BALCA DİL- YAZINSAL ÜST DİL/ Berna Küçükoğlu
 Kitap yazmak, yayımlatmak her zaman zor olmuştur yazar, şairlere… Düşünce emekçilerinin kolay oluşturmadığı yapıtlarına iyi davranmak gerektiğini düşünürüm her zaman. Bize güzel sanat kollarından en güzelini yazın/edebiyatı armağan ederler çünkü…Geçmişi bugüne; bugünü geleceğe yazı/yazınla aktarırlar, bambaşka evrenler kurarlar bize. Onları ne kadar anlıyoruz? Ne kadar doğru yorumluyoruz? Onların aktardığı dili ne kadar biliyoruz?
Ulusların, toplumların, yazar, şairlerin  genç kuşaklara birikim/kültür   aktarımları sözlü ya da yazılı anlatım ( ifade) ile olur. Anlatım bir duygu-düşünce, olayın konuşma ya da yazıyla aktarılmasıdır. Kültürel değerler sözlü-yazılı anlatımla bugünden yarına köprüler kurarak milyar yıllarda edebiyat/ yazını oluşturmuştur.
Bizde   Türk edebiyatındaki   ilk makale örneği Tanzimat Döneminin kurucusu olan İbrahim Şinasi’(1826-1871) nin ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval’de yayımladığı Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi  adlı yazısıdır, edebiyat sözcüğünü ilk kez o dile getirmiştir.
Peki, o tarihe kadar biz edebiyatı keşfedememiş miydik? Edebiyat ürünü oluşturamamış mıydık? 6. yüzyıldan bu yana edebiyat oluşturduğumuzu tarih/edebiyat tarihi vb. belgeliyor ve hatta daha öncesini de…Çünkü Çovr(Çöyr) Yazıtları  (682-691),Göktürk Yazıtları 7. yüzyıla tarihlenir. İlk belgelerimiz niteliğinin yanı sıra edebiyat içeriği olan belgeler sayılır.
 Yine sözlü ürünlerimizin   yazın dili…Sözlü yazının gücü masallardan, ninnilerden, manilerden, türkülerden, destanlardan, efsanelerden… gelir. Türkçenin ve Türk dillerinin yaşı çok eskidir. Yirmi ülke bugün hâlâ Türkçe konuşur, yazar kendi lehçeleriyle, şiveleriyle… Dil- Abece- Yazı üçlüsü tarihsel yolculuğunda ilerleyerek yazı, yazın dilimizi oluşturdu; yazar, şair, halk ozanlarının dillerine, kalemlerine sağlık!
 Bugüne bakarsak dil/ konuşma/ yazı dili sorunsalı birbirinden   farklı gelişimler göstermektedir. Yazılı anlatım; kültür dili, yazı dili, uygarlık dili, resmî dil, yazınsal/ edebî  dil gibi adlandırılır. Bizim için bu noktada, yazınsal/edebî dil terimi önem kazanır. Yazınsal dil, bir ulusun konuşma dili ve yazı dili oluştuktan sonra kültür dili diyebileceğimiz bir söyleyiş tabanında daha çok hissedilen, kişisel, öte yandan yaşamın   gerçek değerleriyle kaynaşan estetik, özgün bir anlatım biçimidir
Edebî dil, tıp dili gibi, hukuk dili gibi, matematik dili özel/ hususi dildir. Bunları anlamak için her bir ihtisasa ait hususi bir kültüre ihtiyaç vardır. Yazı dili (mesela alelade bir mektubun dili) müşterek dildir ve bir ihtisasın ifadesi değildir. Edebî dil, yazı dili içinde takip edilmekle ve zaman zaman yazı dili anlamıyla kullanılmakla beraber, ondan farklı bir terimdir. Edebî dil terimi, edebiyat yapıtlarında görülen dildir.
Yazınsal dili tam kavrayabilmek için, ‘günlük dil’ ve ‘bilim dili’ kıyaslaması yapmak gerekir. Günlük dilde, ‘Yağmur yağdı.’, ‘Fırtına dindi.’, ‘Hava açtı.’ vb. ifadeler/tümceler birçok iletinin yanında temel olarak konuşma ve haber işlevini yerine getirir. ‘Bugün Ankara’da ısı  – 2 derece. ’ tümcesi, günlük konuşma dilinde   haber değeri taşır. Bu tümce yeterli ölçüde işlenir, kendisinden önce/ sonraki ifade kalıpları ile estetik uyumu sağlanırsa yukarıdaki örnek cümlelerden her biri, istersek  yazınsal dilin bir parçası olabilir.
‘Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar …’ Bedri Rahmi Eyüboğlu(Çakıl şiiri)
 ” dizelerinde estetik ve çağrışım basamağına yükselen bir söyleyiş ve ahenk, müzik değeri ile birlikte yazınsal dilin oluşumu hissedilir. Bu örnekte yazınsal dil, duygu yoğunluğu akışıyla oluşur.
Mecaz(değişmece) kullanımın yazınsal dili oluşturmada daha uygun bir seçim olduğuna dair yaygın bir kanaat, alışkanlık,  gelenek  vardır. Bunun yanında halk edebiyatı örneklerinde gördüğümüz ve 1940’tan sonraki Türk şiirinde karşılaştığımız bazı ifadelerde, yazınsal   dilin oluşumu için mecazın sınırlarına girmeden söylenen dizeler gerçek anlamlı kalıpların da yazınsal dil oluşturabileceğini gösterir:
Çağır Karac’oğlan çağır
Taş düştüğü yerde ağır
Güzel sevmek günah değil
Ben kitapta yerin gördüm
 Yazınsal dil, günlük dilin bütün gerçekçi yapısını kullandığı gibi gerçek hayatın anlam sınırını aşacak ifadeler ile oluşan mecazlar sistemini ve benzetmeler tekniğini benimser, kullanır ancak  yazınsal  dilin mutlaka mecaz ve imaj, simge, motif gibi (günlük dile göre) dolaylı bir anlatımı benimsemesi her zaman beklenmemelidir. Didaktik veya pragmatik olan ve mantık sistemi kuvvetli olan ama kurgusal çağrışımlar oluşturan bir metinde de yazınsal dil kullanılmış olabilir.
 Her estetik ifade, aynı zamanda bir ileti cümlesinden yola çıkılarak belirlendiğine göre ve muhatabı, o estetik yorumu, düzenli tümcelere çevirerek anladığına göre, yazınsal   dilin iletişim değeri de asla gözden kaçırılmaması gereken bir niteliktir. Daha çok beş duyuya hitap eden ve zorunlu gereksinimlere yanıt arayan günlük dilin ve akla hitap eden bilim dilinin yanında yazınsal dil, bütün bunları kapsamakla birlikte soyuta, birden çok anlam ilgisine, kurguya, çağrışım dokusuna, genellikle duygusal ve imgesel iklimlere ve estetik bir dünyaya açılan yorumlara sahiptir.
Günlük dil, deyim ve atasözü gibi kalıplarla ve kurgusal bir yorumla yazınsal  dile yaklaşır. Bilimsel ifade de açıklamayı, iddia ve ispatı, somut açıklaması, verilerin matematiksel mantık silsilesini bıraktıkça   yazınsal  dile yaklaşır.
Günlük   dilin   sözcük sayısı yazınsal dilin sözcük sayısından daha azdır. Konuşma dili genellikle, günlük yaşamın zorunlu, gerçek  gereksinim  kalıplarıyla somuta indirgenebilecek örnekler taşıdığı hâlde yazınsal dilin örnekleri, her zaman somuta açılmaz ve onu oluşturan sanatçının kurgusal dünyasındaki kişisel yönelişlere uzanır. Oradan da okuyucunun   çağrışımları harekete geçecektir. Yazınsal   dilin en belirgin özelliklerinden biri, onun kurmaca ve gerçeğimsi (imgesel,hayalî) farklı başka bir dünyada var olmasıdır. Günlük dilin ve bilimsel  ifadenin en önemli özelliklerinden biri ise, gerçek dünyanın anlam kalıplarına ait önermeler taşımasıdır. Yazınsal dil, gerçekten söz etse   bile, onu kendine özgü bir üslup ve terkip ile anlatır.
Bir yazının yazınsal   olabilmesi için ‘kurmaca dünyası’nda estetik bir ifadeye ulaşması gereklidir ve ayrıca heyecan uyandırması, heyecana dayalı bir ilgi merkezi oluşturması beklenir. Çok doğaldır ki yazınsal yapıtlarda yazar ulaştığı evrenleri okuyucu ile paylaşır. Psikoloji bilim dalında genel olaylardan, varsayımlardan kurmaca çatılardan ya da senaryolardan da söz edilebilir ama bu sınırdaki metinler, her zaman, estetik evrenleri paylaşma özelliğini taşımaz. Estetik endişe taşımaz ise yazınsal dilin sınırları içinde yer alamaz. Bu durumda sözcüklerle ifadenin kurmaca dünyası, estetik biçimde bütünleşmeden yazın dilinin oluşabileceği söylenemez.
 Yazınsal   dil, şiir ve sanat gibi üç kavram, güzel’de buluşur. Yazınsal dil; yazarını ve okuyucusunu birbirine bağlayan ve özgün bir iletişim sağlayan ortak bir doku sayılmalıdır. O dokunun içinde, biçem(üslup), sözcük hazinesi, sözcüklerin birbiri ile olan bağlantıları, konunun ele alınış biçimi, mecazlar dünyası, tümce ve bölümlerin sırası, kurgu dünyası, içerik ve biçim ilişkileri gibi iç içe girmiş konuların tek bir ifadede toplandığı görülür. Bu birliktelik, özgün bir anlatım ağı oluşturur.  Şair, “Ayva sarı, nar kırmızı, sonbahar”* sözcük dizisini, bir yazınsal dil tabanında   söyler.  Bu sözcüklerin   hepsi günlük dilde kullanılır ve tek tek anlamları da günlük dildeki anlamın hemen aynısıdır ama günlük dilde, “ayva sarı, nar kırmızı” ifadelerinden sonra “sonbahar” sözcüğü   gelmez. Gelse bile, bu üslup ve anlamı kuramaz. Bu sıralama   yazınsal   dilin oluşumuna bir örnektir.
Gitsem yenilirim, gitmesem öldüm” dizesi, konu ve anlatım yönüyle yazınsal  dilin dokusunu hissettirir. “Neler çeker bu gönül, söylesem şikâyet olur” dizesinde sözcüklerin çoğu gerçek anlamı ile kullanılmıştır ama sözcüklerin   birbiri ile olan ilişkisi bir estetik öbek oluşturur ve bizi yine   yazınsal dile götürür. Yazınsal dilin kurmaca (kurgusal, itibari, gerçeğimsi..) yapısı, geri plan ve çağrışım zenginliği açısından bu biçimde  günlük dilden ayrılır.
Yazınsal dil hakkında yazdığı makalede, ayrıntılı bilgiler veren İsmail Çetişli, edebî dilin özelliklerini şöyle   sıralar:
1.günlük hayatta kullanılan dil değildir,
 2.ilmî hayatta kullanılan dil değildir,
 3. ortak yazı dilini esas alır
4. işlenmiştir,
5. zengindir,
6. kişiseldir
8. söz’dür,
9. ortak/tabii dile göre sapmadır,
10.belirsiz, üstü örtük, kapalıdır,
11. Varlık amacı güzelliktir,
12.bire bir tercüme edilemez,
13. bir ulusun ortak dil hazinesidir.
 İsmail Çetişli   çok yönlü bir genel değerlendirme yaparak görüşlerini şöyle belirtir:
edebiyat dili/edebî dil, günlük ve ilmî dille aynı kaynaktan beslenmesine, aynı dil unsurlarını kullanmasına rağmen, onlardan bir hayli farklı ve başka bir dildir. Söz konusu farklılık, tamamiyle dil veya dil unsurlarının farklı biçim ve tarzda kullanılmasından; onlara farklı anlam, ses, çağrışım ve duygu değerleri yüklenmesinden; onların yeni ve orijinal terkiplere dönüştürülmesinden kaynaklanır. Bir başka ifadeyle edebî dil, dilin alelade bir iletişim ‘vasıta’sı olmaktan çıkarılıp ‘amaç’ seviyesine yükseltilmesi ve sanat objesine dönüştürülmesi ile elde edilir.
Şair /yazar dediğimiz insanlar, sahip oldukları olağanüstü sabır, gayret, hassasiyet, estetik   değerlerin   gelişmişliği   ve kabiliyetleriyle böyle bir dil terkibinin sanatkârlarıdır…
Hepimizin çok iyi bildiğini sandığımız dil, şair/yazarların kaleminde dinleyen ve okuyanda heyecan ve hayranlık uyandıran bir güzellik objesine; yani yazın sanatına dönüşür.  Buradan hareketle diyoruz ki yazınsal   dil, dil içinde bir ‘üst dil’dir. Üst dili anlayabilmek, kavrayabilmek   bilinçli okuma/ okuyucu/eleştirmenler ister…
……………………………………….
1.TAED 36, 2008, 23-47 A.Ü., İsmail Çetişli, Sayı 36, s.23,26,28,47 Erzurum 2008.
2.Dr. Mehmet ÖNAL çev., R. Wellek,- A.Warren, age., s.8, 29, 30.
3.Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları, s.68.
4.TDK Türkçe Sözlük, Yazım Kılavuzu (Son baskı)
  1. Antoloji. com(Karacaoğlan, Cahit Sıtkı Tarancı, Zeynep Aksu, Bedri Rahmi Eyüboğlu,Ş.Yahya şiirleri)
 
Ana Sayfa
Formun Üstü
Formun Altı

3 thoughts on “BALCA DİL- YAZINSAL ÜST DİL/ Berna Küçükoğlu

  1. Nilgün ŞEN dedi ki:

    Yazınsal dili çok güzel anlatmışsın arkadaşım. Tebrikler Yeni yazılarını bekliyorum

  2. Birsel Aygün dedi ki:

    Berna’cığım yüreğine,kalemine sağlık canım.❤

  3. Birsen Karaloglu dedi ki:

    Bernacım, şimdi okudum yazınsal üst dili anlatan makalenizi. Edebi dilin farkını gösteren örneklerle bezeli bu yazınız konuya ilgi duyanlar için kolay okunan, anlaşılır bir kaynak olmuş.

    Bildiğimizi sandığımıız bir çok şeyi yazılarınız aracılığıyla yeniden hatırlıyor, eksiklerimizi gideriyoruz.
    Teşekkür ederiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir