Bir yazar, Bir Kitap : Pelin Erdoğan – ÇOK MU ÇIPLAK ?

Pelin Erdoğan Elektronik mühendisi genç bir kadın. Enerji konusunda yüksek lisans yapmış. Akademik araştırmalar, TÜBİTAK projeleri derken, kendi danışmanlık şirketini kurmuş, KOBİ’lere AB projeleri konusunda danışmanlık hizmeti veriyor.

Ama hepsi bu kadar değil,  Pelin Erdoğan yazıyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini kendine dert edinmiş. Öykülerini gerçek olaylardan yola çıkarak kurguluyor. O, sessiz çığlıkları duymamız için yaşanmış acılara ses veriyor. Hepimizin bildiği, gördüğü, hissettiği ama hiçbir şey yapmadığı, başkalarının duyarlılığına havale ettiği acımasızlığı ve vahşeti anlatıyor.

Duygu Asena yıllar yıllar önce yazmıştı: Kadının Adı Yok

Sevgili Duygu, maalesef kadının hala adı yok. Sadece gazetelere, televizyonlara yansıyan kadın cinayetlerinin sayısı bile ne 21. yüzyılla, ne de çağdaş, demokratik bir toplumla asla bağdaşmıyor.

Pelin Erdoğan Çok Mu Çıplak adıyla 2017’de kitaplaştırdığı öykülerinde sessiz cinayetlerden, boğuk yenilmişliklerden, töre kabusundan, yanlış bedende doğmuş olmanın şansızlığına uğramış yalnız ve yitik yaşamlardan söz ediyor. Anlattığı öyküler gerçek yaşamdan, gazete haberlerinden kaçıp, yeniden ete, kemiğe, yüreğe, duyguya bürünüp tıpkı beklemediğimiz bir şamar gibi çarpıyor.

Pelin Erdoğan’ın hikaye dili süssüz, çok sade. Sözü hiç uzatmıyor. Ne çevre betimlemesi var, ne kişilik tahlili. “Dan” diye söylüyor söyleyeceğini. Ama öyle bir söylüyor ki,  iki üç öyküden fazla okuyamıyorsunuz. Yüreğiniz kaldırmıyor. Ara vermek zorunda kalıyorsunuz. O kaybetmeye yazgılı küçük ve soluk insanların dünyasından çıkıp, konforlu yaşamınızın güvenli ortamına ve sizi avutan olanaklarına kavuşmak için adeta acele ediyorsunuz.

Pelin Erdoğan’ın ve kitabının adına ilk kez geçen hafta internette bir edebiyat söyleşisinde rastladım. Bir eleştirmen yeni ve farklı şeyler söyleyen yazar ve kitaplardan söz ediyordu. Üç kadının adı geçiyordu yazıda. Üçünün de kitaplarını hemen istedim. Ancak bu hafta sonu dura kalka, uzun aralar vererek sadece Çok Mu Çıplak adlı öykü kitabını okuyabildim.

Kitap toplam 160 sayfa ve 26 öyküden oluşuyor ama öykülere ilham veren insanların gerçekleriyle bir anda yüzleşmeyi, okuyup geçmeyi başaramadım. Üstelik en yakınımızda hemen etrafımızda benzer olayların yaşanmakta olabileceğini sezmek, bunca çaresizliği görmezden gelmeye devam etmek çok ağır geldi.

Öykü dili değil çarpıcı olan, çaresizliğin bizatihi kendisi. Çaresiz kadınlar, göze değmeyen  çocuklar, töreye yenik düşen çocuk gelinler, adına “berdel” denilen ve kızlarımızın “mal” olarak takas edildiği evlilikler, cinsel tercihleri nedeniyle önce aileleri tarafından ötekileştirilen, yok sayılan gençler, yakınları tarafından tecavüze uğrayan erkek çocuklar, genç kızlar ve evlilik içi şiddet ve tecavüz mağduru kadınlar hepsi el ele tutuşup Pelin Erdoğan’ın öykülerinden yaşadığımız güne, evimize, rahat salonumuza iniveriyorlar oldukları gibi en gerçek halleriyle. Zaten öykülerin çarpıcılığı tam da buradan, gerçek, hem de çok gerçek olmalarından geliyor.

Pelin Erdoğan öykü kahramanlarına (yok olmaz, bari karakterleri diyelim) destek olmamış, kısacası mağduriyetlerini vurgulayan tek bir sözcük bile eklememiş, yani hiç abartmamış, olduğu gibi, olayı yaşayanın gözünden ve duygularından yazmış. Erkekler hem de tanıdıkları erkekler tarafından acımasızca horlanmış, incitilmiş gencecik kızların, ergen delikanlıların yaşına inmiş, yüreğine girmiş, oradan seslenmiş.

Pelin Erdoğan aynı zamanda bir fotoğraf sanatçısı. Bir “kare” ile bir hikaye anlatabilme ustası. Müzik ve dansa tutkun. Ud ve gitar çalıyor, opera seviyor. Flemenko ve şan çalışıyor. Yüzüyor, tırmanıyor. Hayatın en renkli ve çok sesli alanlarında yaşıyor ama kolaycılığı sevmiyor. Müzik, dans ve fotoğrafla uğraşırken toplumdaki kadına, kız ve erkek çocuklara yönelik şiddeti görüyor, içselleştiriyor ve karşı çıkıyor. Sesini çıkaramayanlara, sesini duyuramayanlara ses veriyor.

Bu kitap bir edebiyat ödülü alır mı? Sanmıyorum, çünkü 1970’lerin sınıf bilinci, ezen – ezilen,  işçi – patron,  köylü – ağa çatışması gibi algılanmaya ve “taraf” görülmeye çok açık bir yazı dili var. Bir tür belgesel izlenimi veriyor en çok. En baştan bu yana edebiyattan beklenen o puslu, saklı, örtülü anlatım yok Çok Mu Çıplak’ın hiç bir satırında. Evet, Çok Çıplak. Acı verici bir çıplaklık söz konusu. Pelin Erdoğan çok cesur  davranmış ve demiş ki : Kral Çıplak.

Birsen Karaloğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.