Nihan Feyza Lezgioğlu

YOL NOTLARI (5)

Gece boyu devam etmiş olmalı. Kaldırımlar, yollar, çimenler ıslak yine. İstanbul’da günlerdir yağmur yağıyor. Hava hep soğuk, sisli, kasvetli. Dört gözle, nazlı baharı bekliyoruz şimdi. İnsanı; dünya üzerinde tutkuyla sevdiği, gözlediği başka hiçbir şey böyle kolayca, şefkatle teskin edemez diyorum. Sanki sözsüz bir uzlaşıyla hepimiz baharın o narin, müşfik, bize kendinden başka şey düşünme imkânı vermeyen varlığını özlüyoruz.  

Durağa yaklaşıyorum. Kalabalıkta, geç kalmış otobüsü beklemeye başlıyoruz. Yanımdaki kız, ağzını ne zaman açsa bir şeylerden şikâyet ediyor. Hemen yanında da başka bir kız var, arkadaşlar. Diğeri sadece dinliyor ama konuşan ne yapıp ediyor, yakınacak bir şeyler bulup bağırıyor yine. Şikâyet etmeyi, ahlanıp vahlanmayı, eski ihtimallerden -zamanı geri alabilecekmiş gibi- konuşup durmayı, öyle yapsaydım böyle olurdu, şöyle yapmasaydım bu olmazdıları sevmem ben. Çalma listemdeki kırkbeşlik şarkılardan birini açıyorum hemen, keyifleniyorum biraz.

Otobüs geliyor. Durak gibi, otobüs de kalabalık. Kız henüz kartını bile okutmamışken yine başlıyor söylenmeye. Kalabalıkta zar zor ilerliyor, uzaklaşıyorum ondan. Ellerinde olanı, karşılarında duranı, vitrinde bekleyeni, yanı başlarındakileri, uzaktakileri, açıkça söylenenleri, ima edilenleri, unutulmak istenenleri, yapılanları, yapılmayanları, yapılamayanları, amaçları, araçları, koşulları, nedenleri, sonuçları ve daha nicelerini beğenmemek için türlü yollar arayanlardan yalnızca biri o. Birkaç gündür Ziya Osman Saba okuyorum, belki de bu yüzden kaçıyorum onun huzursuzluğundan diye düşünüyorum. Onun hep huzur arandığı öykülerinin etkisi olmalı bu. Kendini her an yeniden doğuran hayat, Saba’da daima bir teselli.

Her şeydeki bu uyuşukluğa, etraftaki bütün bu kıpırdamazlığa rağmen yine bir şeyler oluyor, bir şey değişiyor, bir şey geçiyordu.”

Biraz sonra otobüsten iniyorum. Paçalarım kirlenmesin diye aheste yürüyorum kaldırımda. Önünden sık sık geçtiğim ağacın bugün biraz daha çiçeklendiğini fark ediyorum. Gözlerimi yapraklarında, cılız gövdesinde gezdirirken hayran hayran seyrediyorum onu.

Bir bademin altına, yorgun, oturmak biraz /Ayrı ayrı seyretmek çiçek açmış her dalı.”

Onun şu bir başınalığını ve -kuşkusuz- bunun bir aksi olan mağrur güzelliğini seyrediyorum. Kendini daima yeniden doğuran hayat, bizleri her an heyecanlandırmayı, hayrete uğratmayı da ihmal etmiyor. “Şu ölümlü dediğimiz dünyada, bütün ölümlere rağmen hayat yine hâkim, yine muzafferdir” diye sesleniyor Saba bir yerlerden, duyabiliyorum. Gülümsüyorum.

Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir