????????????????????????????????????
Melis Yılmaz

PERİ MİSİ

Bir varmış bir yokmuş. Kaf dağının ötesinde perilerin yaşadığı muhteşem bir ülke varmış. Periler ülkesi; eşsiz ağaçların, rengârenk çiçeklerin olduğu bir ülkeymiş.

Periler ülkesinin çiçekleri o kadar narin ve güzelmiş ki bakmaya doyamazmışsın. Bu narin çiçekler mavinin, kırmızının, sarının, turuncunun, morun, pembenin en şahane tonlarını vücutlarında barındırırmış. O kadar eşsiz kokuları varmış ki insan tatlarını da “Acaba bu kadar güzel mi?” diye merak etmeden duramazmış. Ağaçlar o kadar büyük o kadar heybetliymiş ki altında uyumak paha biçilmezmiş. Ağaçların gövdeleri o kadar dayanıklı ve güçlüymüş ki sanki hiçbir şey bu ağaçları yıkamaz gibi gelirmiş.
Bu şahane ülkede binlerce peri yaşarmış. Periler tüm çocukların mutlu olması için çalışırmış ve akşamları kendi ülkelerine geri dönerlermiş. Tek amaçları mutsuz çocukları mutlu etmek olan bu periler, çok iyi kalpli ve çok iyi huylu varlıklarmış.
Periler ülkesinin en sevimli ve sevgi dolu perisi Misi, ilk kez bir çocuğu mutlu etme göreviyle insanların yaşadığı bir ülkeye gidecekmiş ve çok heyecanlıymış.
Büyük bir özenle yolculuk için hazırlanmış. Büyülü ve şefkat yüklü sesini temizlemiş ve en tatlı, en güzel sözcüklerini tekrarlamış:
“Senin gözlerinden çıkan parıltılar sevginin kaynağı, o kaynak ki senin tüm hazinen. Hazinene sahip çıkarak bu dünyayı sadece güzel, sevgi dolu bakışlarınla güzelleştir.”
Çocukların kulaklarına fısıldayacağı cümleleri de hazır olan Misi, yanındaki rengârenk kelebeği ile birlikte ülkesinden ayrılarak, harikulade patikaları aştığı bir yola koyulmuş. Eşsiz ve narin çiçeklerin kokusunu içine doldurarak ve görkemli ağaç gövdeleriyle tatlı tatlı saklambaç oynayarak, çok geçmeden ülkesini ardında bırakmış.
İçini ısıtan, huzur ve güven veren güneş, gittikçe ısısını artırmaya ve hatta onu yakmaya başlamış. Ülkesinden uzaklaştıkça çiçekler solmuş ve hatta yavaş yavaş izleri silinmiş. Ağaçlar giderek güçsüzleşmiş ve her adımda neredeyse yok olmaya başlamış.
İnsanların ülkesine az bir yolu kalan Misi’nin bedenini yakan güneşten gözleri kamaşmış, etrafına bakmaya çalışmış. Bir de ne görsün? Çevresinde sararıp solan buğday tarlaları, sarp kayalıklar ve dikenli yollardan başka bir şey yokmuş.
Gördüklerine çok üzülen Misi gitmesi gereken köye doğru tam yürümeye başlamış ki; köy girişinde çelimsiz, ufak tefek bir oğlan çocuğuna rastlamış. Çocuk, köyün çeşmesinden boyundan büyük bidonlara su doldurmaya çalışıyormuş. Misi hemen çocuğun yanına gelip sormuş.
“Merhaba, yardıma ihtiyacın var mı?”
Yanıt vermemiş. Sanki onu duymuyormuşçasına sularını doldurmaya devam etmiş ve bir tekerleği kırık el arabasına bidonlarını yüklemiş. Misi de onu takip etmeye başlamış.
Çocuk derme çatma bir eve girmiş. Suları indirmiş ve içerideki masanın altına dizmiş. Masanın yanındaki divanda annesi hasta bir şekilde yatmaktaymış.
Misi bütün olan biteni izlemiş, gördüklerine çok üzülmüş. Tam bu çocuğun başka kimsesi yok mu, diye düşünürken yan evdeki komşu gelmiş. Elinde bir tas tarhana çorbası varmış. Çocuk kadına sevgi dolu bakmış ve gözleriyle teşekkür ederek çorbayı almış. İkiye bölmüş ve yarısını annesine içirmeye başlamış.
Komşu kadın “Ah benim güzel oğlum bütün suları da doldurmuş teşekkür ederiz. Annene ve sana şifa olsun çorba inşallah. O hasta yatalak, sen duyamaz ve konuşamazsın. Allah yardımcınız olsun!” demiş ve bir bidon su alıp evine gitmiş.
Misi düşünmeye başlamış, kendi kendine sormuş:
“Acaba bu çocuğu engellerini kaldırıp dilini kulağını çözsem mi daha çok mutlu ederim, yoksa önce annesini iyileştirsem mi?
Biraz daha orada kalmaya ve neyin onları daha çok mutlu edeceğini anlamaya karar vermiş.
Bu arada çocuk annesinin çorbasını içirdikten sonra kendi çorbasının yarısını içmiş ve tarlaya çalışmaya gitmiş. Misi de arkasından yola koyulmuş. Çocuk çok çalışıyormuş, köylü de onu çok seviyor ve ona yardım ediyormuş. Ama köy halkı çalışamadığı zaman ya da takas yapmadan çocuğa yardım etmiyormuş. Bu durum peri Misi’nin bayağı dikkatini çekmiş.
Akşam çökmeye başlayınca çocuk evine dönmüş. Hava çok soğukmuş, yakacak odunları da yokmuş. Çocuk, sabah doldurduğu bir bidon suyu alıp köydeki oduncuya gitmiş ve elinde bir kova kömür ile geri dönmüş. Ateşi yakmış ve öğlenden kalan çorbasını içmiş. O akşam çocuk ve annesinin başka yiyecek bir şeyleri olmadığı için aç uyumak zorundalarmış.
Misi bu duruma üzülürken, aklına kendilerini tok hissetmeleri için üzerlerine peri tozu serpme fikri gelmiş. Bir peri tozu daha serpmiş gitmeden, bu da mutlu rüyalar görmeleri içinmiş.
Misi ülkesine geri dönmüş. Sabah çok erken kalkıp periler ülkesinin en bilge perisi Eva’nın yanına gitmiş. Çocuğu, annesini ve tüm gördüklerini tek tek anlatmış Eva’ya ve onları en çok neyin mutlu edebileceğini bir türlü bulamadığını söylemiş. Eva büyük bir sabır ve şefkatle Misi’yi dinlemiş. Misi meraklı gözlerle ona bakarken tane tane konuşmaya başlamış.
“Ben o çocuk ve annesini yakından tanıyorum sevgili Misi. Annesi çok çalışkan ve güzel bir kadındır. Sağlıklı olduğu zamanlarda köyün tüm erkekleri kadını rahatsız etmeye çalışıyordu. Dolayısıyla onu ben hasta ettim. Kocası birkaç sene önce öldü. Çocuk sağır ve dilsiz; ona acıyan cümleler kalbini kırmasın ve o da kimsenin bu sebeple kalbini kıramasın diye. Onların kendi ülke şartlarında bizim desteğimizle en fazla mutlu olma formülleri bu. Çocuğu mutlu etmek için senin ne yapabileceğine gelince; çocuğa çiftçilik yetenekleri verebilirsin. Böylece tüm köylü ondan alışveriş eder. Çok yorulmaması için güçlü olmasını sağlarsın. Yetişkin bir erkek olduğunda annesini koruyabilir. O da iyileşir; birlikte sağlıklı olurlar. Ne dersin?”
Misi Eva’nın anlattıklarını şaşkınlık ve hayretle dinlemiş. Onun mutsuzluk kaynağı olarak gördüğü engellerin, aslında onların koruyucu kalkanı olduğunu anlamış. Eva’nın yanından ayrılarak köye yolculuğa çıkmış.
Çocuk yine köyün girişinde çeşmeden su doldurmaktaymış. Misi çocuğun üzerine peri tozları serpmiş. Bu tozlar onun yorulmasını engellemek ve daha güçlü olmasını sağlamak içinmiş. Çocuk birden canlanmış ve işlerini kolaylıkla hallederek tarlaya gitmiş. Tarlada çalışırken Misi onun üzerine bir başka peri tozu daha serpmiş. Bu tozlar da onun çok becerikli ve akıllı bir çiftçi olması içinmiş. Çocuk akşam eve gittiğinde annesine mırıldanmaya başlamış. Meğer Misi farkında olmadan onu yeteneklerle donatırken konuşma yetisini de çağırmış.
Artık çocuk acınası bir halde değilmiş. Sadece annesi ve kendisini kalkındırmakla da kalmayarak, kocaman insanların yapamadıklarını yaptığı, çözemediği sorunları hallettiği için çok saygı duyulan ve sevilen biri olmaya başlamış. O büyüdükçe annesi de günden güne daha iyi olmuş.
Misi tüm bunları görünce tekrar Eva’nın yanına gitmiş. Büyük bir gururla çocuğu mutlu ettiğini ve bunu onun bilgeliği sayesinde gerçekleştirdiğini söylemiş. Eva’da ona, bunun kendi yeteneği olduğunu söylemiş. Misi anlamaz gözlerle Eva’ya bakmış ve “Nasıl yani?” diye sormuş. Eva da anlatmaya başlamış.
“Eğer sen o kadar iyi gözlemleyip bana anlatmasaydın ve bulduğun çözümler gerçekçi çözümler olmasaydı, benim tavsiyemin bir değeri olmazdı. Sen beni doğru yönlendirdin ben de o anne ve çocuğu hatırladım. Böylelikle onlara yardım edebildik. Sevgili Misi iyi tanımadan, ihtiyaçlarını bilmeden kimseye yardım edemeyiz. Yardım edemeyince de onları mutlu edemeyiz. Şimdi bu bilgiyle tüm çocuklara yaklaş bakalım.”
Misi bunları öğrendiği için çok mutlu bir şekilde Eva’ya sarılmış. Şimdi sırada mutlu edilmesi gereken yeni çocuklar varmış.

Daha fazla masal okumak için lütfen buraya tıklayın.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.