GÜLSEL CEREN GÜNEŞ’LE SÖYLEŞİ / Necati Eker
GÜLSEL CEREN GÜNEŞ’LE SÖYLEŞİ
“Sanat eserlerinin bir çekirdeği var, bütün metaforlar bunun etrafında şekilleniyor”
Eylül ayında ilk romanı çıkan Gülsel Ceren Güneş ile ilk romanı Önden Üç Bilet hakkında konuştuk.
Söyleşimize giriş yazısı yerine sizden romanı dinleyerek başlayalım. Önden Üç Bilet ne anlatıyor? Neden anlatıyor?
Önden Üç Bilet’in anlatıcısı torun Nurperi. Çok ünlü bir sanatçı olan anneannesi hastaneye kaldırılınca onun ve annesinin yanına gidiyor. Yakın zamanda yaşadığı kendi kaybını kabullenememişken, hastane odasında karşılaştığı suskunluklar ve itiraflar onu derin bir hesaplaşmaya sürüklüyor. Annesinin çocukluğunu şekillendiren sevgisizlik, anneannesinin kalabalıklar arasındaki yalnızlığı ve yıllar boyunca dile getirilmeyen sırlar birer birer yüzeye çıkıyor. Anneanne Afet Hanım sahnelerin alkışlarla coşan, izleyicilerin hafızalarına kazınan efsanevi bir sanatçı. Ancak roman, ışıkların söndüğü, perde kapandığı anlarda sahneden geriye kalanı sorgulatıyor. En azından ben aile içi ilişkiler, çağdaş kadının biyopolitik savaşı ile birlikte bunu da sorgulatmak istedim.
“Metotla roman yazdım” diye bir alıntı gördüm? Nedir bu metot?
Sevgili hocam Beliz Güçbilmez’in edebiyatı okumak, anlamak ve bu alanda eser vermek üzerine geliştirdiği, adına “Manyetik Alan Metodu” dediği bir yöntem var. Sanat eserlerinin bir çekirdeği var, bütün metaforlar bunun etrafında şekilleniyor diye acemi bir açıklama yapabilirim. Önden Üç Bilet’in çekirdeği “felaket”, kontrolsüzce etrafına zarar vermek. Bunu bir karakter olarak Afet’in kendisinde net bir şekilde görebiliriz. Neredeyse tüm benzetmelerin doğal afetler üzerinden olması da tesadüf değil.
Bir röportajınızda bu romanı yazarken en zorlandığınız kısmın açılış olduğunu belirtmişsiniz. Hikâyenin sonunu başında anlattığınız halde merak unsuru hep canlı. Bunu neye bağlıyorsunuz?
İnsan beyni böyle çalışıyor aslında, bir sonuç söylendiğinde süreci ve sebepleri hep merak ederiz. İlk sayfada Nurperi’nin son bir sene içinde boşandığını, anneannesinin öldüğünü öğreniyoruz. Fakat neden boşandı? Hem de anne olmak üzereyken. Afet neden öldü? Nasıl öldü? Neden bu vefat Nurperi’nin annesini alt üst etti? Ve neden Nurperi tüm bunlar hakkında röportaj vermekten bu kadar çok çekiniyor, anlatamayacağını söylüyor? Sonuca giden süreci merak ediyoruz. Çoğul konuşuyorum çünkü ben de bu fikir aklıma geldiğinde “Ne olmuş olabilir?” diye düşünerek kurguladım.
Beni bu söyleşiyi yapmaya iten sosyal medyadaki “Yeni yazar kırgınlığı” başlığı altındaki serzenişiniz. Kırgınlık devam ediyor mu?
Etmez mi? Bazı fuarlarda imza günü düzenleyemedim, bir kısmında da fuar takviminde yer alamadım. Bunun sebebi de tanınmıyor olmam, tanınmak için fuara gitmem gerekirken hem de. Biraz tavuk yumurta meselesine dönmüş bu konu sektörde. Özellikle Ankara fuarı benim için çok özeldi. Seneye orada olmayı, imza verebilmeyi umut ediyorum.
“Hobi olarak analog kolaj ile uğraşıyorum, arada kes yapıştır yaparken şiirleştikleri oluyor”
Siz aynı zamanda dijital pazarlama uzmanısınız. Kitabınızın tanıtımı için nasıl bir strateji uyguladınız?
Birincil stratejim test etmek oldu. Kitap raflarda yer aldığında önce sadece aileme ve yakın arkadaşlarıma duyurdum, kitapçılara gidip baktık. İyi de yapmışız, bazılarında daha geç rafa konuldu. Bundan emin olduktan sonra online platformların hepsine gelmesini bekledim, sipariş verip süreçleri deneyimledim. Ardından çevreme duyurdum. Stok problemleri, sistemsel hatalar ve benzeri tatsızlıkları da o sırada görüp Doğan Kitap ile çözdük. Her şeyin yolunda olduğundan emin olduğumda sosyal medyada duyurdum. Böylece kitap asıl hedef kitleye sorunsuz bir şekilde ulaşabildi. Sene sonuna kadar birkaç kitap kulübünde okunacak. Henüz tam anlamıyla dijital pazarlama yaptığımı söyleyemem. Emin adımlarla ve keyifle ilerliyorum.
Roman bölümlere ayrılmamış, bir solukta anlatmak mıydı tercihiniz? Bu haliyle novella diyebilir miyiz eserinize?
Aslında üç bölüm olacaktı, hem “geçmiş, şimdi, gelecek” kavramlarını temsilen hem de üç ana karakteri. Hatta sadece üç mekân olmasına da göz kırpmış olurdum. Fakat bilinç akışı tekniği kullanmamış olsam bile akışkan bir eser bu; Nurperi’nin masasının başında, İstanbul Boğazı’na karşı son bir senesini düşünmesine tanık oluyoruz. O yerinden hiç kalkmıyor, başka konuya geçmiyor. Yazıp bitirdiğimde kitap bölünmez bir haldeydi. Tür açısından düşünürsek uzunluğu roman sınırında, bölümsüzlük açısından da novella olarak değerlendirilebilir.
Afet Hanım’ın şarkı sözleri bir zamanlar yazdığınız şiirlermiş. Bu güftelerin besteleri var mı? Hala şiir yazıyor musunuz? Yoksa bu şiirleri Afet Hanım gibi analog kolaj yöntemi ile mi yaptınız?
2022-2023 yıllarında yazdığım şiirler, evet. Yazarken bir noktada Afet’in Sevgili Kıyısı şarkısına çok takıldım, kitabın kapağını da tasarlayan Yalın Atılganoğlu, bir kısmını besteledi. Hala tam hayal ettiğim gibi değil ama yazarken çok dinledim, işimi kolaylaştırdı. Hobi olarak analog kolaj ile uğraşıyorum, arada kes yapıştır yaparken şiirleştikleri oluyor. Afet ile nadir ortak yönlerimizden birisi bu. “Sevgili Kıyısı” Kanuni Sultan Süleyman’ın Muhibbi mahlasıyla yazdığı şiirlerinden birinde geçen bir kelime grubu. Benimkinden bambaşka bir şiir tabii ama bu iki kelimeyi ondan kesip aldım. Başkalarının kelimelerini alakasız görsellere yapıştırmak bana ilham veriyor.
“Bizi toplumsal rollerin içerisine sıkıştıran, ayrımcılık yapan patriarka ile benim derdim.”
“İnsanlar yaşlanınca bir noktada (neden?) huysuz olma hakkı elde ediyorlar…”
Çünkü çok uzun zamandır buradalar, her şeyi bildiklerini ya da en azından öğrenebileceklerini düşündükleri yaşlardan çok uzaktalar ve en önemlisi etraflarında nazlarının geçtiği insanlar var. Tabii içinde bulunduğumuz toplumun yaş üzerinden gösterdiği saygının da etkisini unutmamak gerek. Huysuzlaşılmasını savunmuyorum ama anlayışla karşılaşıyorum; huysuzluğunu, öfkesini, önyargısını, sevgisini özlediğim ihtiyarlar var.
Ailenizde ya da çevrenizde ünlü biri var mı? Afet Hanım’ı yazarken nasıl bir gözlem yaptınız?
Romanın fikrini kalbime düşüren kişi hastanede anneannemin yan odasında kalan yaşlı bir opera sanatçısı. Fakat bence Afet’i Afet yapan şey ünlü olması değil, su katılmamış bir narsist olması. Büyük ihtimalle o kadar bencil olduğu için bu denli ünlü olabilmiş. Romana hazırlanırken narsizm ve narsist anneler üzerine çok kitap okudum. Tanıdığım ünlüleri özellikle gözlemlemedim ama basın açıklaması sahneleri gerçek; mesleki olarak zaman zaman içinde yer aldığım oluyor.
Kitabınızı okuyan erkeklerin, babalığa bakış açılarında bir değişiklik olacağını düşünüyor musunuz?
Kırılan ve erkeklere saldırdığımı söyleyen birkaç erkek oldu açıkçası. Çocuğu ve evi ile ilgili sorumluluk alan babaları rahatsız edecek bir şey yok romanda, diğerleri de perişan olmuş eşini görüp bakış açısını değiştirmemişken benim romanımı okuyunca hiç değiştirmez diye düşünüyorum. Benim meselem babalar değil, müşterek hayat yaşa(ya)madığı insanlarla ilişki sürdürmeye çalışan ve mutsuz olan kişiler. Bizi toplumsal rollerin içerisine sıkıştıran, bir hasta formunda bile ayrımcılık yapan patriarka ile benim derdim.
Şimdiki soru çoktan seçmeli. Birbirlerinin acılarını izlemeye önden üç bilet alan roman kahramanları, hangi etkinliğin salonunda olabilirler? Neden?
-
Sinema B) Tiyatro C) Opera D) Açık Tenis Turnuvası E) Hiçbiri
Baktıları yerde aynı şeyi görmedikleri için; e, hiçbiri. Hepsi sadece kendi açısından değerlendirebiliyor. Ancak bir hastane odasında birbirlerine müdahale etmeden izleyip kendilerince yorum yapabilirlerdi, nitekim öyle de oldu. Bir de bir şeyi birlikte izlemek için yan yana olmak gerek; onların asıl sorunu bir türlü tam anlamıyla yan yana gel(e)memek, hep karşılıklı konumlanmak. E bu da çatışma doğuruyor tabii.
Kitabınızdan bir senaryo çıkarılsaydı, filmi kim çekerdi, üç başrol oyuncusu kim olurdu?
İlk aklıma gelen Ferzan Özpetek; kuşak çatışmasını kusursuz bir şekilde anlattığı ve en sevdiğim filmin yönetmeni olduğu için. Afet Hanım, Tilbe Saran ile iyice devleşir ve unutulmaz bir karakter haline gelirdi. Eğer bir gün filmi çekilirse bankodaki hemşirelerden biri ya da basın toplantısındaki kalabalıktan bir muhabir olarak figüranlık yapmayı çok isterim.
“Bir ilk romanı yayınlatma süreci gerçekten çok iyi bir psikoloji ve sabır gerektiriyor.”
Önyargı ile kapağı açıp iyi bir roman okumanın keyfiyle kapattım. Çok zaman harcadığınız bu dosyanın, kitaba dönüşmesi için ödeme isteyen yayınevleri olması beni şaşırttı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Çok üzücü ama sanıyorum sektör şu an buna evrilmiş durumda. Yayınevlerinin bir ilk romana yatırım yapması için ya hikâyeye çok inanması ya yazarın ünlü olması ya da yazardan ödeme istemesi gerekiyor. Ben çeşitli yayınevlerinden ücretsiz basım teklifleri de aldığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Dosyayı yolladıktan sonra anında otomatik red maili atan büyük bir yayınevi beni ödeme isteyen yayıncılardan daha çok üzdü bu arada. En azından ödeme isteyenlerin editörleri okumuştu ve çok beğendiklerini, piyasa sebebiyle basım ücreti rica ettiklerini söylemişlerdi. Bir ilk romanı yayınlatma süreci gerçekten çok iyi bir psikoloji ve sabır gerektiriyor.
Bir de öykü kitabınız varmış. Merak eden okur nasıl ulaşabilir öykülerinize?
Altı tane kolektif öykü kitabı içerisinde eserim var, onlara rafta ulaşmak mümkün fakat öykü kitabımı ancak sahaflarda bulabilirler. Basımı yapan yayınevi kapandı, ben de o dosyanın peşine düşmedim daha sonra. Çok uzun süredir öykü de yazmıyorum ne yazık ki.
Son olarak, sürekli birbirlerine “tahammül ve teessüf” edenlere ne önerirsiniz?
Tahammül ve teessüf etmemelerini. Nurperi en doğrusunu yaptı; mutsuz olacağımız ilişkilerde birbirimizin ruhunu rendelemenin bir anlamı yok.
Sizinle bir söyleşi yapılsaydı (ki şu an yapılıyor) hangi soru sorulsun isterdiniz? Sorup cevaplar mısınız?
İkinci romanımın sorulmasını isterdim; daha bu hafta bitti, editörüme teslim ettim. Geliştirici editörüm Melisa Ceren Hasmaden, son okumasını yine Yüce Yöney yapıyor. Bu kez eşi Everest Dağı’nın zirvesine çok yakın bir yerde ölmüş bir kadının, kocasının cesedini indirmek için tırmanış yapmasına eşlik ediyoruz. Bir yas, arkadaşlık, evlilik ve yüksek irtifa dağcılığı hikâyesi. Çok keyif alarak yazdım.
Daha fazla Panzehir Söyleşiye buradan ulaşabilirsiniz.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
