Lavinia ile Konuşmalar -4

Yine mi geldin Lavinia!

Hoş geldin.

Ocakta çayım, taze yaralarım var.

Birer bardak dök istersen.

Sen gittikten sonra çok hastalandım Lavinia.

O zamandan kalma bir eser, maviye olan hasretim.

Zamanı ikiye böldüm ben de sonra; kahperenginden önce, maviden sonra.

İşte böyle Lavinia.

Bir bardak daha dök.

Dur, daha çok anlatacaklarım var.

Sana anlatmazsam bunları, çok ağlayacağım sonra.

Sevmiyorum ağlamayı, anlasana Lavinia.

Bu hastalık, çok yoruyor beni.

Saatlerce gökyüzüne bakıyorum ve yeniden umutlanıyorum.

İşte o zaman, tam da o zaman, boğazımda bir yumruk, gırtlağımın üzerine oturmuş yaşlı, iri kalçalı iri memeli bir kadın.

Gırtlağımdaki el ses tellerimi buruyor, kadın ise olanca heybetiyle gırtlağıma oturuyor.

O zamanlar çok korkuyorum; anlıyor musun Lavinia.

Doktor dediydi o zaman;

“göğe bakma hastalığı bu, milyonda bir ya görülür ya görülmez.” dediydi de

pek ihtimal vermedimdi o vakitler.

Tıp da çaresizmiş bu konuda, tedavisi de yokmuş üstelik!

Aslında aşk da yok Lavinia.

Sen bana aşık olsan ne, ben sana aşık olsam…

Yani, aslında tek kişilik bir eylemdir aşk.

Çok da abartıldığına bakma, ben bakmıyorum da.

Birer bardak daha çay döksene,

istersen sonra sevişiriz de…

Peki, git…

Yine de sen bilirsin.

Giderken bakkala uğra mutlaka.

Çocuk yolladı dün, elinde pusulayla.

Borcun altına bir de not düşmüş.

Kesecekmiş veresiyeyi.

Cebimdeki son beş lirayı çocuğa verdim bahşiş olarak.

Görmeliydin yüzündeki o kocaman gülümsemeyi.

Kuruttuğum çay demlerini sarıp içiyorum dünden beri.

Söyle,

Yüz gram helva da yollasın,

canın canıma değsin .

İbrahim Kılıç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir