COĞRAFYANIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLAYAN ATLAS / Özer Alptekin
COĞRAFYANIN BİTTİĞİ YERDE BAŞLAYAN ATLAS
Haritasız Yolculuklar Mevsimi’nin türü: Anlatı. Bu, türün güzel örneklerini Demir Özlü (İşte Hayatım), Tezer Özlü (Yaşamın Kıyısına Yolculuk) vermişti. Anı, öykü, gezi, deneme, şiir türlerinin iç içe geçtiği bu anlatıda görülüyor ki yazar, bu türün sınırlarını epey genişletiyor. Kitabın sayfalarında ilerlerken adı ile içeriğinin örtüştüğünü görüyor haritasız bir yolculuğun içinde kendimizi buluyoruz.
Coğrafya atlasları bize dünyanın sınırlarını, dağların yüksekliğini, nehirlerin akış yönünü gösterir; cetvellerle çizilmiş sınırlar, renklerle ayrılmış kıtalar sunar önümüze. Oysa insanı, insanın ruhundaki o uçsuz bucaksız kıvrımları, zamanın unuttuğu hatıra tortularını hiçbir coğrafya atlası gösteremez. İşte tam bu yüzden, Haritasız Yolculuklar Mevsimi (2026) bir coğrafya ya da tarih atlası değil; mekânların ruhunu edebiyatla, şiirle ve musikiyle yeniden inşa eden özgün bir “Edebiyat Atlası” olarak duruyor karşımızda. Yolculuğu sırasında gözüne ilişen binalara estetik gözle bakan, sokakların musikisini dışarda değil içinde duyan, tattığı yemeklerin kokusunu farkındalıkla duyumsayan, her köşede tanıdık bir simayla (A. Hamid Tarhan, İlhan Berk, Kafka, Selahattin Batu, Can Yücel, Sabahattin Ali vd.) karşılaşan bu hercai yolcunun spesifik macerasını artan bir merakla takip ederiz.
Kitabın beşinci bölümündeki “edebi sofra sohbeti” benim için bir ilkti. İyi tasarlanmış bir kurgu. Yolu Viyana’ya düşmüş yazarlarımızı bir sofrada buluşturan anlatıcı, bize edebî bir şölen sunuyor. Kitabın altıncı bölümünde anlatıcının Kafka ile sohbeti ise olağanüstü bir karşılaşma.
Haritasız Yolculuklar Mevsimi, sadece sokakları adımlayan bir gezi kitabı değil; uğradığı her şehirde (Budapeşte, Prag, Viyana, Berlin vd.) o caddelerin, o binaların, o parkların içine gizlenmiş hikâyeleri, hikâyelerin yazarlarını, kahramanlarını anlatmakla kalmıyor, o mekânların edebiyatçıların anılarıyla nasıl yoğrulduğunu bize gerçekle düş arasında gösterir. “Bu gerçek mi kurgu mu” sorusu kitap boyunca peşimizi bırakmıyor.
Bu benzersiz atlasın bizi götürdüğü yer ile yazarın kendi varlığı arasında ise edebiyat tarihinin en estetik tesadüflerinden -ya da kader ortaklıklarından- biri gizli. Coğrafya tarihini değiştiren, denizcilerin fırtınalı ve karanlık denizlerden sonra sığındığı, yeni dünyaların kapısını açan o meşhur dönüm noktasını hatırlayalım: “Ümit Burnu” Gemilerin karaya çarpmadan, o hırçın dalgaları aşarak selametle yeni kıtalara yelken açtığı o keskin dönemeç.
“Fırtınaları Aşma Arzusu”
Denizciler Ümit Burnu’na varmadan önce nasıl büyük dalgalarla boğuştuysa, bu kitabın seyyahı da insan ruhunun en fırtınalı yerlerine; babasızlığın gurbetine, eylül darbelerinin postallarına, veremden ölen şairlerin melankolisine ve “vasatın” o boğucu dünyasına çarpıyor. Ancak yazarın edebi vizyonu, tıpkı o tarihi burun gibi, bizi o fırtınanın içinden geçirip şiirin, müziğin ve estetiğin dingin limanına ulaştırıyor.
Budapeşte’de Pal Sokağı Çocukları’nın heykellerine sarılan, Prag’da Slavya Kahvesi’nde Nâzım’ın hasret kokan dumanını soluyan, Viyana’da Klimt’in Öpücük tablosunun gizeminde kaybolan ve Berlin’de unutulmuş şair Enis Ferit’in musluk tısıltısında varoluş sancısı çeken bu kitap; aslında genç bir insanın lisedeki o ürkek, saklı şiir defteriyle (yani kendi “eski özüyle”) yüzleştiği dairesel bir uyanışın yürüyüşüdür.
Okur, bu kitabın sayfalarında Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zaman felsefesini, Selahattin Batu’nun estetik seyahat kültürünü, Mozart’tan Schubert’e uzanan o polifonik melodileri sırtına alarak yürüyen bir hafıza arkeoloğuna dönüşür. Bu arkeoloji çalışması çok katmanlıdır. Eserde, Demeter mitolojisinin günümüze yansımasını; Keloğlan ile Dede Korkut’u; 1980 Askeri darbesi ile masal dünyasının Paşa’sını bir höyük gibi kat kat bir araya getirirken anlatıcın kişisel tarihi ile yazarların anekdotları birbirine karışır. Bu tanık olma aynı zamanda bir üslup şölenine de dönüşür. Deneme ile makaleyi, şiirle gezi yazısını, masalla söyleşiyi bir araya getiren hakiki bir anlatım şöleni.
Bütün bu güzelliklerin yanında kitabın aksayan yönleri de yok değil. Bu aksaklıklar bilinçli bir tercih midir bilemem. Öyle olsa bile anlatıya katkısı olduğunu düşünmüyorum. Recaizade Mahmut Ekrem’in yanında geçen “Küçük Şeyler” bize Samipaşazade Sezai’nin “Küçük Şeyler” ini anımsatır. Söz konusu şiir olduğuna göre “Küçük Şeyler” büyük harfle yazılmamış olsaydı böyle bir karışıklık olmazdı. Bir de kitaptaki alıntıların nerede başlayıp nerede bittiği tam belli olmuyor. Anlatıcının sesi ile alıntılanan yazarın sesi birbirine karışıyor. Bu da postmodernizmle mi ilişkili pek anlaşılmıyor. Yazar burada birden fazla anlatıcı sesi kullanarak anlatıyı flulaştırıyor. Yazar, belki de anlatmak istediklerinden çok kurmak istediği hayal dünyasını öne çıkarmak istiyordur. Tanpınar’ın “geçmiş zaman rüya görmez, sadece hatırlar” sözü anlatıcının sözü gibi duruyor. Buna benzer pek çok örnekler var metinde. Bu ne kadar kabul edilebilir bir durum diye düşünmeden edemiyorum. Ayrıca geçmiş dönem yazarlarıyla karşılaşması bana Woody Allen’in Paris’te Bir Gece filmini anımsattı. Ümit Yıldırım’a bu film ilham vermiş olabilir. Ama ikisi arasındaki benzerlik sadece bu kadarla kalıyor Yıldırım’ın “edebî sofrası” bana kalırsa edebiyatımızda bir ilk.
Bir yolculukta nelerle karşılaşacağınızı her zaman bilemezsiniz. Bu kitapta yol da yolcu da güzel ama asıl olan yolculuğun kendisi. Ümit Yıldırım içinde başladığı bu yolculuğu yine kendi içinde bitirerek belki de bize şunu söylemek istiyordur: Bütün yolculuklar dışarıda değil gerçekte insanın içindedir.
Coğrafi keşiflerde Ümit Burnu nasıl bilinmeyene açılan, fırtınalı denizlerin ardındaki umudu sinesinde taşıyan bir kapıysa; Ümit Yıldırım da bu eseriyle okuyucuya edebiyatın, bilincin ve hafızanın fırtınalı denizlerinde yol aldırarak yepyeni keşiflerin kapısını açıyor. Okuyucuyu “rüya ile gerçek”, “geçmiş ile şimdi” arasındaki o tehlikeli sularda selametle yüzdürüyor.
Haritasız Yolculuklar Mevsimi
Ümit Yıldırım
Alakarga Yayınları, 2026
Daha fazla Panzehir kitap analizine buradan ulaşabilirsiniz.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

