Ayşe Kulin’in İzinde: “Kördüğüm” ve “Son” Romanlarındaki Karmaşa  

 

Geldi Ayşe Kulin rafımın eksik kitapları: “Füreya,  Türkan, Kördüğüm, Son ve Her Yerde Kan Vardı”.

Artık, Kulin külliyatının hepsi bir arada demek isterdim ama yazarımızın sahaflardan bakmam gereken ilk kitabı, hani şu dizgi hataları ile basılan “Güneşe Dön Yüzünü” yok henüz arkadaşlarının yanında.😇

Aslında yayınlanmış tam 34 kitabı var Kulin’in. Henüz bizim rafta olmayanlar sadece ilk öykü kitabı değil. “Bir varmış Bir Yokmuş” adlı bir öykü kitabı daha yazmış. Bir de öykülerinden derlenmiş kitabı var. Ayrıca, röportajlarından oluşan bir derlemesi, babasına yazdığı şiirler ve anılarından oluşan kitabı, bir masal kitabı ve bir biyografi kitabı daha var henüz satın almadığım ve okumadığım.

Kargo ulaşır olmaz hemen açtım ve bir yarım gün ve bir gece boyunca okudum Kördüğüm ve Son adlı romanlarını.

Zaten ikisi de devam kitabı niteliğinde. Kanadı Kırık Kuşlar romanının dördüncü kuşak kadın kahramanı Esra’nın hikayesi anlatılıyor bu iki kitapta. Ayrıca, ‘Son’ adlı roman ek bir sürpriz yapıyor ve hani şu uzun uzun anlattığım dörtlü seriden, özellikle Gizli Anlar Yolcusu ve Dönüş adlı birinci ve üçüncü kitaplardan tanıdığımız Derya ile Kanadı Kırık Kuşlar romanındaki Alman Yahudisi anneanne ile Müslüman Türk dedenin torunu Esra’nın yolu Urla sahilinde  ıssız bir koyda kısa bir an kesişiyor.

Kesişiyor da, iyi mi oluyor?  Bence hayır, hem de net bir hayır!

Kanadı Kırık Kuşlar adlı romanda, özellikle Esra’nın hikayesinin anlatıldığı son bölümünde Türkiye’nin kronolojik tarihi satır başları ile listelenmemiş olsaydı, aslında çok ilginç bir konuyu gündeme taşıyan roman edebiyat çevreleri tarafından daha özel bir ilgi görebilirdi.  Şimdi bu devam romanları niteliğindeki “Kördüğüm” ve “Son “adlı yeni romanlar ile Kanadı Kırık Kuşlar’ın mevcut haline de yazık edildiğini düşünüyorum.

Neye benzemiş biliyor musunuz?  Konusu ve/veya kurgusu ilginç olan dizilerin senaryosuna alakasız kişiler eklenir veya bazı yan karakterlere ilerleyen dönemde abartılı roller verilir ve asıl konu sulanır, hikayenin tadı kaçar ya! İşte, öyle bir şeye dönüşmüş.

Hani çok seyirci toplayan sinema filmlerinin etkisi geçmeden, kısa bir süre sonra devamı niteliğinde Film-2, Film-3 gibi aynı adlı farklı numaralı filmler çekilir ama izleyicilerine asla ilk filmin tadını vermez ya!  Büyü bozulmuş, sihri kaçmıştır bir kere.

Kuılin’in seriye dönüşen devam romanlarını okurken beni genel olarak mutsuz eden bir hususu paylaşmak istiyorum:  Hani, uzun süren dizi filmlerde konunun başlangıcında işlenen bazı ayrıntılar ilerleyen haftalarda unutulur,  bambaşka şeylerden söz edilir ya! Bu durum genellikle dizinin ortasında senaristin değişmesi ile ya da birden fazla senaristin ekip olarak çalıştığı dizilerde karşımıza çıkar. Sadık izleyicinin dikkatine saygı göstermeyen bu yaklaşım her seferinde beni diziden soğutmuş, izlemekten vazgeçmeme neden olmuştur. Çünkü benim için akan hikayenin gerçeklik duygusu artık yok olmuştur. Konunun sahiciliği kaybolmuştur. Dizideki oyuncu değişimini de “kabul edilemez” bulurum.

İşte, Ayşe Kulin’in devam romanlarında da sadık okurun dikkatini önemsemeyen durumlarla karşılaştığımda, benzer duyguları yaşıyor ve romanla bağımı yitiriyorum.

Bizim örneğimizde devam romanlarının isimleri de tamamen farklı. Kitapların arka kapaklarındaki tanıtımlarda da önceki hikayenin devamı olduğuna değinilmemiş. Üstelik bağımsız da okunabilsin diye, bu iki romanın da başlangıç bölümlerine karakterlerin önceki romanlarda anlatılan geçmişlerinin kısa  ve kimi yanlışların da olduğu özetler eklenmiş. Ana roman karakterlerine hızla bir geçmiş yaratılmış ve yeni olaylarla, yeni eklenen karakterlerle sayfalar çoğalmış.

Kördüğüm adlı romandan bazı örnekler sunarak, bu konuyu somutlaştırmak isterim.

Romanın en başında Esra’nın Gezi olayları sırasında İzmir 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi 4. Sınıf öğrencisi olduğunu okuyoruz. Devamında da Kasım ayında, Suriye’de yaralanan savaş muhabiri sevgilisi ile ilgilenmek üzere apar topar Mardin’e gittiği için okuluna, sınavlarına ara verdiğini ve 2017 yılı Mart ayında psikiyatri kliniğinde kaldığı sırada hafızasına kavuşunca stajyer doktor olduğunu hatırladığını okuruz.

Kördüğüm romanının bazı sayfalarında Esra’nın henüz stajyer olduğunu, bazı sayfalarda uzmanlık sınavına hazırlandığını, hatta komiser Nevzat ile tartışırken  “doktor olmak için 5 yıl eziyet çektiğini” öğreniyoruz. Yazarımızın ya da editörünün ülkemizdeki Tıp eğitimi sürecini tam olarak bilmediklerini fark etmek pek hoş bir durum değil.

Diğer yandan, Kanadı Kırık Kuşlar romanında tanıştığımız doktor Esra’nın, Gezi olaylarının başlangıcında, 2013 Mayıs ayında 20 yaşını henüz tamamladığını öğrenmiştik. Çünkü o romanda 1 Nisan 1993 doğumlu olduğu Özal’ın vefat tarihi iz düşülerek, özellikle belirtilmişti. Ayrıca Avusturya Lisesi Ortaokulunda bir yıl Almanca hazırlık sınıfı okuduğunu, İtalyan lisesine devam ederken ise bir yıl İtalyanca hazırlık sınıfı okuduğunu biliyorduk. Ayrıca İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenci olduğuna da bir kaç kez değinilmişti. Bu koşullarda Gezi direnişi sırasında taş çatlasa ancak 1. sınıf öğrencisi olmasının mümkün olabileceğine önceki yazılarımızda değinmiştik.

Üstelik doktor Esra Kanadı Kırık Kuşlar’ın son sayfalarında yeni mezun olmuştu ve İzmir’de 9 Eylül Tıp Fakültesinde doktor olarak görev yapıyordu ve bir yandan da Tıpta Uzmanlık Sınavı’na (TUS) hazırlanmaktaydı. 15 Temmuz 2016 kalkışmasından hemen önce hastalanan anneannesini ziyaret etmek üzere izin alıp İstanbul’a dönmüştü. Aynı günlerde yaklaşık üç yıldır ortalarda görülmeyen sevgili ile İstanbul’da bir kez daha buluşmuştu. Ertesi sabah iki aylığına uzak doğuya göreve gidecek olan sevgili ile vedalaşan Esra işine dönmüştü. Bir süre sonra sevgilisinden haber alamaz olan Esra, anneannesinin yönlendirmesi ile çalışmak üzere yurt dışında bir hastaneye başvurmuş ve bunu anneannesi ile kutlamak üzere, hafta sonu ziyareti için İstanbul’a gitmişti. Ayağının tozuyla İstanbul’a ulaştığı ilk anlarda telefonuna gelen bir mesajdan gazeteci sevgilisinin Suriye’de yaralandığını ve Mardin’de bir hastanede olduğunu öğrenmiş ve endişe içinde hemen yola çıkmıştı.

Her iki roman Esra’yı farklı şehirlerdeki tıp fakültelerinde öğrenci olarak anlatmakla kalmaz, birinde mezuniyetine tanık olduğumuz Esra’nın diğer romanda hala öğrenci olarak buluruz. Ayrıca tarihler, yıllar, okuduğu sınıflar,  girecek olduğu TUS sınavları birbirine karışmış, konu Arap saçına dönmüştür.

Kanadı Kırık Kuşlar romanında Esra’nın 2016 sonbahar başlangıcında girdiği TUS sınavını kazanamadığını öğrenmiştik. “Kördüğüm” adlı romanda ise Esra’nın Mart ayında yapılacak sınava yaralı sevgilisine yardımcı olmayı seçtiği, sonra da kaza geçirip, hafızasını yitirdiği için giremediğini de okuduk.

Son adlı romanda ise, komiser Nevzat’tan gelen bir telefondan Ağustos ayındaki TUS sınavına yetişmesi için Esra’ya İstanbul’a dönüş bileti yolladığını öğreniriz. Ancak Urla’ya gitmiş olan mimar Hakan’a dönünceye kadar kızı Ada’ya bakacağına dair söz vermiş olan bu bileti kabul etmez ve kendi babasından çok değil on gün sonrası için uçak bileti göndermesini ister.

TUS uzmanlık sınavının tarihi Son adlı romanda öyle karışık bir düğüm haline gelir ki, okur bu düğümü çözmek için Büyük İskender’in kılıcına ihtiyaç duyabilir. Şöyle ki; 256. sayfada Esra ve Hakan arasında geçen konuşmada Esra sınav tarihi hakkında şu bilgileri verir: “Ağustos ayındaki sınavımı kaçırıyorum ama Şubat ayındakine mutlaka girmem gerek.”

Sadece iki satır sonra, Esra sınavının Eylül de olduğunu ama Mayıs’ta bir hakkı daha olduğunu söyler. Romanın yazım aşamasında farklı tarihlerde yapılan değişikliklerin kalıntısı olan bu durum bence okuru pek mutlu etmeyecektir.

Kördüğüm adlı romanda, Mardin’ uçak bulamayan Esra’nın Adana hava alanında indiğinde, elinde kabin bagajı boyutunda bir tekerlekli valizi, omzunda bilgisayar çantası ve el çantasından başka eşyası olmadığı anlatılırken, ilerleyen sayfalarda iki ay sonra Mardin’den İstanbul’ dönerken sadece omzunda bilgisayar çantası ve el çantasından başka eşyasının olmadığı özellikle vurgulanır. Çünkü dönüş yolculuğunda Esra uçaktan acele ile çıkmak ve kendisini takip ettiğini fark ettiği adamdan kurtulmak istemektedir.

Romana farklı zamanlara yapılan eklemeler sırasında, Esra’nın kötü niyetli birileri tarafından takip edilmesi konusu öne çıkınca, Mardin’e tekerlekli küçük bir valizle  (ilk sayfalarda okumuştuk, üstelik ilk romandan söz konusu valizi anneannesinin bakıcısı hazırladığını da biliyoruz gitmiş olduğu unutulmuş olduğu anlaşılıyor. Aksi halde, yaralı sevgiline bakabilmek için yanında kalmak üzere valizi ile giden Esra, İstanbul’a kesin dönüş yaparken valizini neden yanına almasın?

Hikayenin devamında, psikiyatri Doktoru Orhan ile anneannesinin evine araştırma yapmak için gittikleri akşam evi darmadağın bulurlar. Orhan arkadaşının küçük oğlu için söz vermiş olduğu sürpriz doğum günü hediyesini hazırlamak üzere yarım saatliğine dışarı çıktığında, Esra ortalığı toplayıp, mutfak masası üzerine dizilmiş olan çiçek saksılarına su verir. Ama sadece iki paragraf, evet iki paragraf sonra Orhan ile birlikte evi dağıtmış olan kötü niyetli kişilerin eve ne zaman girdiğini anlamak anacıyla, henüz bu saldırının farkında olmayan kapıcının anneannesinin çiçeklerine en son ne zaman su verdiğine bakmak için saksıların toprağına parmakları ile dokunarak nem ölçümü yaparlar.

Esra çiçeklere yarım saat önce kendisinin su vermiş olduğunu unutmuş olamayacağına göre, bu karışıklığa açıklama olarak, “kitapların yazılması sürecinde fazla dikkatli olmayan bir başka yazmanın katkıda bulunmuş olabileceği” ihtimali geliyor akla.

Hemen aynı gece vuku bulmuş olan bir başka karışıklıktan da söz edelim.

“Esra kalmakta olduğu özel psikiyatri kliniğinden doktoru Orhan’a telefon ederek anneannesinin evine gidebilmek için yardım istediğinde, doktor Orhan’ın çocukluk arkadaşı, kaza geçirdiğinde Esra’yı ameliyat etmiş olan beyin cerrahı Cemil de Orhan’ın evindedir. Birlikte içki içip, Esra’nın hafıza kaybı konusunda son günlerdeki gelişmeleri değerlendirmektedirler. Esra’nın yardım isteyen telefonu üzerine Orhan Cemil’le birlikte acele ile evden çıkar ama arkadaşına hiçbir bir açıklama yapmadan Esra’yı almak için kliniğe gider.

Yukarıdaki paragrafta anlatmış olduğum gibi, Esra evi toparlarken, Orhan  ‘sen aradığında Cemil’in evindeydim, şimdi tekrar gitmem gerekiyor der’ ve acele ile Cemil’in evine gidip, Cemil’in oğlunun doğum günü için söz verdiği oyunu yüklemek üzere tabletini alır ve hızla Esra’nın yanına döner. “

Oysa sadece bir kaç paragraf önce iki doktorun Orhan’ın evinde içki içmekte olduklarını ve hatta Orhan’ın son gelişmeleri konuşmak için ısrarla Cemil’i evine çağırmış olduğunu okumuştuk. Burada da mekanlar kaymış, karışmış.

Aynı gece Esra kapıcıdan yalnız kalan yaşlı anneannesinin Amsterdam’da yaşayan kızının, yani Esra’nın annesinin yanına gitmeden kendisi için bıraktığı mektubu da teslim almıştır. Mektup, 24 Şubat 2017 tarihini taşımaktadır. Esra Kanadı Kırık Kuşlar’dan bildiğimiz üzere Kasım 2016’da gittiği Mardin’de gazeteci sevgilisinin yanında iki ay kalmıştı. Yukarda anlattığım gece koşuşturması Mart ayında gerçekleşmekteydi. Aradaki haftalarda Esra’nın önce ameliyat olduğu hastanede, sonra da psikiyatri kliniğinde kaldığını ilerleyen sayfalarda öğreniyoruz.

Kördüğüm’ün son sayfasında Mart 2017’de İstanbul’da kar yağarken anneannesi ile birlikte babasının yanına Side’ye gitmek üzere Antalya uçağında vedalaştığımız Esra’yı Son adlı romanda, baharın sonlarında, henüz deniz sezonu açılmadan hemen önce, muhtemelen 2017 yılının Mayıs ayının sonlarında, Urla sahilinde yeniden buluruz. Oysa ilerleyen sayfalarda mimar Hakan’ın ve doktor Esra’nın birer cümlesinden Derya’nın ölümünün üzerinden yaklaşık dört ay geçmiş olmasına rağmen, aslında 2018 yılı yaz mevsimini, hatta Ağustos ayını yaşıyor olduklarını anlarız ve bunca karışıklık artık canımızı sıkar.

Takvimle ilgili ciddi hataların yanında hikayede çok sayıda kopukluk, boşluk bulunmaktadır. Klinikte hasta olarak tedavi gören Asiye karakterine verilen önem anlamsız ve yersizdir. İŞİD’in ikna ettiği genç kadınlara verdiği görevler ile Yezidi kadınları köle olarak satması harmanlanmış ve kafası karışık bir kızın üstelik hayal ürünü olduğu belirtilen hikayesi olarak sunulmuş. Romanda Kliniğin açılmasına destek vermiş olan Asiye’nin amcasının para aklıyor olabileceğine değinilmiş ama bir kaç kuşak boyunca diplomat ve doktor yetiştiren kentsoylu bir aileden gelen düzgün ve çalışkan ve kısmen içine kapanık bir kişiliği olan doktor Orhan’ın bu ortaklık ilişkisine neden ve hangi koşullarda razı olduğuna hiç değinilmemiş. Gizemli para babası ile doktor Orhan’ın işbirliği mantıklı gelmiyor okura. Roman boyunca bu konuya bir daha değinilmiyor.

Esra’nın bir süre yanında bir kadın koruma polisi ilke birlikte Silivri’de doktor Orhan’ın yazlık evinde kalması ve sıcak bir arkadaşlık kurması öyle ayrıntılı anlatılmış ki, bir bombalama olayı nedeniyle ailesini merak ettiği için acele ile İstanbul’a gitmek durumunda kalan kadın polisin romana bir daha dönmemesi okuru şaşırtıyor. Madem kadın polis bir süre sonra aniden romandan atılacaktı, Esra ile bu denli yakın arkadaş olmasının ne anlamı vardı?  Neden uzun uzun, sayfalarca anlatılmıştı?

Romanda Esra’nın geçirdiği kazadan sonra önemli bir rolde görünüp, sonra aniden ortadan kaybolan komiser Ferdi karakterine ne demeli. Sayfalar sonra karşımıza çıkan bir cümleden 2016 kumpasına karışmış olması nedeniyle yurtdışına kaçtığını öğreniyoruz.

Esra’nın Mardin’de ağır hasta olarak bıraktığı gazeteci sevgilisinin, komiser Nevzat tarafından Esra’nın Silivri’de saklandığı eve gönderilmesine ele gelir mantıklı bir açıklama bulmak mümkün değildir.

Zaten tamamı kötü bir polisiyeden başka bir şey olmayan Kördüğüm, Esra’nın sevgilisinin casusluk yapması, hasta yatağında Esra’dan İstanbul’a ulaştırmasını istediği içinde gizli bilgilerin olduğu  hafıza kartı, ülkeye zarar verebilecek bir raporun varlığı, poliste, idarede doğru ve güvenilir tarafın hangisi olduğunun bir türlü bilinmemesi vb hemen her şeyin muallakta kaldığı, tutarlı, mantıklı bir açıklaması olmayan sır perdesini süslemek için eklenen gereksiz yan karakterler ile eksik, aksak, sıradan bir roman olmuş.

Son romanı hakkında maddi hatalar dışında da birkaç şey söylemek isterim.

Bambaşka romanlardan çıkıp gelen Derya ve Esra karakterlerini yeni romanda bir araya getirmek bana göre hiç iyi bir fikir değil. İki farklı romandaki karakterleri yeni bir romanda buluşturmak, bildik karakterlerle tanışmış olduğumuz hikayeyi ve ortamı değiştirmek İlk romanlarda anlatılan asıl hikayelerin de sabun köpüğüne dönüşmesine yol açmış.

Yıllar önce aynı kanalda yayınlanan iki diziden, Kapadokya’da geçen hikayenin kadın kahramanı apar topar, İstanbul’da bir yalıda geçen “Lale Devri” adlı diziye baş rol oyuncusu olarak ama Kapadokya’daki tüm geçmişi ve hatta dizideki anne ve babası ile katılmıştı. Benim için hikayelerin sonu görünmüştü. Yeni bölümleri izlemek istemedim.

Tesadüflerin önemini biliyor, hatta kader mevhumuna da bir dereceye kadar inanıyorum. Kontrol edemediğimiz ama bizi etkileyen birçok durumla karşılaşırız yaşamda.

Bu düşünceme rağmen; Derya’nın bu yeni romanın daha ilk sayfalarında  bir deniz kazasında ölmesi, yurtdışı gezisinde olan babası İlhami’nin havaalanında üzüntüden kalp krizi geçirmesi, evlerindeki güçlü, becerikli, dirayetli yardımcı kadın Melahat karakterinin (meğer) bir süredir yatıştırıcı ilaçlarını almadığı için tüm dengesini yitirip, katil olması vb ayrıntılar bana fazla zorlama geliyor. Önceki romanlarda bu konuları destekleyecek hiç bir ipucu bırakılmamış olması Son adlı romanın inandırıcılığını yok ediyor.

Özellikle de Derya’nın kocası Hakan ile uçakta tanışan doktor Esra’nın, Şangay’da onun annesi ölmüş çocuğuna dadılık yapmayı kabul etmesi saçmalık sınırlarını bile zorluyor.

Kanadı Kırık Kuşlar’a göre İzmir’de üniversite hastanesinde görev yapan, Kördüğüm’e göre ise, İzmir’de öğrenci olan Esra, Son adlı romanda ise yabancısı olduğunu ısrarla belirttiği Ege kıyılarını görmek için yola çıkar ve ne hikmetse ve İzmir’e yarım saat mesafede olan Urla’da konaklar.

Diğer romanların hiçbirini okumamış olan ve sadece Son’u okuyan birisi bu tutarsızlıkları görmeyecek ama anlatılan hikayedeki zorlama tesadüflerin çokluğuna mutlaka şaşıracaklar.

Biraz detaylara bakalım: “Dönüş” adlı romanda Derya’nın bir yıldır Urla’da babası ile yaşadığını, hamile olduğunu, sevgilisi başarılı mimar Hakan ile evlenmek için babasının evine yakın bir yerde yaptırdıkları evin inşaatının bitmesini beklediklerini ve bu hikayenin Haziran 2013’te yaşandığını okumuştuk.

Son’da ise, Derya’nın ilk hamileliğinin olumsuz sonuçlandığını ve bebeğin düştüğünü, şimdi henüz bir yaşını doldurmamış “Ada” adlı bir kızı olduğunu, Karaburun’da küçük bir köy evinde kirada oturduklarını, kocası mimar Hakan’ın siyasi söylemleri nedeniyle işsiz olduğunu, yaşamlarını İlhami’nin desteği ile sürdürdüklerini öğreniyoruz.

Kanadı Kırık Kuşlar adlı romanın kahramanı olarak tanıştığımız Esra’nın Kördüğüm romanında da tanıklık ettiğimiz yaşamını dikkate alan okura göre iki genç kadın Son adlı romanda 2018 yılının Mayıs ayında plajda karşılaşırlar. Bu durumda Dönüş romanından sonra aradan beş yıl geçmiş olduğunu anlıyoruz. Halbuki Son adlı romanda farklı karakterler tarafından anlatılan ayrıntılardan Derya ile Hakan’ın en fazla iki – iki buçuk yıldır birlikte olduklarını anlamıştık. Yani Son romanı 2016 yazını anlatıyormuş meğer.

Fazla abartılı ve zorlama bulduğum bir husus da hem komiser Nevzat’ın, hem Derya’nın vefatından sonra kocası mimar Hakan’ın (çok kısa bir süre içinde) doktor Esra’ya aşık olmaları ve neredeyse aynı yirmidört saat içinde duygularını açıklamalardır.

Dönüş adlı romanda tanıştığımız Derya’nın annesi Eda’nın ikinci kocası David, bu yeni romanda, İlhami’nin kalp krizi geçirdiğini Londra havaalanından bindiği takside telefonuna damat mimar Hakan’dan gelen mesajdan öğrenir ve hemen Fransa’da hastaneye kaldırılan İlhami’nin yanına koşmak üzere havaalanına geri döner.

Ancak ilerleyen sayfalarda, mimar Hakan, kalp krizinden sonra bir miktar iyileşmiş olarak, ülkeye dönmekte olan eski kayınpederi İlhami’yi İstanbul havaalanında karşılayarak, Urla’daki evine götürmek üzere ta Şangay’dan kalkıp, gider. Çünkü Urla’da birkaç yıldır İlhami ile aynı evde yaşamakta olan David nedense Londra havaalanına giderken romanın da dışına düşmüştür.

Sadece bu kadar da değil. İlhami’nin nasıl ve nerede tedavi olduğu, bundan sonraki yaşamı hakkında da tam bir belirsizlik söz konusudur. Bu romana Derya, İlhami, David adlı karakterleri   “misafir” kontenjanından dahil olduğunu düşünüyorum. Oysa, kitabın arka kapağında müphem bir ifadeyle de ola şöyle yazılmış: “Kulin’in daha önceki romanlarından tanıdığımız kahramanların sona eren hikayeleri..”

Yazarımız Esra ile Hakan’ı aynı romanda niye buluşturmak istemiş, doğrusu anlamadım. Kanadı Kırık Kuşlar romanında tanıştığımız doktor Esra’nın hikayesi Kördüğüm adlı romanın tamamında devam eder ama sona ermez. Roman Esra’nın anneannesi ile birlikte 2017 Martında İstanbul’dan Antalya’ya giden uçaktaki konuşmaları sırasında bitmişti.

Bence Son hikayesi yarım kalmış olan Esra’nın hayat yolculuğunu bir sonuca bağlamak için yazılmış. Tam da bu nedenle Derya ve ailesini bu kitaba taşımak doğru olmamış. Derya ve babası İlhami karakterleri bu romanda çok silikleşmiş, adeta yok olmuş. Üsteli bu zorlama Dönüş adlı romanın hikayesini etkilemiş, etkisini azaltmış.

Bir kaç ayrıntıya daha değinerek bu yazıyı tamamlamak istiyorum.

Kanadı Kırık Kuşlar ve Kördüğüm adlı romanlarda herhangi bir parasal sorunu olduğuna tanık olmadığımız Esra, Son adlı romanda sık sık para sorunundan söz eder. Örneğin 48. sayfada “öğrenciliği sırasında yaptığı ufak tefek işleri de boşlamış olduğu için ailesinin eline bakmak zorunda kaldığını ama artık ailesinden para almak istemediğini” söyler. İlerleyen sayfalarda Şangay’da dadılık yaparak kazandığı parayı son kuruşuna kadar biriktirmekte olduğunu vurgulamışken, Şangay’dan İstanbul’a dönüş bileti almasını babasından ister. Roman biterken, 297. sayfada İstanbul’a dönüş uçağında, dünyada nerede yaşamak istediği hususunda kendi kendine değerlendirme yaparken, “kıta Avrupa’da gezip görmediği fazla yer kalmadığını, Avrupa’nın farklı noktalarını dört döndüğünü” ifade eder.

Aynı kitapta bir konuda bu kadar çelişik bilgi olması sizce de biraz fazla değil mi?

Ayrıca, kitabın son sayfalarındaki gelecekle ilgili planlarını gözden geçiren Esra’nın ağzından Ayşe Kulin Bosna Savaşında yaşananlardan yola çıkarak, kıta Avrupası ülkelerinin duyarsızlığı hakkındaki düşüncelerini ifade eder, insanlarının bencil ve iki yüzlü olduğunu belirtir. Yazar, İngiltere hariç Avrupa ülkelerinin üstünü çizdiğini, kuzey Amerika’yı aynı şekilde değerlendirdiğini, kendi ülkesinde de yaşam ve nefes alma şansının azaldığını anlatır.

Yazar son söz olarak, romanın kahramanı Esra’nın gelecekte  “insanların her anlamda özgürce yaşayabildiği, kimsenin kendi doğrusunu bir diğerine dayatmadığı, savaşın asla onaylanmayacağı, sevgi ve saygının hükmettiği bir toplumda yaşamak ve aşık olmak istediğini vurgular ve Esra’nın yönünün Afrika, Asya ve Güney Amerika yüklerine doğru olabileceğini” işaret eder.

Romanın sonunda umut olarak sayılan ülkelere baktığımızda,  pek çoğunun en temel yaşamsal sorunlarını bile çözememiş olduğunu bildiğimizden, ironik bir öneriyle karşılaştığımızı düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir