Hikaye Anlatamayan Kadın/ Ayşegül Gezgin

Emekliye ayrılacakmış. Nazmiye’nin kocası. Nasıl da ağzını doldura doldura iştahla anlatıyor. Bir yandan tabağındaki çeşit çeşit ikramları ağzına atarken bir yandan diğer elinin başparmağı ile dudak kenarındaki kırıntıları temizliyor. Yemesi de anlatması da aynı iştahla. Benzer yaşantılarımız olmasına rağmen, o anlattığı zaman en basit olay bile dizi film izlercesine heyecanla dinlenir. Az evvel dünkü pazar muhabbetini anlattı. “İnsanın on tane çocuğu olacağına, bir tane hayırlı hanımı olsun” demiş buna pazarcı. Altı kadının kahkahaları, bol mobilyalı dar odayı doldurdu. Oysa ben başlasam anlatmaya alçacık sesimle, daha dün pazara gittim demeden, birisi atılır hemen pazarın pahalılığından ya da kendi başına gelen başka bir olaydan devam eder. Yarım cümlemle baş başa kalırım. Hikaye anlatamayan kadının hikayesi benimkisi. Sözümü kesmeden dinliyorsunuz ya ne güzel. Hazır sizi bulmuşken devam edeyim anlatayım.

Emeklilik diyordum. Benim beyim de emekliye ayrılacak. Aynı yerde çalışırlar Nazmiye’ninkiyle. Şirketin işleri kötüleşince çalışanları azaltmaya yaşı gelenleri emekli etmekten başlamışlar. Nazmiye’nin  işi kolay, onunki kahveye gider saatlerce okey oynar hiç olmazsa. Benimki yarım saat yürüyüşe çıksa iyi.  Bütün gün tepemde olacak. Sadece kendi olsa neyse, artık evde diye, çok düşkündür ya, torununu okuldan alıp eve getirecek. Kıza dur diyen olmayacak, şekerli elleri ile iz yapacak duvarlara kapılara. Kızı da daha sık gelecek elbette. Bir türlü beğenmez beni, her yaptığımı rahmetli annesiyle kıyaslar. Annem böyle yapmazdı diye burun kıvırmaya devam edecek. Laf sokma huyu vardır, ince ince dokundurur. Cevap vermeyince anlamadığımı mı sanır bilmem. Sözüm ona geldiğim yeri unutturmayacak bana. Ben geldiğim yeri unutur muyum hiç? Sultanbeyli kırsalında geçti çocukluğum gençliğim. En çok kapı önü muhabbetlerini özlerim oranın. Soğuk değilse çayımızı çekirdeğimizi alır, konu komşu  kadınlar toplanır otururduk kapı önünde. Halı yıkaması da zevkli olurdu, hep beraber foşur foşur birbirimizi ıslata ıslata. Sonra arkadaşlarım evlendiler birer birer. Benim de iyi kötü kısmetlerim çıktı ama abimle yengem hepsine bahane bulup engel oldular. Hasta anama bakardım ben. O vefat edince hemen bir tanıdık ayarlayıp acele evlendirdiler beni. Annemle oturduğumuz evi satıp, parasıyla kendi işlerini kurdular. Haklılar tabi zordur el kapısında çalışmak. Ben de memnunum beyimden, beş yıl kadar oluyor evleneli. Bir gün bile bir şeyimi eksik etmedi. Hem alkolü, dayağı da yok. Şimdiye kadar ne iyiydi hayatımız.

Sabah onu bir tostla işe gönderip, kendi işime gücüme bakardım. Ev işleri yaparken televizyonun sesini sonuna kadar açmayı çok severim. Sevdiğim şarkıysa eşlik ederim, sesim hiç fena değildir. Sonra öğlen olur, komşulardan bana gelen yoksa ben birine giderim kahve içmeye. Bazı günler komşularımdan birinin uzak bir yerde işi olur. Neyse artık hastası, akrabası ya da alışverişi. Beni yanına çağırır arkadaş olayım diye. Beraber gideriz, değişiklik olur bana da. Anlatmayı pek beceremem ama iyi dinlerim, dedikodum da yoktur, o yüzden severler beni sağ olsunlar. Hep çağırırlar. Elim de iyidir, öyle derler. Misafirleri gelecek olsun kıymalı börek yapmaya da giderim onlara. Akşam olur  benimki gelir. Yemeğini yedikten sonra köşedeki koltuğuna çekilir. Önce çoraplarını fırlatıp atar ayak parmaklarını bir iki oynatır, gerinir, kaşınır. Sonra televizyonun karşısında uyur kalır.

Ya şimdi ne yapacağız? Emekliye ayrılacak. Her günümüz Pazar gününe mi benzeyecek? Sabahları geç kalkacak, gürültü etmeyeyim diye işime başlayamayacağım. Kahvaltı ederken etrafa saçtığı simidin susam tanelerine takılacak gözüm. Öğleye kadar mutfak penceresinin önünde elinde gazetesiyle çayını içecek. Gazetesi bitince mutfakta benim işlerime karışmaya başlayacak. Pilavın pirincini az kavurdun, yemeğin yağını çok koydun diyecek. Kim bilir kaç kez kalkıp çişe gidecek, ben de her defasında arkasından gidip klozetin sağına soluna sıçrattığı sidikleri sileceğim.

Arada, kolumdan tutup yatak odasına götürecek beni gündüz vakti. O üstümde uğraşıp dururken hoyratça, gözüm tavanın köşesindeki rutubet lekesinin genişleyip genişlemediğine takılacak. Avizenin taşlarını sayacak, üzerindeki tozları göreceğim. İşini tamamlayabilirse iyi, dersinden geçmiş çocuk, zafer kazanmış komutan edasıyla gerinerek geçecek koridordan. Yarım kalırsa kötü, tüm gün huysuzlanacak kabahat bulup  duracak bende. Ben her koşulda onun terinden tükürüğünden yapış yapış kalkacağım. Geçen gün Zehra geldiydi kahve içmeye lisede okuyan kızıyla. Televizyon açıktı. Kadın programında, kocası dahi olsa eğer bir kadın isteği dışında yatıyorsa tecavüz oluyormuş diye konuştular. Boş bulundum “o zaman ben hep tecavüze uğruyorum” deyiverdim. Der demez de pişman oldum. Zehra’yla kızı kocaman açıp gözlerini, baktılar ya bana, çok utandım.

Bundan böyle evde adam var diye komşularım da gelmez artık.

 Emekliye ayrılmasa iyiydi.

Ne güzel düzenimiz vardı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.