Fransız empresyonist (izlenimci) resminin önde gelen kurucularından ve hareketin, özellikle açık hava manzara resmine uygulandığı gibi, kişinin doğadan önceki algılarını ifade etme felsefesinin en tutarlı ve üretken uygulayıcılarından Claude Oscar Monet’yi (14 Kasım 1840) 180. doğum gününde saygıyla anıyoruz…

Monet, arkadaşlarını atelyeyi bırakmaya ve “motif”le ilgisi olmayan tek bir fırça bile sürmemeye yöneltti. Nehir manzarasının tüm değişim ve etkilerini gözlemleyebilmek için bir kayığı atelye haline getirmişti.  Manet, onu ziyarete gitti ve genç ressamın yöntemlerinin ciddiliğine inandı.  Monet’nin “her doğa resmi yerinde bitirilmelidir” düşüncesi, yalnızca alışkanlıkların altüst oluşuna ve rahatlıklardan vazgeçişe yol açmamış, aynı zamanda ister istemez yeni tekniklere de götürmüştür. Doğa veya başka deyişle “motif”, bulut güneşi yavaş yavaş örttükçe veya rüzgar bir su yansımasını dalgalandırdıkça sürekli değişir. Örneksel bir görünümü yakalamak isteyen ressamın, ne renkleri karıştırıp uyumlaştırmaya, ne de eski ustaların yaptığı gibi kahverengi bir yüzeye tabakalar halinde sürmeye vakti olabilir. Bunun için renkleri; ayrıntıları ve tüm’ün etkisini düşünmeden, hızlı vuruşlarla tuvale tespit etmesi gerekir. İşte bu yeniden ele geçirme eksikliği, bu özet-teknik, eleştirmenleri çileden çıkarmaya yetti.

1874’de bir araya gelip, bir fotoğrafçının atelyesinde bir sergi düzenlediler. Bu sergide, adı katalogda “Impression, soleil levant” (İzlenim, güneşin doğuşu) olduğu bildirilen, Monet’nin bir tablosu vardı. Tablo, bir limanın, sabah sisleri arasından görünümüydü. Eleştirmenlerden birisi tablonun adını özellikle gülünç buldu ve tüm topluluktan, “İzlenimciler” diye söz etti. Bu sözle, o ressamların tablolarının sağlam bir bilgiye dayanmadığını ve kaçıcı bir izlenimi imgeleştirmeyi yeterli saydıklarını belirtmek istiyordu. Eleştirmenin bu ince alayı, “Gotik”, “Barok” veya “Tarzcılık” nitelemelerinin aşağılayıcı anlamı gibi, çabucak unutuluverdi. Bir süre sonra sanatçılar, “İzlenimci”, diye adlandırılmayı benimsediler ve o zamandan beri de “İzlenimciler” olarak anılırlar…

İzlenimci bir tabloyu değerlendirebilmek için birkaç adım gerilemek gerektiğini ve bu bilmeceli lekelerin biçim kazanıp canlandıklarını görme mucizesindeki hazzı seyirciye anlatabilmek için epry zaman gerekti. Hem bu mucizenin, hem de görsel deneyimin, ressamdan seyirciye aktarılması, izlenimciliğin gerçek amacıydı…

Seyircinin anlayışsızlığı ne denli sert ve inatçı olmuş olursa olsun, İzlenimciliğin zaferi kesin oldu. “Başkaldıranlar”dan bazıları özellikle Monet ve Renoir, bu zaferin gününü görecek kadar uzun yaşadılar; bütün Avrupa’da ünlü ve saygın kişiler haline geldiler. Yapıtlarının kamuya açık galerilere girdiğini ve varlıklı kimselerin en çok sahip olmak istediği mülkiyet haline dönüştüğünü daha sağken gördüler. Nu değişim ayrıca, hem sanatçılar hem de eleştirmenler üzerinde süreğen bir iz bıraktı. Aşağılayıcı eleştirmenler, yanılmaz kimseler olmadıklarını anlamış oldular. Eğer bu eleştirmenler, alay ettikleri tabloları satın almış olsalardı, iyi bir sermaya yapmış olurlardı kuşkusuz. Bu yüzden eleştiri, bir daha kolay kolay kendini toparlayamacağı bir saygınlık yitimine uğradı. İzlenimcilerin verdiği savaş, tüm yenilikçi sanatçılar için masalsı bir söylence oldu…Sanatın Öyküsü – E. H. Gombrich

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.