“EV”LERİN ŞAİRİ: BEHÇET NECATİGİL

 

“Evlerin içi oda oda üzüntü / Evlerin dışı pencere,duvar”

Cumhuriyet dönemi içinde herhangi bir şiir akımında yer almamakla birlikte , kendini “Toplumcu Realist” olarak tanımlayan Behçet Necatigil, basit, sıradan insanları ilgilendiren konular üzerine şiirler yazmış, en çok da evleri konu almıştır. Şiirlerinde evin ve evler içindeki hallerin, bireylerin ev içindeki yaşamları yalın ve gerçekçi bir üslupla aktarılmış, sıradan hayatların da bir şiiri olabileceği gerçeğini ortaya çıkarmıştır.

Necatigil’e göre ev sadece içinde yaşanılan bir mekan değildir. O, ev içindeki ve dışındaki ilişkileri, toplumu, değer yargılarını, hatta bütün bir yaşamı evin içinden bakarak yorumlar. Bu nedenle de Necatigil, eleştirmenler tarafından “Evler”in şairi olarak nitelendirilir.

Şairimiz, poetikasıyla ilgili önemli ip uçları verdiği “Bile/Yazdı” kitabında evlere ilişkin olarak şöyle yazar: “Ben, mum alevindeki pervane gibi hep aynı odakta yazdım şiirlerimi. Ev ve her günkü yaşamalar. Rilke’nin Panter’i gibi aynı parmaklıklar içinde.Toplumun ve imkanlarımın bana bağışladığı dar dörtgende gözlerimi her açtıkça karşımda büyük şehrin orta-fakir sınıf ev, aile ve çevrelerini buldum. Benim bugüne kadar varmak istediğim gerçekler hiçbir zaman bu sınırların ötesinde olmadılar.” Dolaysıyla onun şiirleri kendi deyimiyle ya evlere övgüdür, ya da bir ağıt.

Necatigil, kentleşme ve modernizmle ilgili şiirlerini evler üzerinden yazarken, eskiye ve geçmişe olan özlemini modern unsurları kullanarak ortaya çıkarır. Bugün ile geçmiş bir bütün halinde sunulur. Dar sokakların geniş caddelere, ahşap evlerin apartmanlara dönüşmesi bir dizi yalnızlık çağrıştırır:

“Küçük ahşap bir dizi evlerdi / On yıl önce o sokak  / Sonra geniş caddelere çıktık / Apatman – sizden uzak- “

Birbirinden habersiz yaşayan komşular, paylaşımsız hayatlar, telaş içinde günlük koşuşturmalar vardır apartman hayatında. Bir de modern yaşamın getirdiği yabancılık ve iletişimsizlik… Komşuluk yapmaya vakit bulamayan modern zaman insanlarının toplum değerlerine karşı umursamaz ve mesafeli yaklaşımı sadece altı sözcükle bu kadar mı güzel anlatılır:

“Komşumuzduk ama görüşemedik / Hiç vakit yoktu!”

Daireler yan yanadır ama içinde yaşayanlar birbirlerine kilometrelerce uzaktır. Komşular birbirlerinin sesini, gürültüsünü duyar ama hiçbir ilişkileri olmaz. Acılar bilinse de paylaşılmaz bir türlü. Kısaca apartmanlar, insanı insandan uzaklaştıran mekanlardır:

“Duyulurdu sertçe sesi bir kapının / Bağıran bir erkek boşluğa karşı / Ağlayan genç bir kadın/ Bitmezdi makine dikişin / Kimdin sen bitişik komşu? / Üç yavrunla kalmışsın / Bir tanıdık  söylemişti.”

Necatigil’in öyküsel tatlar taşıyan ev şiirleri çoğu kez sıcak bir “Yuva”dan söz eder:

“Sağ çıkıp günlük savaştan / Evin yolunu tutmuşum / Yemek yedik. Çocuklarım uyudu.”

“Koltuğuma uzandım, rahatım / Kahvem içime sindi / Başladı gecelik saltanatım”

Başlangıçta  mutlu bir yuva olan evler, Necatigil’in şiirinin ilerleyen evrelerinde, insanı boğan dört duvara dönüşür. Birey, evle sınırlanan bir yaşama mahkumdur. İnsanı sımsıkı sarmalayan dört duvarı bastırılmış bir özgürlüğü içine hapseder. Öncesinde mutlu bir yuva iken, dar bir dörtgene, hücreye dönüşür:

“Dar dörtgeni nasıl kırsın bu gövde / Eşleri mi, evleri mi, çocuklar destan”

“Çok sıcakta bunalmışsak dört duvar çölünde / Uzun içli çıngıraklar bekleriz”

Üç nesil bir arada yaşamak da güzeldir ama bu iç içe yaşamlarda yalnızlık mümkün değildir:

“İç içe bu evler, bıktım / Birbirine bağlı / Sözde kalır ayrı eve çıkmak / Dağ başlarında bile olsa/ Yalan evlerin yalnızlığı.”

Bu bağlamda evler;  aidiyet, güven, sıcaklık, bir arada olma gibi olumlu anlamlarıyla olduğu kadar, kapatılmışlık, darlık, kıstırılmışlık gibi yan anlamlarıyla da Necatigil şiirinde yer alır. Bu ikilem hem birbirini besler, hem de bir tür gerilim oluşturur.

“İnsanların kaderleri besbelli evlere bağlı” derken gözümüzü dünyaya açtığımız evin kaderimizi belirlediğine vurgu yapar. Zengin ya da fakir bir evde doğmuş olmamız yaşantımızı şekillendirecektir:

“Vurulmuş vurgunların yücelttiği evlerde / Kalbi kara insanlar oturdu / Gündelik korkuların çökerttiği evlerde / O fıkara insanlar oturdu.”

İnsanların kaderi besbelli evlere bağlı: / Zengin evler fakirlere çok yüksekten baktılar / Kendi seviyesinde evler kız verdi, kız aldı / Bazıları özledi daha yüksek hayatı / Çırpındılar daha üste çıkmaya / Evler bırakmadı…”

Necatigil şiirindeki evlerde çocukların önemi büyüktür.  Çocuklar büyüdükçe büyü bozulur. Büyüyen çocukların aileden çözülüşü derin bir kederle anlatılır:

“Evlerin çoğunda dirlik düzen /Kalan bir hatıra oldu geçmişte / Gönül almak, hatır saymak arama / Evlatlar aileye asi işte!”

Her şeye rağmen affedicidir büyükler.  Her ne sebeple olsun evden ayrılan çocuklar bir gün eve dönecektir. İnsanın evi son durağıdır:

“Bensiz olamazlar, dönerler / Çok denedim / Ben büyüğüm, affederim / Ben, evim!”

 
Kimdir Behçet Necatigil?

Evlerin, kuytuların, akşamsefalarının açtığı saatlerin* şairi hangi yollardan geçmiştir?

Necatigil, 16 Nisan 1916 da İstanbul Fatih’te dünyaya geldi. Asıl adı Mehmet Behçet Gönül olan şairimiz,  1951 yılında mahkeme kararıyla Necatigil soyadını aldı. İlk öğrenimine Beşiktaş Cevri Usta okulunda  başladı. Babasının Kastamonu’ya tayini çıkınca okulu Kastamonu’da bitirdi. Aynı yıl tüberküloza yakalanıp iki yıl öğrenimine ara verdi. Bu arada İstanbul’a geri dönen ailesi onu ilerde yaşamında önemli yere sahip olacak Kabataş Erkek Lisesine yazdırdı. Liseden sonra İstanbul Üniv. Ed. Fak. Türk Dili Ve Edebiyatı bölümünü  Cahit Külebi, Mehmet Kaplan, Tahir Alangu, Samim Kocagöz, Salah Birsel, S.Kudret Aksal gibi isimlerle birlikte okudu. Fakülte yıllarında Almanca öğrendi. Alman Filolojisi derslerine misafir öğrenci olarak katıldı. Dilini ilerletmek için birkaç kez Almanya’ya gitti.

1940 yılında Edebiyat öğretmeni olarak Kars’a tayin edilse de burasının sert iklimine dayanamadığından Zonguldak’a nakledildi. Burada çıkan yerel Karaelmas dergisinde şiir ve yazıları yayımlanmaya başlandı. Bir sure sonra Zonguldak’ın nemli ve kirli havası tüberkülozunu tekrarlatınca tayinini İstanbul’a istedi.

İstanbul Pertevniyal Lisesine tayininden iki ay sonra yedek subay olarak askere çağrıldı. Askerliği bitirdikten sonraki tayini ise liseyi bitirdiği Kabataş Erkek Lisesiydi.( Bugün Kabataş Lisesinin 3 Fen F sınıfı Behçet Necatigil dersliği olarak isimlendirilmiştir)Burada Demir Özlü ve Hilmi Yavuz’un öğretmeni oldu. Okulda Dönüm adlı derginin çıkmasına yardım etti. Aynı yıl ilk şiir kitabı  “Kapalı Çarşı” yı yayımladı.  Sonrasında sırayla Çevre, Evler, Eski Toprak, Arada, Dar Çağ, Yaz Dönemi  ve diğer sekiz kitabı onu takip etti. Yaşamı boyunca öğretmenliği ve şairliğini bir arada yürüttü.

Behçet Necatigil’in edebiyata ilgisi 1927 yılında Kastamonu’da orta okul öğrencisiyken başladı. O yıl el yazısı ile “Küçük Muharrir” dergisini çıkardı. Böylece ilk okuyucuları arkadaşları oldu. 1931 de Akşam gazetesinin çocuk sayfasında yayayımladığı şiir, fıkra ve hikayelerinde Küçük Muharrir imzasını kullandı. İlk şiiri Gece ve Yas lise öğrencisiyken Varlık dergisinde yayımlandı. Sonraki yıllarda şiir ve çevirileri Varlık, Türk Dili, Yeditepe, Oluş, Gençlik, Yeni Dergi, Yeni Edebiyat gibi tanınmış dergilerde, yazıları ise Cumhuriyet gazetesinde okuyucusuyla buluştu.

Şairliğinin yanısıra radyo oyunları, biyografiler yazdı, çeviriler yaptı. Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü ve Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü’yle bir ilke imza attı.

Eski Toprak şiir kitabıyla 1956 Yeditepe Şiir Armağanının, Yaz Dönemi şiir kitabıyla da 1964 TDK Şiir Ödülünün sahibi oldu.

1979 yılında kaybettiğimiz Necatigil’e biz de Şükrü Erbaş’ın satırlarıyla veda edelim: “ Necatigil bana küçük hayatlar olmadığını, küçük denilen hayatların dünyanın kendisi olduğunu öğretti. “ Ve “Evleri sevmeyi…”**

 

 

Kaynakça:

Metin Celal /Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi Papirüs Yay. 1998

Berna Uslu Kaya / Evin Şiirinden Evrenin Öyküsüne: Behçet Necatigil / Türk Dili Mart 2013

Şehnaz Şişmanoğlu / Behçet Necatigil Şiirinin Ev Hali / Bilkent Üni.Türk Edebiyatı Bl. Eylül 2003

G.Gonca Gökalp Alpaslan / B.Necatigil Şiirinde Mekanın Poetikası / Türkbilig 2003  

 

*Hilmi Yavuz / Belleğin Kuytularından / Timaş 2010

**Şükrü Erbaş / Çekilme Suları / Kırmızı Kedi 2012 

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir