Karton Yuva

Gündüzden kalma maskeleri suyla temizlemeye gidip, suyun berraklığını alıp gelecek olan tekil şahsın gelişini beklemek üzere, kelimelere sığınan çoğul şahsın güvercinleri üzerine bir denemedir…

 

Güneşin lekelerini bırakıp unuttuğu bir zamanda küçücük bir kız çocuğu yeşilden maviyi çalan renklerin oluşturduğu ovada, gözlerinde hanımelleri, yanaklarında karanfillerle, bayram gelmiş gibi  oradan oraya kelebeklerin peşine düşüp, ovanın hemen yamacındaki sararmış yapraklarını  dökmüş bir  ağacın altına sığındı. Kelebekler avuçlarına, saçlarına konup sessizce küçük kız çocuğuna sevdiği şarkıları söylemeye başladılar. Küçük kız gözlerini kapadı bir daha açmak da istemiyordu. Düşündü benim kızım da kelebeklerin peşine düşüp kelebeklere yakalanır mı diye. Duramadı sabırsızca açtı gözlerini, gözleri kelebek, saçları güvercin oldu, gelecek zamandan geriye bir şey kalmadı. Topladı adsız ağacın sararmış yapraklarını birer-birer, topladıkça sararmış ağaç yeşillenmeye başladı, sararmış yapraklarına dokunan güvercin saçlı,  kelebek gözlü kızın peşinden tüm dallarını toprağın altına bıraktı. Yine dallarında tomurcuklar filizlendi, küçük kız çocuğu kelebeklerini de karanfillerini de aldı, benim de küçük kız çocuğuma anlatacak hikayem var deyip tekrar gözlerini kapadı.

 

“Sadece bir rüyaydı” diye başlayıp devam eden şarkıyı söylerken, ayaklarını oynatan şarkıcının ruh halini anlayamayan yazarın ruh hali şöyleydi…

 

Sakince rayından çıkan saklı kalmış göğsündeki sıkıntıyı güvercinlerin kanatlarına bırakmak için uykuya daldı. Uykusunda bir çift kartal kanatlarını açmış çığlıklarla kayalıkların üzerinde pike yaparak avuçlarına konmaya hazır güvercinlerin yüreğini  parçalamaya başladı. Güvercinlerin annesi özenle bulup getirdiği yiyecekleri yuvanın kenarındaki sararmış kuru otların üzerine bıraktı. Sersem yavruların gözleri daha açılmamıştı. Güneşi görmek istediler, güneşe kanat açmak istediler, anneleri sıcak bir kursak içinde sunmak istedi içindekileri, zavallı  gözleri açılmamış yavrular bağırmak istediler, daha sesleri bile çıkamayacak kadar küçüktüler, bağırmayı kartallardan öğrenmeyi denediler, kartallar annelerinin peşine düşmüştü. Issız bir sokağın karanlık bir köşesinde üzerine kartonları örtüp yatan bir sarhoş, gün doğmadan kartalların çıktığı kayalıklara ellerini koydu. Sessizce, kimsesizce, kendince, susuverdi. Kartondan evi muhteşem sıcaklıkları içerisinde barındırıyordu. Kimsesiz  gözyaşlarını her gece tutar göğsüne bastırırdı, çocukları onu sınırsız bir evrenin köşesi, kenarı olmayan ufacık küreden bir dünyaya terk etmişti. Dayanamadı gülmeyi bilmeyen güvercin yavrularına, mevsimsiz açan çiçekler gibi fırtınalara kapılıp yok olmalarını istemedi, kartondan yuvasını onlara bırakıp sessizce karanlık sokaklarda kayboldu.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir