Ateşten Gömlek – Halide Edib Adıvar

Halide Edib Adıvar - Ateşten Gömlek / Selim İleri'nin sonsözüyle | turk-edebiyati | roman | halide-edib-adivar - Can Yayınları

Çocukluk yıllarımda tam anlamadan okumuş olduğum Ateşten Gömlek’i birkaç ay önce bir kez de Sesli Kitap uygulamasında dinleyince bu romanı hatırlamanın ve hatırlatmanın önemli bir görev olduğu duygusuna kapıldım.

Ateşten Gömlek romanının ana karakteri Ayşe’nin kocası ve oğlu İzmir’in 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar tarafından işgalinde öldürülmüş, kendisi de kolundan yaralanmıştır. Önceden tanıdığı İtalyan bir ailenin yardımıyla İzmir’den kaçarak, İstanbul’da yaşayan akrabaları Salime Hanım ve oğlu Peyami’nin Şişli’deki evine gelmiştir.

Ayşe’nin ağabeyi Cemal Osmanlı’nın son döneminde hemen tüm cephelerde savaşmış bir kurmay subaydır. Cumhuriyetçi fikirlere sahiptir. Halide Edib’in bu karakteri yaratırken Mustafa Kemal’den esinlendiğini düşünüyorum.

Salime Hanım zengin ve önemli bir aileye sahip, güçlü ilişkileri olan, İngiliz mandasını desteklemekte, evinde toplantılar yaparak kendisi gibi İngiliz yanlısı olanlarla yabancıları bir araya getirerek, kulis ortamı yaratmaktadır.

Peyami dönemin Hariciye Vekâletinde (Dışişleri Bakanlığı) görevlidir. Batı hayranıdır. Milli Mücadele konusunda başlangıçta hiçbir fikri yoktur. Cemal’in subay arkadaşı İhsan ile tanıştıktan sonra ve Ayşe’nin tutkusuna tanık oldukça Mili Mücadele konusuna yavaş yavaş ilgi duymaya başlar.

Cemal, kuzeni Peyami ile iyi anlaştıkları için her gün Hariciye Bakanlığı’na uğrayıp Peyami’yi almakta, birlikte zabitlerin oturduğu kahveye gitmektedirler. Orada subayların ülkenin içinde bulunduğu durumla ilgili tartışmalarından züppe hariciye memuru Peyami giderek zevk almaktadır. Peyami’nin ülkenin içinde bulunduğu duruma bakışı değişmekte, yavaş yavaş uyanmaktadır.

Kahramanlarımız hep birlikte 23 Mayıs 1919’de düzenlenen Sultanahmet mitingine katılırlar ve kürsüden konuşma yapan Halide Edib’i dinlerler. Romanda Sultanahmet Mitingi çok ayrıntılı anlatılmıştır. Mitinge kadın, erkek, çoluk çocuk büyük kalabalıklar katılmıştır. Kalabalığın önemli bir bölümü İstanbul’un arka, yoksul mahallerinde yaşayan insanlardır. Camilerin minarelerinin arasına siyah bayraklar asılmıştır. Halk Sultanahmet Meydanına sanki ülke kurtuluncaya kadar dövüşmek için ant içmeye gelmiştir. Ayşe, İhsan ve Peyami mitingi meydandaki Alman Çeşmesi’nin basamaklarına çıkarak izlemeye çalışırlar ancak ama iki yüz bin kişinin doldurduğu alanda bir şey duymaları mümkün değildir. Ancak havadaki coşku herkesi etkilemiştir. Ayşe ağlamaktadır. Peyami bile içinin coşkuyla dolduğunu hisseder.Fatih Mitingi - 19 Mayıs 1919 - YouTube

Mitingin ardından Salime Hanım’ın evinde bir İngiliz gazetecinin de bulunduğu bir salon toplantısında Ayşe “Çanakkale’deki kayıpları nedeniyle İngilizlerden özür dilenmesinin gerektiği” fikrine çok keskin bir dille hem de düzgün bir İngilizce ile itiraz ederek, salonda bulunanları şaşırtır. Sakin, sessiz, cahil bir taşralı olarak görülen Ayşe’nin bilgisi ve coşkusu dinleyenleri tedirgin etmiştir.

Peyami’nin annesi Salime Hanım artık Ayşe’nin varlığının evindeki ortamın yabancı çevrelerdeki kabulünü olumsuz etkileyeceğini düşünmeye başlar. Ayşe’nin evlerinde yaşamasının düzenlerini bozacağını, kendileri için tehlike yaratacağını oğluna anlatırken bu konuşmayı duyan Ayşe hemen toparlanır ve kısa sürede evden ayrılır. Gedikpaşa’da iki odalı bir ev kiralayarak taşınır. İzmir’den gelirken yanında getirdiği parayı İstanbul’dan Anadolu’ya kaçan subayların yol harcamaları için Mili Mücadele için çalışan gruplara veren genç kadın kendi geçimini dantel örerek ve zengin aile çocuklarına evlerinde ders vererek sağlamaktadır.

Ders vermek için gittiği zengin evlerinde işgal güçler hakkında duyduğu haberleri komitacılara iletmektedir. Yalnız yaşadığı bugünlerde İhsan ve Peyami Ayşe’yi sıklıkla ziyaret etmektedir. Her iki genç de Ayşe’ye âşıktır. Ayşe’nin mesafeli duruşunu kırmak için adeta adı konmamış bir yarış, sonuçsuz bir çaba içindedirler. Ayşe ise İzmir’e âşıktır. İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşu görmek O’nun için en önemli ideal, en büyük hedef, en güzel düştür.

Cemal ve İhsan Milli Mücadeleye katılmak üzere İstanbul’dan ayrılır. Bir süre sonra Ayşe’nin etrafındaki çember daralır. Tutuklanacağını anlayınca Peyami ile birlikte Anadolu’ya geçmeye karar veririler. Kılık değiştirerek bir kağnı ile dağ yollarından geçerek Kandıra’nın bir köyünde İhsan’la buluşurlar.

İhsan ve arkadaşları önce Bolu, Düzce ve Adapazarı tarafındaki ayaklanmaları bastırmaya çalışırlar. Adapazarı ve Geyve civarında Halife ordusu ile çarpışırlar Bölgede tam bir kargaşa hâkimdir. Bir yandan iç isyanlar çıkmakta,  bir yandan çeteler birbiri ile savaşmaktadır. Çetelerden bazıları Padişah taraftarıdır, bazısı Kuvayı Milliye güçlerini desteklemektedir. Ankara’da TBMM açılmıştır. Mustafa Kemal ve arkadaşları düzensiz çeteleri ve bağımsız güçleri bir araya getirerek, düzenli ordu kurulması için yoğun bir çaba içindedir.

İstanbul’dan gelen yolcular bir süre sonra İhsan ile birlikte Eskişehir yakınlarındaki bir köyde bulunan karargâha ulaşırlar. Ayşe hemen hemşire olarak göreve başlar. Bir köy evini sahra hastanesi olarak düzenler.

Halide Edip'in Hindistan Günleri - İpek Çalışlar - biamag

Buraya kadar anlattığımız Ayşe karakterinde Halide Edib’in Milli Mücadele tutkusunu, her ortamda yaşama becerisini, özgürlüğüne düşkünlüğünü görmek mümkündür. Hatta romanda yarattığı Ayşe karakterinin parlak gözlü, uzunca burunlu vb. kimi fiziki özelliklerini bizzat kendisinden ödünç almıştır. Halide Edib de roman kahramanı Ayşe gibi karakol örgütü için çalışmış,  Anadolu’ya geçen subaylara yardımcı olmuş, silah kaçırılmasına destek vermiştir. Tıpkı romandaki gibi muhalif kimliği bilindiği, faaliyetlerinden şüphe edildiği için tutuklanacağını anlayınca Anadolu’ya geçmiştir. Bir süre Ankara’da karargâhta çevirmen ve yazı işleri sorumlusu olarak çalışan, Anadolu Ajansının kuruluşunda görev alan Halide Edib,  1921’de Ankara Kızılay başkanı olmuştur. Aynı yılın Haziran ayında Eskişehir Kızılay hastanesinde romanda anlattığı Ayşe gibi hastabakıcılık yapmıştır.

Ayşe henüz İstanbul’da bulundukları dönemde tifo nedeniyle ağır hasta olan Peyami ile yüz yüze görüşemediği için mektupla haberleşmektedir. Ayşe’nin mektuplarında düşmanın İstanbul’u işgal etmesi ile ilgili duygu ve düşünceleri önemli yer tutmaktadır. Ayşe İstanbul’un işgalini İngilizlerin Türklere hakareti olarak değerlendirmektedir. Ulusal kuvvetlerin bu hakarete karşılık vermesi gerektiğine inanmaktadır.

Halide Edip de tam bir Türk milliyetçisidir, Ziya Gökalp ve arkadaşları ile birlikte çalışmıştır. Hatta Türk Ocakları içindeki küçük bir grubun Anadolu’ya uygarlık götürmek amacıyla kurduğu Köycüler Cemiyeti’nin başkanlığını yapmıştır. 1913 yılında Yeni Turan adlı ideal bir ülkeyi anlattığı bir kitap yazmıştır.

Yukarıda da anlattığım gibi romanın ana kahramanı Ayşe’de Halide Edib’ten önemli izler bulunmaktadır. Ayşe, Halide Edip’in romandaki temsilcisidir. Halide Edib’in Kurtuluş Savaşında üstlenmiş olduğu görevlerden bazılarını romanda Ayşe yapmaktadır.

Sözde Kızlar - Peyami Safa - 1000Kitap

Burada biraz soluklanmak ve romanla ilgili bazı gözlemlerimden söz etmek istiyorum. Peyami Safa’nın “Sözde Kızlar” romanında olduğu gibi karşımızda gene Batı hayranı sosyetenin yaşadığı Şişli ve fakir yerli halkın yaşadığı Haliç’in öte yakası çıkmaktadır. Karaköy Köprüsü iki farklı dünyayı, iki farklı bakış açısını birbirinden ayırmakta ya da daha olumlu bir bakışla söylersek, iki farklı dünyayı birbirine bağlamaktadır.

Her iki romanda da ev dışındaki sosyal hayat erkekler içindir. Türk ve Müslüman kadınlar zengin ve sosyetik de olsalar evlerinin salonlarında düzenledikleri toplantılarda sosyalleşmekte, açılıp, saçılmakta, eğlence ya da kulis faaliyetlerini konak ortamında sürdürmektedirler.

Halide Edib, Ateşten Gömlek romanında İhsan ve Cemal karakterleri aracılığıyla İstanbul’da bulunan genç subayların memleketin durumu konusundaki duygu ve düşüncelerini, İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticilerinin memleketin işgal edilmesi karşısındaki tutumlarını da okura ilk elden anlatmaktadır.

Halide Edib yazmış olduğu bu romanla aslında bir belgesel kaleme almıştır. İşgal günlerinin İstanbul’unu, Anadolu’nun durumunu anlatırken, basiretsiz yöneticilerin memleketi yok olma noktasına getirmiş olduğunu da gözler önüne sermektedir.

Bazı eleştirmenler Halide Edib’in bu romanının edebi değerinin düşük olduğunu, karakterlerin çok yüzeysel tasarlandığını, psikolojik tahlillerin derinlemesine yapılmadığını, romanda kullanılan Türkçenin zayıf olduğunu, betimlemelerin yetersiz olduğunu öne sürseler de,  hemen hepsi romanın çok coşkulu bir üslupla yazıldığı, gerçekçi gözlemlere dayandığı, samimiyetin ve inancın satırlardan taştığı hususlarında birleşmişlerdir. Romanda abartılmış hiçbir sahne yoktur. Adapazarı bölgesindeki iç isyanlar, kağnı ile yapılan yolculuklar, silah kaçırmanın ve saklamanın zorlukları, Sakarya Savaşı yakın plan fotoğrafları çekilir gibi doğrudan, hiçbir süslemeye ihtiyaç duyulmadan olduğu gibi anlatılmıştır. Bu samimi anlatım, bu gerçekçi üslup romanın en güçlü yönüdür.

Yazar Nazan Bekiroğlu bu romanla ilgili olarak yaptığı bir değerlendirmede, “Halide Edib’in romanlarındaki kadın kahramanların aşk üçgeninde kalmış, toplum değerlerine verdiği değer yüzünden kendisi için önemli olan aşkı içine atan, aşk ıstırabı ile yanan, bir nevi Ateşten Gömlek giyen, yine de toplum değerleri yüzünden kendini arka plana atan ve toplumu daha önemli gören, kutsal bir kadın kahraman olarak çizildiğini” belirtmektedir.

Ateşten Gömlek, sadece toplumun değil, karakterlerin de giydiği bir gömlek olmuştur, çünkü Ayşe kabarık milli duyguları için aşkına verdiği değeri görmezden gelmiştir. Peyami’yi ne İhsan ne de kendisi değil, İzmir’i alan kişinin onun seveceği insan olduğuna inandırması, onun milli duygularının kalbinden ve hislerinden daha değerli olduğunu gösterir.

Usta yazar Selim İleri hastaneye kaldırıldı

Yazar Selim İleri ise,  Halide Edib’in “Handan” romanı ile başlayan kadın kahraman yar

atım yolculuğunun “Ateşten Gömlek’e ulaşan süreçte, bireyselden toplumsal olana bir yol alış şeklinde gerçekleştiğini belirtmektedir. Romanda gerçekten bir ateşten gömlek sırta geçirilmiş, o ateşten gömlekle yanıp tutuşulmuş ama hiç pişman olunmamıştır. Kahramanların kimisi için ateşten gömlek İzmir’in kurtarılmasıdır. Kimisi için karşı cinse duyulan aşktır, bir bölümü içinse ikisi birdendir.

İlber Ortaylı Bey uzun yıllar önce kendisi ile yaptığımız bir söyleşide “iyi yazılmış dönem romanların tarihi belgesel olarak okunması gerektiğini” vurgulamıştı. O söyleşide bize Fransız yazar Balzac’ın Germinal adlı eserini örnek olarak göstermiş ve bu büyük romanın o dönemin Fransa’sını hemen tüm yönleriyle anlattığını açıklamıştı.

Ateşten Gömlek, İlber Hocamızın bu değerlendirmesini destekleyen çok önemli bir örnektir.  Halide Edib’in bu romanı Kurtuluş Savaşı’nı ilk ve en iyi anlatan roman olarak öne çıkmaktadır. Bu romanın doksan dokuz yıldır sönmeyen büyüsü Kurtuluş Savaşı’nı bir söyleşi akıcılığında anlatmasından kaynaklanmaktadır. Roman aynı zamanda tarihten bir sahne kadar gerçekçidir. Sultanahmet mitingi,  İstanbul’un işgali, Kuva-yi Milliye’nin kurulması, Hilafet yanlıları ile mücadele, dağınık çetelerden düzenli orduya geçilmesi, köylerin içinde bulunduğu durum, halkın çaresizliği son derece yalın, samimi ve gerçekçi bir biçimde ifade edilmiştir.

Halide Edib’in Kurtuluş Savaşı’na dayandırdığı Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye romanlarındaki ana kahramanlar olan Ayşe hemşire ve Aliye öğretmen tiplemelerini yaratırken ideal kadın özelliklerini öne çıkardığını, hatta bu kahramanları fazla idealize ettiğini söylemek istiyorum. Her iki romandaki ana kadın kahramanlarda Halide Edib’in kişisel özelliklerini görmekteyiz. Yazarımız Ayşe ve Aliye karakterlerini milliyetçilik, vatan ülküsü, zorluklardan yılmamak, istediği sonuca ulaşana kadar vazgeçmemek, hiç biri fedakârlıktan kaçmamak, yoluna inançla devam etmek, dik duruşunu asla bozmamak gibi özellikle donatırken aslında kendisini anlatmakta, kendi tavrını yansıtmaktadır.   Halide Edib Adıvar - Türk'ün Ateşle İmtihanı / İstiklâl Savaşı Hatıraları | turk-edebiyati | ani | halide-edib-adivar - Can Yayınları

Yazarımız ayrıca Türk’ün Ateşle İmtihanı adlı kitabında zaferle sonuçlanan Kurtuluş Savaşı ile ilgili anılarını kaleme almıştır. Halide Edib savaş sırasında Yunanların halka verdiği zararları incelemek ve raporlamakla sorumlu Tetkik-i Mezalim Komisyonu’nda görevlendirilmişti. Vurun Kahpeye adlı romanını bu görevi sırasında yaptığı gözlemlere dayanarak tasarlamıştır. Kalp Ağrısı ve Zeyno’nun Oğlu adlı romanlarında da Kurtuluş Savaşı’nın değişik yönlerini kendi gözlemlerine dayanarak anlatmıştır.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kurtuluş Savaşı sırasında 1921’de Ankara’ya gidince bir süre Halide Edib ve eşi Adnan Adıvar’ın evinde misafir olmuştur. Halide Hanım, o sohbet sırasında Yakup Kadri’nin ‘Ateşten Gömlek’ adında bir ‘Anadolu romanı’ yazmakta olduğunu öğrenince, bu adı çok beğenip, benimsemiş ve Yakup Kadri’den daha önce davranıp, iki-üç  ay içinde eserini tamamlamıştır. Böylece Yakup Kadri’nin bulduğu, Hallide Edip’in benimsediği ‘Ateşten Gömlek’ adı hem vatanın içinde bulunduğu felaketi, hem de bu felaketi yaşayan, aşkları, ihtirasları, kıskançlıkları ve vazifeleri arasında kalan insanların ruh çatışmalarının da ifade edildiği bir roman olarak ortaya çıkar. Halide Edip bu olayı da kitabının başında ‘Yakup Kadri’ye’  başlıklı açık mektupta anlatmış ve mektubunda “bundan 50 yıl sonra bir kütüphane rafında belki de ikimizin aynı adlı kitapları yan yana bulunacaktır” demiştir. Ayrıca bu konuyu  ‘Türk’ün Ateşle İmtihanı’ başlıklı anılarında da anlatmıştır. Yakup Kadri ise yazmakta olduğu Anadolu romanını Yaban adıyla yayınlamıştır.

Ateşten Gömlek romanı, Sakarya Savaşı’ndan sonra yaralı olarak hastanede yatan Hariciye memuru Peyami‘nin ağzından yazılmış bir hatırat şeklinde kurgulanmıştır. Peyami, Ankara’da Cebeci Hastanesinde başındaki kurşunun ameliyatla alınmasını beklerken 4 Teşrinisani (Kasım) ile 17 Kanunu-evvel (Aralık) tarihleri arasındaki kırk üç günde hatırladıklarını bir deftere yazmaktadır.

Romanın son bölümünde iki doktorun arasında geçen konuşma çeşitli yorumlara neden olmuştur. Kimileri bu bölümü Sakarya Savaşı’nın isimsiz kahramanlara bir saygı duruşu olarak yorumlarken, bazı eleştirmenler ise “Ayşe karakterinin sahiciliğine yazarın kendisinin de inanmadığı için bu sonu uygun bulduğunu” iddia etmişlerdir.

Ateşten Gömlek ilk kez 1922 yılında İkdam gazetesinde 6 Haziran-11 Ağustos 1922 tarihleri yılları arasında tefrika edilmiş, aynı yıl kitap olarak basılmıştır. Bu romanın 1924 yılında İngilizceye Halide Edib tarafından çevrilmiştir.

Roman Türk halkı tarafından benimsenip çok okununca ünlü yönetmen Muhsin Ertuğrul tarafından 1923 yılında aynı adla beyaz perdeye aktarılmıştır. Filmin yapımcılığını Kemal Film üstlenmiştir. 1923 yılında sinemalarda iki ayrı bölüm olarak (çift bilet karşılığında) seyirciye sunulmuştur. Ateşten Gömlek filmi Türk kadınların rol aldığı ilk sinema filmi ve Türk Kurtuluş Savaşı konulu ilk film olma özeliklerini taşımaktadır. Filmde Ayşe rolünü canlandıran Bedia Muvahhit ve Kezban rolünü canlandıran Neyyire Neyir, bir sinema filminde rol alan ilk Türk kadın oyuncular olarak sinema tarihine geçmiştir.

Ateşten Gömlek romanının ikinci kez sinemaya uyarlanışı 1950 yılında yönetmen Vedat Örfi Bengü tarafından gerçekleştirilmiştir.

Ateşten Gömlek romanından 1987 yılında TRT tarafından uyarlanan Ateşten Günler dizisinde Haluk Bilginer, Müşfik Kenter ve Zuhal Olcay gibi oyuncular rol almıştır.

Ateşten Gömlek romanının konusu hakkında daha fazla ayrıntıya girmeden geniş bir özetini buraya ekliyorum.

https://www.makaleler.com/atesten-gomlek-romaninin-ozeti-ve-tahlili

Son söz olarak; Halide Edib’in Kurtuluş Savaşı ile ilgili kitaplarını okumanın ve çocuklarımızın okumasını sağlamanın görevimiz olduğunu düşünüyorum.

Halide Edib’in eserlerini çocukların ve gençlerin katılacağı okuma atölyelerinde birlikte okuyarak, romanlarda anlatılan olayları ve kişileri tek tek inceleyerek, bu vatanın kurtuluşunun ve Cumhuriyet’in kuruluşunun hangi koşullarda başarıldığını genç kuşakların iyi anlamasını ve içselleştirmesini sağlamamız gerektiğini düşünüyorum.

Halide Edib gibi Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Reşat Nuri Güntekin de yaşadıkları dönemin tanıklığını kitaplarına belgesel gerçekliğinde, samimiyetle ve başarıyla taşımışlardır. Büyük yazarlarımızın eserlerinin sadece özeti çıkarılacak dönem ödevi olarak algılamaması için, dönem romanlarının her birinin çocukların kendilerini ifade edebilecekleri, düşüncelerini, duygularını yansıtabilecekleri, yaşanmışlıkları canlandırabilecekleri uygun ortamlarda incelemelerinin daha yararlı olacağına inanıyorum.

Birsen Karaloğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.