Sena Şahin

BUHRAN

Bir yerden başlamam lazım. Ya da artık bir yerde bitirmeliyim. Bu kararı verene kadar çok mücadele ettim. Çok çabaladım. Kendimi sevmeye bile çalıştım. Bu en zor tarafıydı. Çok kitap okudum. Zihnimle oynayacak, biraz da oynatacak kadar hem de. Dostoyevski, Tolstoy, Tanpınar, Camus ve diğerleri. İyileştirir ve rahatlatır diye umdum. Olmadı. Sancılarım azdı, dikkatim azaldı. Yarım bırakmaya başladım kitapları.

Çok film izledim. Komedi, macera, fantastik, romantik… Hiçbiri keyif vermedi. Sıkıcı, saçma, vasat buldum çoğunu. Sonunu beklemeden ve merak etmeden durdum filmlerin.

O zaman dedim meditasyon yapayım. Nefes aldım, nefes verdim. Gözlerimi kapadım, varolmamın dayanılmaz hafifliğine kendimi bıraktım ama ağır geldi bir şeyler ruhuma, ne olduğunu anlayamadım. Ben de gözlerimi hemen açtım. Varlığım çok ağırlaşmıştı.

Dans etmeye çalıştım. Salsa, Cha Cha, Rumba. Hoca kızdı bana, grup dinamiğini bozuyormuşum. Attı beni arka tarafa. Arkada kaldım bir başıma, hep ritmi kaçırdım ya da hiç o ritmi yakalayamadım. Dans edemedim madem müzik dinleyeyim dedim. Her telden. Bazen iyi geldi, bazen de feci hırpaladı beni. Hırpalanmak hoşuma gitmedi, sesini kıstım müziğin, sessizliği dinledim.

Güzel yemekler yedim. Şarap içtim, rakı içtim; az da tekila. Hepsi bitene kadar iyiydi. Bitince midem bulandı, çıkardım hepsini geri. Hissettiğim duygu hiç hoşuma gitmedi.

Bolca yürüdüm. O uzun ama gürültülü yürüyüşlerin üzerine mis kokulu, farklı coğrafyalardan kahveler içtim. Kenya, Etiyopya, Kolombiya… Tatları hep aynıydı ya da benim ağzımın tadı yoktu. Ayrıca uyutmadı o kahveler. Bitkin, yorgun bir enkazın altında günlerce kurtarılmayı bekledim sanki. Çekilip kolumdan, sarılıp sarmalanıp bir battaniyenin içinde huzurla uyuyabilmeyi istedim. Olmadı. Uyuyamadığım gibi uyanamadığım da oldu pek tabii. Ben de yattım eskimiş döşeğimle, kalın yorganımın arasında. Doğmak istemeyen bir cenin pozisyonunda.

Sabahı akşam, akşamı sabah ettiğim oldu. Fark etmedi ya da ben fark etmedim.

Aynanın önünde gülme egzersizi yaptım. Çoğu denemem ağlamayla ya da sinir bozucu, yapay bir kahkaha ile sonuçlandı. İyi gelmedi. Aynaya küstüm, üzerine bir örtü örttüm. Yüzümü unuttum, gülmeyi zaten bilmiyordum.

İnsanları sevmeye çalıştım. Kırgınlıklarımı unutmaya, kıranları affetmeye çabaladım. Atanları tutmadım, tutanları da saldım. Dinledim çoğunlukla. Yargılamadım. Dinlendiğimi sandım. Yanılgıymış, onu da sonradan anladım. Acımasızca yargılandım. Mış gibi yapanlara, mış gibi yapamadım. O yüzden daha çok arttı insanlara öfkem ve nefretim. Karar verdim, insanları artık hiç sevmeyecektim.

Denemediğim daha bir sürü şey var biliyorum ama gücüm bitti. Delilik sınırında, bilinçaltımın, bilinçdışı karanlığıyla kala kaldım. Bu bekleme odasındaki varlığım, diriliş direnişimin son hamlesi artık.

Saat 10.50. Bir sürü sandalye ve kanepe arasından kahverengi deri bir tanesini seçtim. Deri koltuk çıplak bacaklarıma yapıştı. Bacak arkalarım terden sırılsıklam. Keşke pantolon giyseydim. Çiçekli, mini, kırmızı elbisemi giymekle neyi göstermek istedim ki? Yıllardır giymediğim bu elbise; solmuş ve hasarlanmış benliğimin hala içinde umut varmış gibi kendini ispata çalışma efekti mi? Manasız bir başkaldırı. Absürt bir düşünce. Yüzüme oturmayan bir maske ve kostümle ne yapıyorum burada? Neyin çabasındayım hala? Düşünemiyorum artık sebebini? Hem ben kırmızıyı hiç sevmem ki! Yanlış hatırlamıyorsam bu elbise bir hediyeydi. Adı neydi? Kimdi? Sevdiğim renk hangisiydi? Gri? Mavi? Siyah?

Ayağa mı kalksam, bacaklarımdaki ıslaklık çok rahatsız etti beni. Zaman da hiç geçmek bilmedi. Oysa randevu saatimden sadece on dakika erken geldim. Beklemeyi hiç sevmem. Neden hala beni içeri almadılar ki? Ne anlatacağım ben şimdi bu adama? Ne saçma! Ne aciz hallerdeyim. Gitsem mi hemen şimdi? Bacaklarım da sırılsıklam zaten, yapış yapış oldu her yerim. Saat 11.00 oldu. Tam randevu saati. Geri sayıma başlıyorum kalkıp gitmek için, karar verdim hemen şimdi. Altmış, elli dokuz, elli sekiz, elli yedi, elli altı,

“ Mihri Hanım, Ersoy Bey sizi bekliyor. 3 numaralı odaya geçebilirsiniz.”

Bir tuhaf oldu içim. Tam da kaçmayı düşünürken, geri sayım başlamışken. Artık girmek zorundayım içeri. Ersoy Bey beni bekliyor. Ne anlatacağım ki ben şimdi bu adama? Bir de adama. Ne işim var benim burada? Of ya!

Derin bir nefes al ve kalk Mihri. Ersoy Bey, 3 numaralı oda.

Venge renk bir kapı, ne kadar da sıkıcı bir renk. Üzerinde gümüş renkte 3 rakamı. Numerolojideki anlamı ne acaba? İyi bir rakam mı bu 3? Ne saçma düşüncelerdeyim ya! Tıklattım yavaşça kapıyı ve kapı kolunu indirdim aşağıya. “Gel” demesini mi bekleseydim acaba? Belki gel demezdi, ben de çeker giderdim evime.

Kaçış kalmadı artık.

Adım attım içeri. Sıkıcı renkteki kapıyı kapattım arkamdan. Ersoy Bey’e göz ucuyla sakat bir tebessüm atıp oturdum kumaş döşemeli rahat koltuğa. Bu iyi geldi ama koltuğun döşemesi yumuşacıktı, bacaklarımdaki teri hemen emdi. Rahatladım biraz. Göz ucuyla etrafı kolaçan ettim. Öyle kayda değecek bir şeylerin olmadığı, sıradan bir oda. Ne bekliyordum acaba? Altın varaklı koltuklar mı? Sanat eseri tablolar mı? Orijinal aksesuarlar mı?

Ben öyle düşüncelerimle birlikte bakınırken etrafa “Hoş geldiniz Mihri Hanım” cümlesiyle irkildim. Birden hatırladım neden oraya gittiğimi. Koca bir tükürük topu oturdu boğazıma sanki. Hoş buldum diyemedim. Merhaba diyemedim.  Yutkundum ve söyleye söyleye

“Haaa evet” diyebildim. Ne saçma bir cevap! “Haaa evet” ne ya? Hep yapıyordum bunu zaten lüzumsuz yerlerde, lüzumsuz kişilerle; lüzumsuz sohbetler, lüzumsuz işler…

“Sizi dinliyorum” dedi Ersoy Bey.

Ne diyeceğimi bilemedim. Lüzumsuz bir cümle miydi? Karar veremedim. Şaşırdım bir an. Ne anlatmalıydım? Beni dinleyecek miydi gerçekten? Çekip gitsem mi? Susup kalsam mı? Zihnim bu sorularla uğraşırken, nefesim kesilir gibi oldu. Derin ama çok derin bir nefes alma isteği duydum, nefesi aldım. Nefesi verirken de kontrolsüzce dökülüverdi şu dört kelime ağzımdan.

“Ben hiç iyi değilim.”

 

Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir