SÖZDE KIZLAR – PEYAMİ SAFA

Peyami Safa daha ilk gençlik yıllarından itibaren annesi ile yaşadığı evin geçimini üstlenmek zorunda kalmıştır.

Sekiz yaşından itibaren kolunda başlayan kemik veremi nedeniyle çok çile çekmiş, on yedi yaşına kadar bu hastalıkla boğuşmuş, kolunu kaybetme noktasına kadar gelmiştir. Yaşadıklarını Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı ünlü romanına neredeyse bire bir taşımıştır. Hem hastalığı hem de yaşamak için ve çalışmak zorunda olması nedeniyle lise eğitimini yarıda bırakmıştır.

Peyami Safa, Şiir dışında hemen tüm edebi türlerde (öykü, roman, deneme, fıkra, makale, biyografi, polisiye) sayısız eser kaleme almış, çok başarılı romanlar yazmış, yıllarca gazetelerde çalışmış, dergi çıkarmış, Türk Edebiyatında yazdığı romanlar ile psikolojik roman geleneğini başlatmıştır. Son derece üretken bir yazar olan Peyami Safa, yaşamını sadece kalemiyle kazanmıştır. Usta edebiyatçımız her yaştan, her düzeyde okura hitap edebilen, güncel olayları işleyen sürükleyici romanlar yazmıştır.

Gazete ve dergilere geçim derdi nedeniyle ve acil para kazanma ihtiyacı ile yazmış olduğu romanlarından biri olan Sözde Kızlar’ın okur tarafından çok sevilmiş ve benimsenmiş olmasına pek şaşırmış, kitabın üçüncü baskıya ulaşmasını şu sözlerle değerlendirmiştir:

Bence kıymetsiz olan bu kitabın halk arasında bugün üçüncü tabını idrâk edecek derecede bir muvaffakıyet kazanması, herhalde farkında olmadan okuyucuya, sonradan yazacağım eserlerin iyiliğine ait bir vaitte bulunmuş olmama hamledilebilir. Belki halk sezişi o kitapta hâlâ büyütüp olduramadığım bazı mahsullerin çekirdeklerini keşfeder olmuştur.”

Sözde Kızlar | D&R - Kültür, Sanat ve Eğlence DünyasıYazarın bizzat kendisinin, “birilerine kendini ispat etme telaşıyla değil, geçinme kaygısıyla kaleme aldığını” dile getirdiği Sözde Kızlar, 1922 yılında Sabah Gazetesinde “Serâzâd” imzasıyla tefrika edilmeye başlanmıştı. Gazetenin kapanması üzerine romanın tamamı yayınlanamamış, kitap halindeki ilk baskısı 1924 yılında gerçekleşmiştir.

1924 yılında ünlü yönetmen Muhsin Ertuğrul kitabı senaryolaştırmış ve uzun metrajlı film olarak çekmiştir.

1968 yılında beyaz perdeye bir kez daha uyarlanan roman, 1980’li yıllarda TRT tarafından radyo tiyatrosu olarak seslendirilmiştir.

Peyami Safa’nın daha 20 yaşına gelmeden yazmaya başladığı Sözde Kızlar okuruna I. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle 1918’de imzalanan Silah Bırakışmasının ardından Anadolu’da yaşanan işgali ve İstanbul’daki yaşamı,  halkın içinde bulunduğu durumu farklı sınıflar ve farklı kültürel ve sosyal çevreler üzerinden anlatmaktadır.

Sözde Kızlar, ülkemizde Ötüken Neşriyat tarafından basılmaktadır. 26 Ağustos 2021 tarihinde, yani sadece bir ay önce kırk dokuzuncu baskısının yapılmış olması romanın güncelliğini korumaya devam ettiğinin açık kanıtıdır.

240 sayfa sayısına sahip olan roman çok kolay okunmaktadır. Romanın anlatım dili akıcı, betimlemeler ise çok güçlüdür. Romanda yer alan önemli karakterler oldukça iyi işlenmiş, yan karaktere ise kısaca dokunulmuştur.

Ötüken Neşriyat tarafından kitabın arka kapağına yazılan tanıtım yazısını buraya alıntılamakla yetiniyorum.

“Peyami Safa’ya ilk edebî şöhretini kazandıran Sözde Kızlar romanı; Anadolu’nun muhtelif bölgelerinin İtilaf Devletlerince işgal edildiği Mütareke döneminin bunalımlı günlerinde, Yunan saldırıları sırasında kaybolan babasını aramak amacıyla İstanbul’a gelen Mebrure adlı bir genç kızın İstanbul sosyetesinin savaştan bile yıkıcı, yozlaşmış hayatlarına girmesiyle başlar. Bir yanda yalnızlığın çaresizliği, diğer yanda içerisinde kalınan muhitin kendisine tesir etmeye çalışan ahlakî çöküntüsüyle verilen mücadelede; sözde kızların, bir uçurumdan diğerine yuvarlanan hayatlarına şahitlik etmekteyiz. Çarpık ilişkilerin, yalanların ve yalnızca gününü gün etme anlayışının hâkim olduğu bu çevrede, devletin ve milletin içinde bulunduğu savaş ortamına kayıtsız kalınmakta ve Türk milletinin kıymet verdiği bütün değerler çiğnenmektedir. Sözde Kızlar, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren büyük bir ilgiyle okunmuş ve sevilmiş, birkaç defa da sinemaya aktarılmıştır.”

Yukardaki satırlardan romanın neden bu denli popüler olduğunu kolayca anlamaktayız.  Bu tanıtım romanda cinsel içerikler olduğunu, ölçüsüz biri eğlence hayatından sahneler bulunduğunu okura adeta fısıldamaktadır.

Bu roman, Mondros Mütarekesi’nin ardından ülke işgal altındayken, düşmanın önünden kaçan kadınlar, yaşlılar ve çocuklar yollarda, hanlarda, kovuklarda per perişan yaşama tutunmaya çalışırken, İstanbul’da savaşın gerçekliğine gözlerini yummuş, top seslerini duymamaya yeminli,  hatta işgal güçleri ile yakınlaşma peşinde bir avuç sosyetik insanın yaşamına deyim yerindeyse kamera tutmuş.  Peyami Safa görsel yönü çok güçlü bir eser yazmış.  Bu roman bir dönem romanı olarak okunmalıdır. Yazarın cömertçe paylaştığı gözlemlerinden yararlanarak, 1920’lerin hemen başındaki İstanbul’dan ve İstanbul halkının yaşamından doğrudan bilgi sahibi olmak mümkündür.

Beta Kitap Fatih Harbiye Fiyatı, Yorumları - TRENDYOLPeyami Safa’nin bir başka ünlü romanı olan Fatih -Harbiye gibi, Şişli ve Fatih’in bir mahallesi olan Cerrahpaşa Sözde Kızlar’a mekân olarak seçilmiştir. Harbiye ve Şişli semtleri Batı tarzı yaşamın önde olduğu bölgelerdir. Oturulan apartmanlar, kullanılan ev eşyaları, giysiler,  yemekler, sosyal toplantıların şekli ve içeriği, hatta yabancı sözcüklerin eklendiği günlük konuşma dili ile bambaşka bir dünyadır. Batı tipi yaşamın, ya da kısaca modernleşmenin simgesi niteliğindendir.

Oysa Fatih ve Cerrahpaşa semtleri iki katlı cumbalı evleri, sokaklarında çeşmelerden su taşınan geleneksel giysilerin tercih edildiği, daha doğrusu gelir düzeyi daha düşük olan, yoğun bir mahalle baskısının söz konusu olduğu, dinin günlük yaşamda ağırlığının hissedildiği bir bölgedir. Bu özellikleri ile Doğu tarzı geleneksel yaşamı ve değerleri temsil ettiği kabul edilmektedir.

Fatih – Cerrahpaşa bölgesindeki durağan ve renksiz yaşamdan sıkılan, Batı tarzı yaşamı özleyen gençlerin eğitim ve yetenek gibi niteliklerden yoksun olmalarına aldırmadan içine savruldukları eğlence hatta sefahat ortamında yok olmaları kaçınılmazdır.

Peyami Safa’nın bu roman ile modernleşme yanlısı olanların aynı zamanda ahlaksız olduklarını göstermeye çalıştığını savunanlar olmuştur. Ancak bu yanlış yargıya katılmak mümkün değildir. Romanın ana kahramanı Mebrure Manisalı orta halli bir tuhafiyecinin kızıdır ve babası tarafından İzmir’de Amerikan Kız Kolejinde yatılı olarak okutulmuştur. Amerikan Koleji eğitimi Mebrure’nin vatan sevgisini, kayıp babası ve ülkesi için kaygı duymasını engellememiştir.

Yazarımız yarattığı Mebrure karakterini ülkesine ve ailesine bağlılığı, kararlı duruşu, mücadeleci ruhu ve o döneme göre önemli bir eğitime sahip olması gibi özellikler ile donatarak, Batı Uygarlığını şekil olarak almak yerine, olumlu yönlerinden yararlanmak gerektiğini anlatmak istemiştir.

Diğer yandan babasının Büyükelçilik Müsteşarlığı görevi nedeniyle bir dönem yurt dışında bulunmuş olan Nevin konuşmasına sürekli Fransızca sözcükler katmaktadır. Ayrıca Nevin’in aşırı makyaj yapması, şık giysilere meraklı olması, içkili ve eğlenceli ortamları sevmesi, bedensel hazza düşkünlüğü, aile ve ülke kavramlarını önemsememesi ve mutlak bencilliğini öne çıkaran Yazarımız, plansız programsız, amaçsız, özde değil sözde taklitçi bir modernleşmenin yozlaşmaya neden olabileceğini anlatmaktadır.

Sözde Kızlar - Peyami Safa - 1000KitapTam burada romandan bir anekdot aktarmak istiyorum.  Nevin’in Napolyon adında çikolata ile beslediği, Fransızca komutlar verdiği köpeğin evin içinde yaşıyor olması da bir Batı özentisi, alafrangalık olarak değerlendirilmiş. İşte bu cümlede dönem romanının bir örneği ile karşılaşmaktayız. Demek ki;  1920’lerin başında köpeklerin ev içinde (salon ve odalarda)   yaşaması Türk halkı tarafından yadırganan biri hususmuş. Oysa kediler çoktan Türk evlerindeki ocağın, sobanın ve mangalın kenarındaki yerini sahiplenmişti.

Bu romandan öğrendiğim çok önemli bir tarihi bilgiyi sizlerle de paylaşmak istiyorum. Romanın anlattığı atmosfer kısaca şöyledir. Ülke işgal edilmiştir. Anadolu halkı umutsuzluk içindedir. Özellikle Ege Bölgesi Yunan askerinin çizmesi altında perişandır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk henüz Samsun’a hareket etmemiştir. Ülkede tek tük çetelerden oluşan düzensiz gruplar yer yer düşmanla vuruşmaya başlamıştır. Yunan işgalinin önünden kaçan aileler henüz işgal edilmemiş kasabalara ulaşmak için yaylı arabalarla veya yaya olarak yola düşmüştür. Tam bu fotoğrafın ortasında İstanbul’da bir kurum vardır.   Muhacirin İdaresi.

Uzun yıllar devam eden Balkan göçlerinden deneyimli Osmanlı bürokrasisi İstanbul’da masalarının başındadır ve tüm ülke ile telgraf yoluyla haberleşerek, kayıpları aramaktadır. Yurdun çeşitli yerlerinde olduğu gibi İstanbul’da da işgal güçlerinden kaçan aileler için derme çatma da olsa çadır kamplar oluşturulmuştur. Burada evsiz barksız insanlara yatak ve sıcak yemek sağlanmakta,  iş yapabilme becerisi olanlara çeşitli fabrika ve i yerlerinde iş olanakları yaratılmaktadır. En önemlisi müthiş düzenli bir kayıt sistemi vardır. Bu kampların yöneticileri ve sorumluları işlerini özveriyle yapmaktadır. Muhacirin İdaresini düzenli olarak bilgilendirmekte, her türlü ayrıntıyı kayıt altına almaktadırlar.

Mebrure kızımız kayıp babasını işte bu idarenin çalışkan ve özverili memurlarının yardımıyla aramaktadır. Romanı okurken, Mebrure’nin Şişli’den kalkıp, tramvay veya fayton ile Cağaloğlu’ndaki bugünkü Valilik kampüsüne (Osmanlı döneminde Sadrazam makamı- Sedaret)  yaptığı ziyaretlere heyecanla eşlik ederiz. “Acaba bu kez babasından bir haber alabilecek mir” diye merak ederiz. Bu ziyaretler sayesinde devrin bürokrasinin işleyişine ve İstanbul’daki yaşama dair birinci elden bilgiler ediniriz.

Romanda “iyi insan” olarak çizilmiş az sayıdaki karakterden biri de Nadir’dir.  Yazarımız Nadir karakterinde kendisini anlatmış, kendi görüşlerini Nadir’in ağzından anlatmıştır. Nadir Mebrure’nin kayıp babasının bulunması için karşılık beklemeden gayret etmektedir. Nadir aynı zamanda bir kitap tutkunudur. Duyun-u Umumiye İdaresinde memur olarak çalışmaktadır ve Tarihi Yarımada’da (eski İstanbul’da) annesi ile birlikte mütevazı bir evde yaşamaktadır. Bildiğiniz gibi Peyami Safa da bir süre Duyun-u Umumiye İdaresinde memur olarak çalışmıştı ve Fatih semtinde annesi ile birlikte yaşamıştı.

Nadir, zaman zaman Şişli’deki eğlence merkezi gibi işleyen konağın misafirleri arasında yer almasına rağmen, geleneksel değerlere sahip, ülkesini seven, doğru ve iyi olandan yana, ihtiyacı olandan yardımını esirgemeyen tertemiz biri olarak anlatılmıştır.

Sözde Kızlar – Peyami Safa - Okumayan Kalmasın | Kitap Analizleri

Nadir karakteri romana adını da vermiştir. Konakta yaşayanlardan “Sözde Kızlar” olarak bahseder ve şöyle devam eder: “Serbest kaldıkları zaman hiçbir şey yapmaktan çekinmeyen mahlûklar, koca aramaya başlayınca da sıkılgan, utangaç varlıklar rolünü oynarlar”.

Romanın konusu hakkında daha ayrıntı vermek, olay akışından ve karakterlerden uzun uzun söz etmek istemiyorum. Yazım tekniği, içeriği ve çevre betimlemeleri, kişilik analizleri nedeniyle çok başarılı ı bulduğum Sözde Kızlar’ı okumanızı samimiyetle öneriyorum.

Peyami Safa’nın Sözde Kızlar romanı hakkındaki bir inceleme yazısını meraklıların bilgisine sunuyorum. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/672715

Romanda geçen isimlerin anlamlarının verildikleri karakterlerle tam uyumunu gösteren bir listenin de yer aldığı bir roman özeti linkini de buraya ekliyorum.  Roman karakterlerinin isimlerinin anlamını bugüne kadar hiç düşünmemiştim. Yazarımız adeta roman kahramanlarına verdiği isimlerle karakterlerini de özetlemiş. Söz konusu listeyi okumak eğlenceli olabilir.

https://bilgiyelpazesi.com/egitim_ogretim/kitap_ozetleri/roman_ozetleri/sozde_kizlar_romaninin_ozeti.asp

Eğlence demişken; Ekşi Sözlük’te rastladığım biri entry’e çok güldüm. Çok doğru, çok samimi duygularla ifade edilmiş. Buyurun, birlikte okuyalım.

“Sözde Kızlar” ilk hayal kırıklığımdı benim. Sırf benim değil aslında, bütün sınıfın. Türkçe öğretmenimiz okumamızı söylemişti, sonra sınavını da olduk hatta. On üç on dört yaşlarındaydık. İlk defa kötü adamlar romanın sonunda değişip, iyi olmuyorlardı, güzel kız en sonunda yakışıklı adamla evlenmiyordu. Gidip çirkin adamla evleniyordu ve üstüne üstlük mutlu da oluyordu. Kabul edilebilir bir şey değildi bizim için. O zamanlar henüz bir satır psikoloji okumamıştık. Peyami Safa’nın çirkin olduğunu görmüştük kapaktaki resimden ama sırf bu yüzden romanlarının sonunda kadın kahramanları çirkin adamlarla evlendirmiş olabileceğine aklımız ermiyordu, üzülüyorduk. Evlenmeden nasıl çocuk doğurur bir kadın, gömülmesine nasıl müsaade eder o çocuğun canlı canlı, neden utanır isminden, diyorduk. O zamanlar bizim için açık saçık kategorisinde olan bölümlerini tekrar tekrar okuyorduk. Savaştan, Anadolu’dan bahseden sıkıcı kısımlarını atlıyorduk. Sonra filmi gösteriliyordu TRT’de hep beraber yeniden hayal kırıklığına uğruyorduk. Fahri yok olmuştu sebepsiz. O yakışıklı, zarif Behiç’i cüsseli iri bir adam oynuyordu. Dünya kötüleşiyordu git gide, biz de büyüyorduk.”

Bu yazıyı bitirmeden önce Haziran ayında Panzehir Dergi sayfalarında sizinle paylaşmış olduğum “Savrulmaları Bitmeyen ve Kalem Savaşları Dinmeyen Peyami Safa‘nın Anısına Saygıyla” başlıklı Peyami Safa anlatısından bir bölümü alıntılamak istiyorum:

“Siyasi yelpazede “muhafazakâr” olarak tanımlanan kesimin dışında kalan grupların 1980’den sonra doğan çocuklarının Peyami Safa’nın adı ile yalnızca ortaokul ve lise yıllarında Türkçe ve Edebiyat derslerinde ödev konusu olarak karşılaşmış olduklarını düşünüyorum.

Ülkemizdeki siyasi kutuplaşma arttıkça hep birlikte çok şey kaybetmekteyiz. Bu ayrışma sırasında edebiyatçılarımızı da “öbür taraftan” ya da “bizim mahalleden” diye etiketleyerek, öz kültürümüze yabancılaştığımızı, kültürel birikimimizi kaybettiğimizi düşünüyorum.” 

Muhafazakâr kesimin dışında kalan özellikle genç okurlar Peyami Safa ile buluşmaya halen oldukça mesafelidir. Türk edebiyatına klasik değerde eserler kazandırmış olan “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”  ile “Fatih-Harbiye” adlı romanları Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir zamanlar yayınlamış olduğu (artık geçerli değil) “100 Temel Eser” listesinde yer almış olan Peyami Safa’ya geniş bir okur kitlesinin kavuşması maalesef henüz mümkün olamamıştır.”

Yazının tamamını okumak isteyenler için linkini buraya bırakıyorum.

https://www.panzehirdergi.com/peyami-safanin-anisina-saygiyla-birsen-karaloglu/

İyi okumalar diliyorum.

Birsen Karaloğlu

4 thoughts on “SÖZDE KIZLAR – PEYAMİ SAFA/ Birsen Karaloğlu

  1. Peyami Safa’ ikinci. kez ele almanız, dönem kıyaslamalarınız, yazarlara siyasi bakış açışıyla bakılmaması gerekliliğini vurgulamanız , tarafsız okuyucu olabilmeye büyük vurgu/ yarar sağlıyacaktır, diye düşünmekteyim. Kaleminize sağlık…

    1. Birsen Karaloğlu dedi ki:

      Sevgili Berna Hocam, çok teşekkür ederim. Peyami Safa’yı yok sayayanlara bir çift sözüm var: “Tek bir öyküsüne eşdeğer bir yazınızı paylaşmanzı hevesle bekliyorum.” Özellikle yaşadığı dönemin fiziki şartlarını bir gün bile rahat bir soluk almasına olanak tanımayan geçim derdini, yıllarca boğuştuğu kemik veremini ile eşinin hastalıklarını dikkate alınca, bugünkü rahat koşullarımda ahkam kesmeye utanıyorum.

  2. Alev dedi ki:

    Yine harika bir yazı olmuş ellerine sağlık

  3. Birsen Karaloğlu dedi ki:

    Çok teşekkür ederim sevgili Hanımefendi.
    Son zamanlarda Cumhuriyet dönemi yazarlarımızı toplum olarak unuttuğumuzu, yeterince önemsemediğimizi, demode bulduğumuzu farketmenin üzüntüsü içindeyim. Ayın yazarları ödevi için Ahmet Hamdi Tanpınar ile başlayan bu keşfin peşindeyim hala.
    Güncel ve popüler olanı izlemek çok vaktimizi alıyor. Oysa her biri belgesel kıvamındaki dönem romanlarını yenen okumanın bugünü daha iyi anlamamıza da yardımcı olacağına inanıyorum. Sevgilerimle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir