KIRMIZI GÜL / Şebnem Gürler Oakman
KIRMIZI GÜL
“İnternetten almayı beceremedik, gişeden alalım dedik de halk günüymüş, pek kalabalık.”
Tülenmiş hırkasının kollarını çekiştirip duran orta yaşlı kadın, sıradaki insan yığınına dönmüş. Yanındaki kısa kırpık saçlı, şehla gözleriyle fıldır fıldır etrafa bakan kız -kız irisi ya da geçkin ergen diyenler de olabilir- arada kadının kulağına uzanıp bir şeyler fısıldayarak, tırnağı dibinden yenmiş işaret parmağıyla birilerini gösteriyor. Sonra ellerini kafasına vura vura, ürkütücü bir ses tonuyla gülmeye başlıyor. Sıradakiler çığlığa benzer kahkahaları duydukça irkiliyorlar. Buna, kız hareket ettikçe etrafa yayılan ağır sidik kokusu eklenince suratlar tiksintiyle buruşuyor.
İlk anlarda belirmekte olan merhametin uçup gittiği anlar bunlar. Kızın kalın bacakları pijama altına benzer lekeli pantolonunu germiş; yün çorapları bir kalıba sokulmaya çalışılıp taşmış bir hamur gibi terliklerin deliklerinden fışkırmış. Üstüne giydiği yün yeleği, soluk eşofman üstü, boğazına birkaç kez doladığı tülbendi sinemaya gelmek için giyinip kuşanmış insanlar tarafından baştan ayağı süzülüyor. Dalga dalga hoşnutsuzluk yayılıyor etrafa; nereden geldi ki bu ve neden?
Hırkalı kadın, -anne mi, abla mı, bakıcı mı belirsiz- kızın hâlini çoktan kabullenmiş, yüzünde huzurlu bir ifade var. Ağır ağır ilerleyen sıradakilere kendince açıklamalar yapıyor. Bir yandan da kızın eşofman üstünü aşağı çekip pantolonun sımsıkı sardığı geniş kalçalarını kapatma derdinde.
“Ev hâliyle çıktık. Film diye tutturdu. Şuna komşular gitmiş, onlardan duyduk. Gidelim de gidelim, gülelim biz de… Canımı yedi.”
Tam arkalarında, devetüyü mantosunun yakasına kırmızı bir gül broşu takmış yaşlı kadın belirli bir mesafede durma gayretinde. Yine de onlara en yakın insan olduğu için dinlemek ve tepki vermek zorunda hissediyor kendini. Gergin yüzüne sahte bir gülümseme oturtmaya çalışarak kahverengi deri çantasından bir kâğıt mendil çıkarıyor; üstüne küçük şişedeki kolonyasından damlatıp burnuna götürüyor. Ortama yayılmakta olan kokuya karşı küçük bir tedbir.
Kız durduğu yerde zıplamaya başlıyor, dilinde ne olduğu anlaşılmayan bir şarkının nakaratı. Arada mutlulukla ilgili bazı sözler geçiyor. Hırkalı kadın ağız dolusu gülüyor, neşeleniyor kıza bakıp.
“Saftır, zararsızdır. Dışarı çıkınca böyle sevinir garibim. Azıcık gülsün değil mi ama? Ana yok baba yok, akıl yok.”
Kırmızı gül broşlu kadının yüzünden merak, acıma, hor görme geçiyor sırayla. Kız aniden şarkı söylemeyi bırakıyor. Afişlerin durduğu duvara yaklaşıp filmleri inceliyor. Hırkalı kadın kızın yanına gitmiyor ama onu göz hapsinde tutuyor. Bir sağ bir sol ayağına veriyor ağırlığını.
Afişlerden birisinde yer alan takım elbiseli adamın siyah saçlarının olduğu yere eliyle vura vura bağırıyor kız.
“Bu işte bu, bunu gördüydüm bir yerde. Buna gidelim. Güzel adam.”
Gişe görevlisi ters ters bakıyor kıza, sıradakilerden uğultular yükseliyor, bir iki cık cık. Hırkalı kadın afişin önüne gidip kızın elini yavaşça iki elinin arasına alıyor, kırpık saçlarını okşuyor.
“Kuzum, biz buna gidiyoruz bak, Gönül ablan dedi ya geçen. ‘Azize güler, eğlenir’ dedi ya.”
Azize ayaklarını yere vuruyor inatla. Elini kadının elinden kurtarıyor.
“Güzel adama baksana, güzel, bak bak!”
Kadın kızın omzuna dokunuyor, sırtını sıvazlıyor, kafasına masajlar yapıyor. Azize kadına yaslanıp tekrar sıraya giriyor. Mutsuz, yüzünden düşen bin parça.
Kırmızı broşlu kadın onlara bir adım yaklaşıyor -sadece bir adım- hâlâ gerekli mesafe var. Elindeki kolonyalı mendili kokluyor ara ara.
“Azize’cim ben de o komik filme gideceğim. Güleriz beraber.”
Azize kadına doğru yürüyor, kadın geri çekiliyor. Kız durmuyor, hoyrat adımlarla kadına iyice yaklaşıp kırmızı broşa dikiyor gözünü. Sonra elliyor onu, parmaklarını kıvrımlarında dolaştırıyor.
“Bana versene” diyor gözlerini kocaman açıp.
“Olur mu hiç “diyor hırkalı kadın. “Başkasının şeyi istenmez.”
Telaşla af diliyor broşlu kadından.
“Kusura bakmayın. Aklı ermiyor.”
Tam o anda önlerden biri sesleniyor. O gülünecek filmin biletleri tükenmiş, bekleyen varsa beklemesinmiş. Hayal kırıklığını andıran mırıltılarla önden arkaya gidenler ve merakla arkalardan öne gelenler oluyor.
Azize neler olduğunu anlamadan, kafasını bir o yana bir bu yana çevirip gelenlere gidenlere bakıyor. Hırkalı kadın gitmeleri gerektiğini söylüyor onun kulağına. Kız önce ter ter tepinmeye sonra kadına vurmaya başlıyor. Kadın elleriyle kafasını kollamaya çalışırken bir yandan ona güzel sözler söylüyor.
“Azizem, üzülme kınalı kuzum. Söz, getiririm yine.”
Azize durmuyor, kadına gelişigüzel tokatlar, yumruklar vuruyor. Sıradakiler iki yana açılmış, dehşetle seyrediyorlar olup biteni. Arkalardan biri insanları yararak geliyor, uygun bir açı yakalayıp telefonuyla olayı kaydediyor. Birinin “Güvenlik çağırsanıza, öldürecek kadını” dediği duyuluyor.
Kırmızı broşlu kadının sesi duyuluyor bir an.
“Azize kızım!”
Kız durup kadına bakıyor. Yakasından çıkarıp eline aldığı broşu görüveriyor. Hırkalı kadını bırakıp ona koşuyor. Broşu koparırcasına alıyor kadının elinden. Yanakları kıpkırmızı, saçı başı dağınık halde olan hırkalı kadına veriyor. Kadın broşu yün yeleğine takıyor kızın. Sersefil kıyafetlerin üzerinde azametle parlıyor kırmızı gül.
İki yana ayrılmış sıradakilerin arasından, başları dik, el ele çıkışa yürüyorlar. Hırkalı kadın, devetüyü mantolu -artık- broşsuz kadına bakıp belli belirsiz gözlerini kırpıyor.
İnsanlar onları izlemeyi bırakıp sıralarına dönüyorlar. İndirimli halk günü…
Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
