DİLEK KİPİ

Dersin konusu dilek kiplerinin Almanca kullanımıydı. Öğretmen, işin teori kısmını anlatmış, ilk soruyu Hager’e sormuştu. Diğerlerine de sırasıyla aynı soruyu soracak, böylece sınıftaki her öğrenci dilek kipli en az bir cümle kurmuş olacaktı. Hager soruyu anlamış ama cevaplarken gramer  hatası yapmıştı. Öğretmen tahtaya dönerek soru ve cevap kalıbını birer örnekle tahtaya yazmaya başladı.  Hager, bu kez de tahtada yazılı olan cümleyi heyecanla hatalı okuyarak, Jerusalem’de yaşamak istediğini söyledi. Diğer öğrenciler Hager’i anlamamışlardı. Hager Jerusalem’de yaşamak istediğini tekrar etti. İsrail’de yaşayan bir çok Eritreli olduğunu, hatta amcasının da orada yaşadığını söyledi. Jerusalem sözcüğünü anlamayanlar İsrail sözünü anlamışlardı.

Hager dileğini tekrarlarken, ilk cevabındaki heyecanlı ifadenin yerini bir ürkme almış, sesi biraz titremişti. Öğretmen, tahtaya cümleyi yazdığı o saniyelerde Hager’in söylediklerinin anlaşıldığını sınıfı kaplayan uğultudan anlamıştı. Cümleyi yazdıktan sonra bir önceki derste yazıp sildiği dilek kipi çekimlerini tekrar tahtaya yazmaya karar verdi. Arkaya ne kadar geç dönerse o kadar iyi olacaktı sanki. Muana’nın her zamanki gevrek gülme sesinden sonra Abdullah’ın tok sesi duyuluyordu şimdi.

“Orası İsrail değil, Filistin!”

Art arda sesler yükselmeye, her biri tek tek Hager’e aynı şeyi söylemeye başladılar.

Hager’e “yanlış biliyorsun‘‘ diyorlardı. Abdullah kafasında, New York-City amblemli beresi, gözünde siyah camlı motorcu gözlükleri, uzun boylu, çalışılmış biçimli vücudu ile düzenli antrenman yaptığı anlaşılan bir gençti. Bir süre derslere ara vermiş, sonra tekrar gelmeye başlamıştı. Anne ve babasıyla iki ağabeyini bir trafik kazasında kaybettiğini, uzun süre Ürdün’de bir restoran çalıştırdığını anlatmıştı. Aşçıymış. Hager bu dili öğrenirken çok zorlanıyordu. Bir dileği vardı, bir de bugünün konusu, Dilek Kipi. Nihayet kendini bulduğu bir cümle kurduğunu zannediyordu ama yine olmamıştı işte. Abdullah ve diğerleri Hager’le dileğinin arasına girmişlerdi. Tartışmanın şiddetiyle dilekler imha edilmeye başlanmıştı.

Abdullah susmuyordu, kırık Almancası ile bir şeyler anlatıyordu. Hager ise geçmiş çekingenliğini bir kenara koymuştu. Bildiği bütün kelimelerle dileğini imha etmeye, kalkanların bitmeyen salvolarına cevap vermeye çalışıyor, dileğine ve nihayet anlayarak kurabildiği Almanca cümlesine sahip çıkmaya çalışıyordu.

Abdullah arkasındaki çoğunluğun da ona verdiği cesaretle, Hager’e dersini vermeye kararlı görünüyordu. Sınıfta Orta Doğulu ve Afrikalı olmayan tek kişi Minerva‘ydı. Okyanus ötesinden gelen hayat dolu bir Latin kadını. Öğretmen arkasındaki seslere kulak kabarttığında hayretle sınıfta bir tek, yakaladığı her fırsatı neşeli sesini katarak bir şeyler anlatmaya adamış bu kadının sesinin çıkmadığını fark etti. Artık tahtaya yazacak bir şey kalmamış, yavaş yavaş yüzünü sınıfa dönmüştü. Abdullah yüksek sesle Hager’e doğru itirazlarını sürdürüyor, eksik kalan Almanca kelimelerin yerini ise el kol hareketleriyle doldurmaya çabalıyordu. Sınıf heyecanla Abdullah ve Hager’in tartışmasını izlerken, Hüseyin’in sesi sınıfa yayıldı. Hüseyin öğretmeni göstererek, parmağını dudaklarına götürmüş, diğerlerini susturmaya çalışıyordu. Öğrenciler susmuş, öğretmenin ağzından çıkacak cümleyi bekliyorlardı. Öğretmen, elindeki tebeşiri tahtanın kenarına bıraktıktan sonra ‘’Teneffüse daha yarım saat var, bunları teneffüste konuşabilirsiniz’’ dedi, sonra Abdullah’a döndü.

“Söyle bakalım, sen nerede yaşamak isterdin Abdullah?’’

Abdullah, hatasız kurduğu cümlesiyle “New York’ta…” dedi. Sonra bedeninde garip bir huzursuzluk belirdi. Silkinir gibi yaptı. Dudağını büzdü,  “ama orada şimdi Trump var’,”

 

Bihterin Okan-Adam

24.09.2017

 

 

4 thoughts on “DİLEK KİPİ/ Bihterin Okan Adam

  1. Alev Turanlı dedi ki:

    Oyyy! Bu ne guzel bir öyküdür… ellerine sağlık çok beğendim.

  2. Alev Turanlı dedi ki:

    Oyy! Bu ne güzel öyküdür ellerine sağlık çok beğendim

  3. Alev Turanlı dedi ki:

    Çok güzel bir öykü ellerine sağlık öyle beğendim ki!

  4. Birsen Karaloglu dedi ki:

    Yerinden, yurdundan kopmuş sıradan insanları anlatan bu ikinci öykünüzü de çok samimi, çok doğal buldum.
    Az sayıda sözcükle ne kadar çok şey anlatmayı başarıyorsunuz. Duyarlı gözlemlerinizi abartsız cümlelere aktarma başarınız nedeniyle kutluyorum. Ayırmayan, ötekileştirmeyen, yok saymayan, eşitlikçi ve insan odaklı bakış açınız satırlarınızdan bize ulaşmakta. Yüreğinize selam olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.