HEGEL

Georg Wilhelm Friedrich Hegel, 27 Ağustos 1770’te doğdu. 189 yıl önce bugün, 14 Kasım 1831’de dünyaya veda etti. Ya da onun deyişiyle elinde, sadece “sonsuz bilinci” kaldı.

Hegel, İdealist felsefenin doruğunda olan bir filozof olarak bilinir; ancak aynı zamanda o, kendisinden sonra gelen her filozofun bir şekilde hesaplaşmak zorunda kaldığı bir zihindir.

Tübingen’de ilahiyat öğrenimine başlayan Hegel, birkaç farklı yerde felsefe öğretmenliği yaptı. Sonrasında ise; 1805’te, Jena Üniversitesi’nde profesör olarak göreve başladı.

Onu bu denli değerli kılan, tüm bir insanlık tarihini ilgilendiren sorularla müthiş bir dehayla ilgileniyor olmasıydı; insan ve tin.

Hegel, değişimin içindeki değişmeyen kısımları, ölümün geride bıraktığı ya da içerdiği yaşamı, yabancılaşmanın içinde barınan kendiliği, tarihe ve “yaşadığı topluma” uygun bir biçimde sunuyordu. Bu anlamda Hegel, tarihin içindeki güncelliği ve güncelliğin içindeki tarihi, insanın bilinci ve tini üzerinden değerlendiriyordu.

Söz gelişi Hegel, 1789’daki Fransız Devrimi’nin Almanya’daki etkisini, özellikle Romantik hareket içinde bulunan düşün adamlarına olan etkisi görmüştü.

Toplum yeni bir yere doğru gidiyor, insanın şimdi’yi ve geçmiş’i kavrayışı değişiyordu. O, çağının düşüncesini kavramanın felsefedeki önemini sürekli vurgulayarak, değişen toplumu anlamaya çalışarak, değişimin mümkünlüğünü analiz ediyordu.

Çok yönlülüğü sayesinde, sosyoloji, siyaset, hukuk, tarih, teoloji, edebiyat gibi alanlarda bütünlüklü düşünceler ortaya koyuyordu.

Hegel’i düşünmek, onun felsefesini “tersyüz” eden Marx’ın dahi gençliğinde Hegelci olduğunu düşünmekle de mümkündür kanaatimce. İdealist bir felsefeyi bırakıp, yeni bir materyalizmin temelini atan Marx’ın önemini de bir biçimde Hegel ile görmek, bütünlüklü ve nitelikli bir düşünce oluşturmak açısından elzemdir.

Mantık Bilimi, Hukuk Felsefesi, Tinin Fenomenolojisi, Estetik Üzerine Dersler, Fichte ve Schelling’in Felsefi Sistemlerinin Arasındaki Farklar, Tarih Felsefesi Üzerine Dersler, Felsefi Bilimler Ansiklopedisi gibi eser kaleme almış olan Hegel, yukarıda da belirttiğimiz temel soruların yanında, sosyolojik ya da politik-antropolojik bir soruyu daha önemser; insan, bir toplum içinde nasıl yaşayabilir? Toplum olmak, özgür bir toplum olmak ne demektir? Bir toplumun tüm üyelerinin, kendilerinin olduğu kadar o toplumun diğer üyelerini de gözetlemesi ve düşünmesi gerekliliğini ortaya koyar. Zira toplumun içinde bir kişinin özgürlüğü tehdit altındaysa, o toplum bağlamında özgür bir toplumdan söz edemeyeceğimizi düşünür.

Hayat üzerine, insan üzerine ve pek tabii kavramlar üzerine düşünen, kendini ve dünyayı anlamaya çalışan her bireyin yolunun düştüğü Hegel’i, ölümünün 189. yılında saygıyla, düşünceyle ve kavramların sıcak sevinciyle anıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir