BİR GARİP BEYAZ

Önce o parmağı indir, o parmağı bir indir önce!

Burnuma burnuma sallayınca seni daha çok dinleyecek değilim. Diğer parmaklarını avucunda sıkıştırıp işaret parmağını havaya kaldırınca haklı filan olmuyorsun. Elleri görelim. Avuçlarını açıp ellerini havaya kaldırabilir misin? Nişan alıp ateş edeceğim ama öldürmeyeceğim, merak etme.

Peki ya gözler? Kaçırmadan aynaya bakabiliyor musun? Tamam, baktığın zamanlar oluyordur ama her zaman bakabiliyor musun? Bak şimdi bile sağa sola kaçıyor o gözler. Kaçıyorlar ama gidemiyorlar.

Parmakların, ellerin, gözlerin hepsi hücrelere kapatılmış. Sen karaysan onlar tutsak.

Kendini beyaz sanıyordun değil mi? Hah! Pabucumun beyazı. Sen ne renk olduğunu git de içinde kımıl kımıl dönenip duran o kurtçuklara sor. Bir yandan seni kemirirlerken diğer yandan kirli sarı renklerini etrafa salıyorlar. Bunu gayet iyi biliyorsun. Antibiyotik yuttuğunda bağırsaklarda kaybolan yararlı bakterileri yoğurt yiyerek çoğaltabilirsin ama bu tür kötücül olanları öyle yoğurtla moğurtla yenemezsin. Öte yandan iyi ki varlar o kurtçuklar. Bir şeylerin yolunda gitmediğinin ya da en önce senin içine sinmediğinin çığlıklarıdır onlar.

Nasıldı o atasözü? Hani ele talkın veriyordun da üzümü salkımla götürüyordun. Seninki de biraz o hesap. Oturduğun, yürüdüğün, konuştuğun, yazdığın yerden atıp tutuyorsun. O öyle olur, bu böyle olur, diyorsun. Ona buna ayar veriyorsun Sonra da aynaya baktığında gözlerini kaçırıyorsun.

Tamam, abartıyor olabilirim. Yediğin üzümler salkımla değildir de üç beş tanedir ama nihayetinde o koyu mor renkleri beyazına karışıyor işte. Annen sana öğretmedi mi beyazlarla renkliler aynı kazana konmaz diye?

O üzümleri yiyorsan bağını da soracaksın. Önemlidir bağlar. Emeğin, çabanın teri vardır oralarda. Yoksa karalarını çamaşır suyuyla bile ağartamazsın.

Para çalmıyorsun, halı çırpmıyorsun, çocuk dövmüyorsun, insan öldürmüyorsun diye kendini bu kadar beyaz sanman gaflet değildir de nedir?

Havaya o pis gazları boca ediyor iken, sinekleri gazete patlatarak öldürmüyorsun diye beyaza mı çalıyorsun yani? Hamamın böcekleri yesinler diye kuytu köşelere bıraktığın zehirli yemlere ne demeli peki? O kuşlara serptiğin ekmekler sadece bayat değil, aynı zamanda küflenmeye de başlamışlar. Sıcak havalarda plastik yoğurt kaplarıyla kedilere köpeklere su verince hop diye bembeyaz olunmuyor canım. Çöplerini çöp kutularına atman aklanmak için yeterli değil. Kabul et, halı değil ama küçük kilimleri arka pencereden silktiğin olmuyor mu? Cam şişeleri de atık kumbarasına koyunca öyle hemen tamam olmuyor bu beyaz işler.

Bana hiç öyle “ama” ile başlayan cümleler kurma. Ama onlar da bunu dedi, ama bunlar da şunu yaptı, ama işler şöyleydi de böyleydi de falan filan. Şimdi içi tıka basa bahane dolu bu ama’ları al, hayır efendim, halının altına süpürme, toprağa göm diyecektim. İyice derine gömüp üzerlerine susuz kalınca hemen solmayacak çiçekler dik. Ağaç bile dikebilirsin, bak o daha güzel olur. Ama’ların rengi sarı olur, mavi olur, gri olur ama asla beyaz olmaz. Bunu bil öyle konuş. Efendim? Zaten biliyor musun? Tekrar hatırla o zaman.

Bana yalanlarla da gelme. Bazı yalanlara beyaz denmesi tatlı bir aldatmacadır.  Lafını bil öyle konuş, ağzından çıkan her sözün de arkasında dur. Yalanın aldatıcı beyazına dalmak istemiyorsan susma hakkını kullanabilirsin ama sese vurduğun her sözcük doğru ve dürüst olsun.

Sonra sessiz hesaplar yapmayı bırak. Zaten hesabın sessiz olanından korkacaksın. O öyle olursa bu böyle olur artıyı görsen, şu da şöyle olur diye toplayıp çıkarmaya, çarpıp bölmeye başladığın zaman, kısa vadede artıyı görsen bile aslında hep eksiye çalışmaktasındır. Eksilerden hayır gelmez, beyazın düşmanıdırlar.

Önce ne yapacaksın biliyor musun? Sen dâhil herkesin her rengi olduğunu bileceksin. Beyazdan karaya, yeşilden kırmızıya bir renk alacasıdır insanoğlu ve insankızı. Hep beyaz olma iddiasında olmayıp grilerini de kabul edecek, karalarını inkâr etmeyeceksin. Kabul edip yüzleşmek ilk adımdır. Sonra o anki rengini doğru tahlil edeceksin. Ettin mi? Tamam. Allar morlar hatta griler bile kabul edilebilir renklerdir. İnsanız, zaaflarımız var.  Ama karaysan, hele simsiyahsan işte tam orada duracaksın. Daha fazla kararmamak için uğraşacaksın.  Derin bir nefes alacaksın. Pişmanlığın arındıran sularına dalacaksın. Zihninde, kalbinde, aynada karanla yüzleşeceksin. Onun isini pisini dibine kadar yaşayacaksın. Uykuların kaçacak. Yemeden içmeden bile kesilebilirsin. Vicdanın ayak sesleridir onlar. Vicdan dile gelip konuştu mu susulmalıdır, çıt çıkarmadan kulak verilmelidir. Hiç şikâyet etmeden yakala hepsini, cebine koy. Bunlar kendi rengini artık görebildiğinin belirtisidir.

İş bu kadarla bitmiyor. Hatta asıl bundan sonra başlıyor. Alacaksın eline beline diline bir süpürge, toz bezi ya da silgi. Sileceksin, süpüreceksin, dip bucak temizleyeceksin. Artık özür mü dilersin, geri mi dönersin, dilini bile isteye lal mi yaparsın, terapiste mi koşarsın, hapis mi yatarsın, ıssız adaya mı düşersin, karanlık bir mağarada inzivaya mı çekilirsin,  bir sahil kasabasına mı yerleşirsin, malını mülkünü bir hayır kurumuna mı bağışlarsın, roman mı yazarsın, senin bileceğin iş.

Sonra? İşte burası çok önemli! Rengini karaya çalan her neyse o şeyi bir daha gördüğünde, duyduğunda, kokladığında arkanı dönüp uzaklaşacaksın. Öyle boş gözlerle bakma. Yani bir daha asla y a p m a y a c a k s ı n. Daha açık nasıl anlatayım?

Bunları böyle yazarak filan da kurtulamazsın. Şizofrenik yazmalar eyleme dökülmezse her şey yarım kalır. Yazma demiyorum, hobi olarak yine yaz, kitap çıkar, becerebilirsen çok satan bile olabilirsin ama aynı zamanda git ve yap.

Şimdi bir bardak soğuk su iç.

İnsan olmak kolay! Ne olacak, yirmi üç çift kromozoma bakar ama iyi insan olmak, işte o zor.

Hadi çay koy. Yeniden başlıyoruz. Hep yeniden başlayacağız.

Bu da insan olabilmenin cilvelerinden biri işte!

 

 

 

 

One thought on “BİR GARİP BEYAZ/ Berrin Yelkenbiçer

  1. Konu, dil, gönderme çok güzel… Kaleminize sağlık. Edebiyatçı etiği son derece önemlidir, dikkat çekmeniz çok yerinde olmuş…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.