısını şehirde geçiren, kalan kısmını Galiçya, Macaristan, Saksonya ve Avusturya’yı dolaşarak yün ticareti yapan gezgin bir esnaftı.

Jacob Freud’un ilk eşinden olan oğullarından Emmanuel, Sigmund doğduğunda 21, Philipp 16 yaşındaydı. İlk eşinin ölümünün ardından evlendiği Rebekka da kısa bir süre sonra ölünce, Jacop Freud, kendisinden yirmi yaş küçük olan otoriter kişiliği, güzelliği ve Galiçyalı cesaretiyle tanınan Amalie Nathanson ile evlenir. Kısa süre sonra ilk çocukları Sigmund dünyaya geldiğinde, Amalie bebeğini yoğun bir sevgiye boğar.

Freud anılarında ‘’küçük yaşlarda annenin tartışmasız sevgili çocuğuysanız, ileriki yaşlarda başarısız olsanız dahi, başarı duygusunu içinizde sürekli taşırsınız’’ der. Bir mektubunda annesini kendi arzularını ve ilgisini çocuklarının ilgi ve mutluluğuna göre yaşayan bir kadın olarak tarif eder. Freud’u tanıyanlara göre, o, annesinden soğuk mesafeli duruşu, babasından gamsız tabiatını almıştır

Anne Amalie, Jacob Freud’un ilk eşinden olan oğlu Emmanuel ile hemen hemen aynı yaştaydı, Emmanuel’in oğlu John, Sigmund’dan bir yaş küçüktü, iki küçük birbirlerinden ayrılmayan iki can arkadaşlardı.

Sigmund freud, Freud, Oedipus complex

Bilindiği gibi, Freud öğretisinde ‘rüya’ psikanalizin en önemli laboratuvarıdır. Çocukluk zamanlarımızda bizi etkisi altında bırakmış olaylar, ileri yaşlarımızda uykularımızda rüyalarla bize sürprizler yaparlar. Freud da herkes gibi yetişkin yaşlarında çocukluğuna dair rüyalar görmekteydi. Bir keresinde doğduğu şehirdeki bir doktoru rüyasında görür. Rüyasında doktorun yüzü Viyana’daki tarih profesörünün yüzüne benzemektedir. Rüyayı analiz etmeye çalıştığında önce anlam yükleyemez, daha sonra annesine çocukluk yıllarında kalmış doktordan söz ettiğinde annesi ona, doktorun tek gözlü olduğunu söyler. Hocasının da tek gözlü olduğunu hatırlar ve bu fenomene daha sonra ‘’Verschiebung-Kaydırma’’ adını verir.

Refah içinde yaşayan bir ailenin çocuğu olarak küçük bir taşra şehrinde huzur içinde yaşarken, üç yaşları civarında babasının da çalıştığı firma bir felaket yaşar, baba bütün varlığını kaybeder, aile yaşadıkları şehirden büyük şehre göç etmek üzere ayrılmak zorunda kalır. Ardından gelen yıllar zorludur. Freud şehirde geçirdiği yıllara dair, anlatılmaya değmeyecek zamanlardı diye söz eder. Ardında bıraktığı küçük şehir içinse, memleketimin ormanlarına özlemim hiç kaybolmadı, der.

Bize çocukluk anılarımızın ileri yaşlarımızda oluşturduğumuz dünyamızın vazgeçilmez temelleri olduğunu söyleyen Freud, kendi çocukluğunun en önemli yılları için, söz etmeye değmeyecek yıllar der.

Freiberg’den ayrıldıktan sonra gittikleri yer Leipzig’tir. Freud hemen hemen dört yaşlarındadır, yani daha sonra bir uzman olarak bizzat kendisinin, çocuğun o dönemine adını verdiği ödipal dönemdedir.

1860 yılının Viyana’sı bir imparatorluğun başkentidir. Freud ailesi de, İmparatorluğun her tarafından buraya akın eden binlerce Yahudi aileden biridir. Haklı olarak Yahudi toplumu, siyasi otoriteler tarafından kendilerine ‘’Yahudi olmayan halkla aynı eşit haklara sahip olacakları’’ vaatlerinin yerine getirilmesi beklentisi içinde, toplumsal bir liberalleşme istemektedirler. İmparatorluğun birçok bölgesinde Yahudiler toplumdan izole olarak ve gettolarda hayatlarını sürdürürken, başkentteki gelişmeler nispeten olumludur, Yahudilerle birlikte yaşama arayışları artmıştır. Viyana ekonomik olarak parlak yıllar yaşamaktadır. Birlikte yaşama arayışlarının ardında, yaşanan ekonomik sıçramada Yahudi iş adamlarının finansal güçlerinin varlığı ve katkısının inkar edilemeyecek boyutta olması yatmaktadır.

Freud ailesi Viyana’ya yerleştiğinde on iki yıllık iktidarını sürdürmekte olan ve İmparatorluğa yeni bir profil vermeyi amaçlayan İmparator Franz Joseph, artık toplumsal olarak kabul görmüş bir hükümdardı. Uğradığı bıçaklı suikast denemesinden hafif yaralarla kurtulması sonrası halkın İmparator’a sevgi ve sempatisi daha da artmıştı.

Freud hiçbir zaman Habsburg Hanedanı’nın ateşli bir savunucusu olmamıştır. Henüz 18 yaşında tıp öğrencisiyken bir okul arkadaşına gönderdiği mektupta bu dünyadaki en lüzumsuz üç şeyin; gömlek yakaları, filozoflar ve hükümdarlar olduğunu yazar.

Hayatını son birkaç yıl dışında neredeyse tümüyle Viyana’da geçirmesine rağmen, Freud, bu şehirde hiçbir zaman yeterince huzur bulamadığını sıkça ifade etmiş, Viyana’ya bir tür nefret aşkı ile bağlı kalmıştı.

Viyana’da Amalie ve Jacob Freud’un, ilk oğulları Sigmund’un ardından yedi çocukları daha dünyaya gelmiş, artık büyük bir aile olmuşlardı. Kız kardeşi Anna anılarında, en büyük oğul Sigmund’un ailenin en imtiyazlısı olduğunu, ağabeyinin kendisine Balzac ve Dumas okumasını yasakladığını, piyano sesinden rahatsız olduğu için evdeki piyanonun satıldığını ve kendisinin ilerde yapabileceği müzik kariyerine onun engel olduğunu anlatır. Ailede tek kişilik odaya sahip çocuk Sigmund’dur, yağ lambasını kullanmakta da öncelik onundur.

Beş yaşları civarında babasının hediye ettiği kitapların sayfalarını, bir enginarın yapraklarını tek tek koparır gibi koparıp atan Sigmund, yıllar sonraki ‘’bibliyofil’’ olmasında bu çocukluk anısının rolü olduğundan söz eder. Yine aynı dönemde bir başka olay yaşanır, Sigmund anne babasının yatak odasına çişini yapar. Baba Jacob Freud çok sinirlenir, oğluna öfkeyle ‘’Senden hiçbir şey olmaz!’’ diye bağırır.

Freud yıllar sonra kendi psikanalizini yaptığında, babası ile arasında sürüp giden rekabetin genç ve güzel annesine aşkından kaynaklandığını saptar. ‘’Anneme aşkı, babama karşı kıskançlığı kendi içimde buldum ve şimdi bunları ilk çocukluk dönemi olayları olarak kabul ediyorum’’ der. Sigmund Freud, kendi çocukluk dönemi analizini yaparken ‘’Ödipus Kompleksini’’ keşfetmiştir.

Sigmund’un lise bitirme sınavlarını başarı ile verdiği 1873 yılında, yıllar sonra Naziler tarafından yakılacak olan lise bitirme ödevinin başlığı ‘’Meslek Seçimindeki Etkenler’’ dir. Freud’un liseyi bitirdiği o yıl, ışıldamakta olan Tuna İmparatorluğu bir yandan Viyana borsasının ‘Kara Cuma’sı, diğer yandan dört ay gibi kısa bir sürede üç bini Viyana’da olmak üzere yarım milyon insanın hayatını kaybettiği kolera salgını ile sarsılmıştır.

Freud ailesi artık eski mali güçlerine sahip değildir, Freud parlak bir derece ile liseden mezun olmuş, felaket yılı olan 1873 yılının kış sömestrsinde tıp okumak üzere Viyana Üniversitesi’ne kaydını yaptırmıştır. Aynı tarihlerde toplum içinde Yahudi düşmanlığı, yaşanan ekonomik krize suçlu arama ruh hallerine paralel olarak giderek yükselmeye de başlar.

Genç Freud, üniversite yıllarında zamanın popüler Darwin öğretisine ‘’dünyayı anlamaya olağanüstü katkısından dolayı’’ büyük ilgi gösterir. Tıp eğitimi yapma kararını Goethe’nin ‘’die Natur- Doğa’’ adlı essayını okuduktan sonra verdiğini anlatır. Bugün, Goethe’nin olduğu söylenen bu essayın İsviçreli yazar Georg Christoph Tobler’e ait olduğunu biliyoruz.

Freud, tıp eğitimine başlamadan kısa bir süre önce ailesi tarafından tatil yapması için gönderildiği eski memleketi Freiburg’ta tanıştığı Gisela Fluss’a aşık olur, fakat Gisela gönderildiği bu kısa tatilden birkaç gün sonra evine geri dönmek zorunda olduğu için aşkları yarım kalır. Kısa süren bir aşk olmasından da kaynaklı, yaşadığı duygu yoğunluğunu, yıllar sonra kaleme aldığı yazılarında ‘’babam iflas etmeseydi ve memlekette evin diğer erkekleri gibi güçlü bir delikanlı olarak babamın mesleğini devam ettirseydim, bana güvenen kızla evlenirdim. Onu o gençlik günlerinde ateşli bir şekilde sevdiğim gibi daima seveceğimdense asla kuşku duymuyorum.’’

1873 sonbaharında kaydını yaptırdığı Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 30 Mart 1881 tarihinde mezun olduğunda ilgi alanı olan zoolojiden de vazgeçmemiştir. Hayatı boyunca bir determinist olan Freud, 1876’dan 1882 yılına kadar Fizyoloji enstitüsünde düşünce dünyasını derinden etkileyen araştırmalarını sürdürmüş, düşünce- duygu ve fanteziler de olmak üzere bütün psikolojik fenomenlerin de dahil olduğu hayattaki olay ve olguların sadece neden-sonuç ilişkisi ile açıklanacağını savunmuştur.

 

 

 

Özel bir muayenehane açmak konusunda uzun süre tereddüt eden, şartlar elverseydi hayatını sadece araştırmalara adamak istediğini birçok kez dile getiren Sigmund Freud, 1882 yılında Martha Bernays’a aşık olmuş, kısa süre sonra da nişanlanmışlardı. Fizyoloji Enstitüsü’ndeki laboratuvardan kazandığı cüzi maaşıyla eşini ve çocuklarını geçindirmesinin mümkün olmadığını farkındaydı. Bu nedenle Enstitü’den ayrılıp, Viyana Devlet Hastanesi’nde çalışmaya başlamış, Viyana Üniversitesi’nde Nöropatoloji Fakültesi’nin doçentlik teklifini kabul etmişti. Daha sonra bir yıl kadar Paris’te zamanın tanınmış nöroloğu Jean-Martin Charcot ile çalıştıktan sonra tekrar Viyana’ya dönmüş ve 13 Eylül’de Martha ile evlenmişlerdi.

1890’lı yılların ortasından itibaren Freud’un yaşamı tümüyle psikanaliz çalışmalarına yoğunlaşmıştı. Josef Breuer ile birlikte yaptıkları ‘’Histeri Araştırmaları’’ 1895 yılında yayınlandığında, psikanalizin babası Sigmund Freud artık 39 yaşındaydı.

Freud’un erken olgunlaşmış entelektüel dünyası ve çocukluğundaki baskın çalışkanlığının karakteristik özellikleri olduğu söylenir. Mektuplarında hükmeden bir tutkuya ihtiyaç duyduğunu yazar. Çalışmadan geçen bir hayat onun için anlamsız bir hayattır, yaratıcı çalışma onun için en önemli şeydir. Oldukça üretken bir yazar olan Freud, yazılarının çoğunu pazar günleri veya sekiz-dokuz saatlik yoğun geçen iş günlerinin akşamlarında, geç saatlere kadar çalışarak kaleme alıyordu. Bol bol yürüyüşler yaptığı uzun yaz tatilleri dışında, hafta içi çalışma temposu her zaman çok yüksekti.

Genç yaşlarında maddi durumu çok iyi olmamasına rağmen, dış görünüşüne ve kılık kıyafetine her zaman önem gösteren Sigmund Freud, dikkatli, dürüst, gerçeğe ulaşma ve onu anlamaya olan tutkusu ile pozitif bir kişilik tipi sergilemiştir. Kendisi ile ilgili yaptığı analizlerde baskın kişiliğini ‘’özel olarak tertipli, disiplinli ve inatçı’’ olarak tasvir eden Freud, onu yakından tanıyanlarca da disiplinli ve inatçı biri olarak tasvir edilir, geçirdiği yoksul zamanlar ve Breuer’in maddi desteğine ihtiyaç duyduğu yıllarda, Freud oldukça tutumlu biri olarak yaşamıştı. Yakın arkadaşlarının söylediklerine göre, hayatı boyunca üç takım elbisesi, üç çift ayakkabısı, üç takım iç çamaşırı olmuştu. Zengin müşterilerine yazdığı faturaların miktarı yüksekti, ihtiyacı olan hastalarına, akrabalarına ve yoksul öğrencilerine ise her zaman bonkördü.

 

Nasyonal Sosyalistler, iktidara gelmelerinin ardından kendilerinden olmayanlara hayatı dar etmeye başlamışlardı. Sigmund Freud ve ailesinin de bu atmosferde nefes alıp vermeleri artık zorlaştırmıştı. 1933 yılında Freud’un eserlerini de alevlere atarak yakmışlardı. Tanınmış bilim adamı, Naziler tarafından görevlendirilen Anton Sauerwald tarafından sürekli takip ediliyor, Sauerwald ona şantaj yapıyordu. Daha sonra bu kişi, onu tanıyıp eserleri hakkında fikir sahibi olunca, fikrini değiştirir, Londra’ya kaçışında yardım eder. 82 yaşındaki Freud 1938 yılında eşi Martha ile Londra’ya kaçarken, trajik bir biçimde kız kardeşlerinin vize başvuruları reddedilir, Freud ve eşi Londra’ya giderken, kardeşler toplama kampında ölürler.

Bir puro tiryakisi olan Freud günde 20’ye varan puro tüketmektedir.  Ve ne yazık ki 1923 yılında yakalandığı damak kanserinden mustariptir ve on altı yıl içinde 33 ameliyat geçirir.

1800’lü yılların son çeyreğinden 1939 yılına kadar yaptığı araştırmalar, bıraktığı eserlerle entelektüel çevreleri sarsmış, tartışma dalgalarına neden olmuş bu büyük adam, hayatı boyunca sadık kaldığı neden-sonuç ilişkileri ve iç disiplinine sadık kalarak, azap içinde yaşadığı Londra’da doktorundan aldığı, dozunu kendisinin belirlediği morfin ile hayat ve ölüm ilişkisindeki yolculuğuna yine kendisi karar vermiş, 1939 yılının 23 Eylül’ünde Londra’da hayata gözlerini kapatmıştır.

Ölümün ardından cesedi yakılarak, külleri bir hastasının hediyesi olan antik Yunan vazosunda saklanır. Londra’nın kuzey batısındaki krematoryumda saklanan bu vazo başarısız bir hırsızlık girişiminde oldukça zedelenmiş olarak saklanmaktadır.

Toplam 153 sandıktan oluşan orijinal el yazmaları ve mektuplarından oluşan büyük Freud Koleksiyonu Washington’da saklanmaktadır. Vasiyetnamesinde bunların büyük bir bölümünün hemen okunabileceğini, bir kısmının kendisinin belirlediği tarihlerde okunmasını, sekiz sandığın ise hiçbir zaman açılmamasını istemiştir.

Nörofizyoloji, Derinlik Psikolojisi, Kültür Teorisi, Dinler Tarihi ve Kritiği ve hayatı boyunca yoğun olarak ilgilendiği ‘’Sanat’’ alanında ölümünden sonra dahi sayısız bilim adamını ve sanatçıyı etkileyen, çalışmaları üzerine tartışmaların dur durak bilmediği 19 ve 20 yüzyılın bu büyük adamı, Sigmund Freud’u doğum günü olan 6 Mayıs’ta saygı ile anıyorum.

 

Kaynakça:

Freud-Anthony Storr

Sigmund Freud-Georg Markus

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

One thought on “Bir Ruh Cerrahı Olarak SİGMUND FREUD/ Bihterin Okan Adam

  1. Ayten Cenik dedi ki:

    Kalemine sağlık sevgili Bihterin. Freud çok tanınmasına rağmen derli toplu ve hayatının inceliklerini de içeren çok güzel bir yazı okudum. Yaşamımıza dokunan Panzehir dergi için de emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.