Sülbiye Yıldırım

GERÇEKÇİ ÖYKÜYÜ YEŞERTEN YAPITLAR

Öykü Kitaplarının Estetik Ölçüt Işığında İncelenmesi

Edebiyatın, edebiyatçının sürekli kendine sorduğu bir sorudur; “Neden yazarız?” Bu sorunun kesin bir yanıtı yoktur. Dünyayı öncelikle, sezgisel ve duyusal olarak kavrayan, bu yüzden de edebiyatın ve sanatın çekim alanına giren insan için, zaten gereksizdir bu soruya yanıt aramak. Çünkü yazarın, yazmayla olan ilişkisi, istese de istemese de farklı bir düzlemde, gerçeklik düzleminde kurulur.

Yazar, dünyanın eksikliğini, yaşamın çeşitli nedenlerle yalan yanlış bir gidişata mahkûm edildiğini algılayan ve buna karşı koymak isteyen etkin bir iradeyle yaklaşır yazma eylemine. Öykü, roman, deneme yazılarıyla, algıladığı eksikliği ya da yanlışlığı açığa çıkarmaya çalışır ve onarılması gerekliliğini ifade eder. Yazmak, karşı koymak isteyen insanın, etkin iradesini gösterme ihtiyacıdır.
“Yazmak, hayat karşısında bütün canlılar adına atılan edebi bir çığlıktan başka bir şey değildir.”*
Bundan dolayıdır ki edebiyat, insanın iç dünyasını, duygularını ve düşüncelerini anlamlandıran ve ifade eden bir sanat olmasının yanında, insanın var olduğu toplumsal yapıyı, zamanın ruhunu da yansıtır. Yazar da bu ortamda, kendisinin dışında var olan gerçekliği, baktığı pencereden, kendine özgü tarzda ifade eder ve yorumlar. Dili estetik bir araç olarak kullanır.
Aksi durumda, bilinen, görülen, farkına varılan ama dile getirilemeyen olumsuzluklar, insanın sırtında taşınması imkânsız bir yüke dönüşür. Yazmak, temelde dünyayı eksik bulan, bu yüklü insanın, duyduğu rahatsızlığı hafifletmek, yükten kurtulmak için yaptığı edimdir. Bir ihtiyaçtır. Bence, yazmayı keşfettiğinden bu yana, edebiyatçının, özellikle de gerçekçi edebiyatçının, yazma eyleminin altında yatan nedenlerin en önemlisidir bu ihtiyaç. Bundan dolayıdır ki, sanatta gerçekçilik çok önemlidir ve eğip bükmeden, dosdoğru, anlaşılır biçimde ve elbette edebiyat estetiği ölçütleri doğrultusunda ifade edilebilmelidir.
Dürüst olmak gerekirse, gerçekliği yazmak hiç de kolay değildir, aksine çok zordur. Bunun birçok nedeni vardır ama en önemli nedeni; yaşam ve kavrayış biçimimizi belirleyen kapitalizmin, cehenneme çevirdiği bir dünyada yaşıyor olmamızdır.
Bugün değerlerin yok edildiği, uzun mücadelelerle elde edilen insanlık kazanımlarının kaybedildiği bir dünyadayız. Sosyal devlet, barış, özgürlük, hak, hukuk gibi kavramlar bağlamından koptu, anlamsızlaştı. Bilim, sanat, insan bilincine dair her şey metalaştı. Her şeyin değeri, insanın bile, artık sadece parayla ölçülüyor. Kâr hırsının yarattığı ekolojik yıkım, salgın hastalıklar, açlık, yerelleşen savaşlar, kitlesel göçler ve bütünüyle terörize olmuş bir dünyada yalnız ve güvencesiziz.
Bütün bunların yanında, dijital cehennemin enformasyon bombardımanında ister istemez yanıbaşımızdan akıp giden, oynak bir dünyayı seyrediyoruz. Bu oynaklık, algılarımızı bozdu. Üstelik akışkan ve dengesiz formdaki enformasyon yığını, propaganda aracına dönüştü. Doğru-yanlış, gerçek-sahte birbirine karıştı. Bireyler olarak, günlük yaşamımızda söz sahibi olmadığımız gibi, egemen düşüncenin gerçekliğine mahkûm edilmiş durumdayız. Bütün bunlardan ayrı olmamak koşuluyla, sanat, edebiyat ve düşün dünyası da Kapitalizmin dayattığı gerçeklik dışında bir gerçekliği reddeden ve yine onun belirlediği değerler sistemiyle oluşturulmuş durumda.
Bütün bunlara rağmen, yaşamın mahkûm edildiği bu yanlış gidişatı, nedenleriyle algılayıp yansıtabilen gerçekçi yapıtların varlığına tanıklık ediyoruz. Yazın dünyamızın gerçekçi damarı hiç susmadı. Görmezden gelinmelere, yok sayılmalara rağmen var olmaya ve üretmeye devam etmekte. Dijital dünyanın zorunlu kıldığı görünürlükleri olmadığı için, çoğundan haberdar değiliz. Bütün bunlara rağmen, gerçekçi edebiyatın nitelikli yapıtlarını okurun dikkatine sunan güzel çalışmalar da var. Bu çalışmaların önemli emekçilerinden birisi de şair, eleştirmen Mehmet Aslan.
Geçtiğimiz ay Gerçekçi Öyküyü Yeşerten Yapıtlar ismiyle, yeni eleştiri kitabı yayımlanan Mehmet Aslan, kitabında gerçekçiliğin günümüz öykücülerinde yansımasını dile getiren bir çalışma yapmış.
Sekiz öykü kitabını gerçekçi edebiyat estetiği açısından incelemiş. Günümüzde geçerli olan “güzel”le sınırlı edebiyat estetiğine karşıt bir anlayış taşıyan incelemesinde, görüşlerini gerekçelendirerek okurun ilgisine sunmuş.
Gerçekçi Öyküyü Yeşerten Yapıtlar isimli eleştiri kitabında; Mehmet Doğan Karakuş, Leyla Civil, Fatma Nur Avcı, Hatice Sönmez Kaya, geçen yıllarda, çok genç yaşta aramızdan ayrılan Murathan Çarboğa’nın da aralarında bulunduğu, günümüz öykücülerinin kitaplarının yanında, öykücülüğümüzün büyük isimlerinden Yervant Gobelyan ile Refik Halid Karay’ın öykü kitaplarının da incelemelerini bulacaksınız.
Mehmet Aslan her kitaptan seçtiği örnek öykülerden hareketle, her bir öykünün nasıl sahnelendiğini, farklı karakterlerle kurgulanan öykünün işlerliği için karakterler arasında ortaklığın nasıl sağlandığını, mekânın öykünün anlamını ve yapısını güçlendirecek şekilde nasıl yapılandırıldığını göstermiş. İzlek, zaman, nesnelerin birliğinde öykülerde yaratılan çatışmalara dikkat çekmiş. En önemlisi de seçtiği yazarların dili kullanmada gösterdikleri özene ve yazarların dile hâkimiyetine önemle işaret etmiş. Bu değerli çalışma öykü yazarları için de iyi bir rehber kitap niteliğinde, yol gösterici bir çalışma. Hak ettiği ilgiyi bulmasını dilerim.
Mehmet Aslan, 2020 yılında da ödüllü kitaplar için eleştirel bir çalışma yapmıştı. Her biri, ülkemizin en büyüklerinden sayılan ödüllerden birini almış dokuz öykü kitabını incelemişti. Ödüllü Öykü Kitaplarının Eleştirisi adını taşıyan kitabında, titizlikle yaptığı çalışmasını, edebiyat estetiği açısından gerekçelendirilmiş, hazırladığı eleştirel görüşlerini okurun ilgisine sunmuştu.
Açık, gerçekçi ve cesur bir dille yazdığı kitabında dönemin; Yunus Nadi Öykü Ödülü, Sait Faik Hikâye Armağanı, Avrupa Birliği Edebiyat Ödülleri, Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü, Haldun Taner Öykü Ödülü gibi, saygınlığı olan ödüllere layık görülen öykü kitaplarına oldukça cesur eleştiriler getirmişti.  Özellikle Türk edebiyatında ödül politikaları, gerçekçilik anlayışı ve kapitalizm–sanat ilişkisi üzerine eleştirilerini içeren çok cesur bir kitaptı. Eğer henüz okumadıysanız, onu da okumanızı öneririm.
*Oktay Taftalı, Edebi Söylem ve Varoluş
Gerçekçi Öyküyü Yeşerten Yapıtlar, Mehmet Aslan, Mayko Kültür Yayınları

Daha fazla Panzehir kitap analizine  buradan ulaşabilirsiniz.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir