NÂZIM AĞLIYORDU!
Takvimler 1950 yılını gösteriyordu.
Nâzım Hikmet, cezaevinden yeni çıkmıştı.
İşlemediği bir suçtan yirmi yıl hapis cezası almış; gençliğinin on beş yılını mahpus damlarında geçirmiş; en sonunda o yıl çıkarılan af yasasının kapsamı dışında kalması için özel bir çaba harcanmıştı. Neyse ki, yurt içinde ve yurt dışında aydın kamuoyu ile hukuk adamları bu haksızlığın giderilmesi için çaba göstermiş, suçsuz suçlu Nâzım’ı özgürlüğüne kavuşturmuşlardı.
Nâzım’ın hapisten kurtuluşu onuruna Abidin Dino, Suadiye’deki evin bahçesinde bir parti düzenledi. Bahçe büyük ve yeşillikler içindeydi. Orta yere büyükçe bir masa kurulmuştu. Çağrılılar arasında Nâzım’ın yakın dostları yer alıyordu. O dostlar arasında, tıpkı Nâzım gibi iftiraya uğrayarak ceza çektirilmiş biri daha vardı: Ruhi Su. Uğradığı iftira ile ceza alması yetmezmiş gibi, çalıştığı operadan da atılmıştı Ruhi Su. Ne var ki onun sazını ve sesini elinden alamıyordu kötü niyetli bazı egemenler! İş bulmakta zorlanan koca sanatçı, kimi akşamlar böyle dostlarıyla buluşuyor, türküleriyle unutulmaz saatler yaşatıyordu.
Suadiye’de, Nâzım’ın onuruna düzenlenen o gecede Ruhi Su bir türkü şöleni veriyordu yine.
Henüz plak da doldurmamış olan Ruhi Su’yu ilk kez yakından dinliyordu Nâzım. Kulakları Anadolu’nun bağrından kopup gelen türkülerle ilk kez böylesine etkili biçimde yıkanıyordu… Ruhi Su’nun sazı, üç telinde üç sıska bülbülün öttüğü saz değildi, hayır… Onun sesi, karlı dağların tepelerinden kopup gelen rüzgâr gibi gümbür gümbürdü!
Dillendirdiği türküler, bir bıçak yarası gibi yüreğe işliyordu!
Gece ilerledikçe yüreğinden taşan duygular gözlerinden yaş olup dökülmeye başladı! O gözyaşları neler anlatmıyordu ki…
Ruhi Su, özgürlüğün eşiğini henüz aşmış olan büyük şairi ağlatmıştı, evet!
Yıl 1950’ydi.
Nâzım Hikmet yurdunu terk edip gitme düşüncesinin çok uzağındaydı henüz.

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir